İstanbul, en sıcak yazını geçirmekte.
İnsanlar, yerlisi yabancısı serin bir yer derdinde.
Elbet yerel yönetimlerin parkları mevcut.
Ne ki gölgeliğin de tarihî olması, sanki insanların önceliği.
Bu nedenle sultanların bahçelerinde adım atacak yer yok.
Her seferinde sultanlara sayıp dökenler,
Yeni yetme parklardansa,
Tarihî ulu ağaçların serinliğini daha çok sevmekteler.
İstanbul’un hâlâ misafir ağırlayan, konuklarını karşılayıp uğurlayan tarihî korularından ne Gülhane’den vazgeçilmekte,
Ne Emirgan’dan.
Ne Yıldız Korusu unutulabilmekte,
Ne de Beykoz Korusu, Fethipaşa Korusu, Küçüksu Mesiresi…
Kentin kalbine kayıtlı kıymetli köşeler.
Yeni parkların içinde ecdat gibi derin düşünülüp havuzlar, arklar, çeşmeler, sel sebiller, limonluklar yapılmadığından mıdır?
Ya da havadar olmasına bakılmadan inşa edildiğinden midir?
Yeni parklar fazla da revaç bulmamakta.
Beykoz’da Kanuni Ormanı, spor yapanlar için tesislerin hazırlandığı ulu ağaçlarla kaplı bir yer.
Fakat havası çok boğucu.
Polonezköy’deki yürüyüş ormanı da, karanlık dokusu ile gezeni korkutan bir gerilim platosu.
Yine Beykoz’da Karlıtepe piknik alanı, ferahlatıcı havası ile adeta bir terapi merkezi,
Beton çölde bir vaha olan Yıldız Korusu, eski ve kıymetli bir ağaç müzesi.
Yıldız’ın eğimli arazisi, değerli köşk ve kasırları da taşımakta.
Bir anı defteri gibi daha ziyade annelere ithaf edilmiş yapılarla, duygusal evlatların da resmi geçidi.
Ne 3. Selim annesi Mihrişah Hatun’u unutabilmiş bu yapılaşmada, ne Abdülmecid, annesi Bezmiâlem Valide Sultan için köşk yaptırmaktan geri durmuş.
Abdülaziz Büyük Mâbeyin Köşkü, Çit Kasrı, Malta ve Çadır köşklerini inşa ettirmiş.
II. Abdülhamid, Dolmabahçe Sarayı’ndan hoşlanmayıp Yıldız Sarayı’na taşınmış. O da Küçük Mabeyin Köşkü, Şâle Köşkü, Yıldız Camii, Çini Atölyesi, Kütüphane, Tiyatro, Marangozhane, Eczahane ile kendi sanat zevkini sergilemiştir.
Yıldız Sarayı’nın hasbahçesi; havuzları, fıskiyeleri ile bir masal,
Fakat bugün Yıldız Korusu denilen sarayın dış bahçesi de has bahçeden geri kalmamakta.
Çırağan Sarayı’nın arka bahçesi, Yıldız Sarayı’nın da dış bahçesi olmak ona yetip artmakta.
İstanbul’un en büyük korusu unvanını taşımakta,
Yıldız Korusu’nun yaşı 1600’lü yıllara değin gider.
O zamanki ismi Kazancıoğlu Bahçesi idi.
4. Murad, bu bahçeyi sahibinden satın alarak kızı Kaya Sultan’a hediye eder.
Lale devrinde, Çerağan Alemleri denen dönemin çeşitli eğlencelerine ev sahipliği yapar.
Tarihi korunun asıl değeri, anıt ağaçlar ile bezenmesindendir.
Yapraklarını dökmeyen özel meşelerden tutun; sedirler, çamlar, köknarlar, ladinler, ardıçlar, kestaneler, akasyalarla bir ağaç müzesidir aynı zamanda.
Yürüyenler, koşanlar, kahvaltı edenler,
Asma köprüler, su arkları, havuzlar, şelaleler, göletler,
Kuş sesleri, sincaplar, sükûnet, iksir, huzur,
Hepsi sultanın bahçesi Yıldız Korusu’nda.