“Kovid-19’un şerrinde hayır aramak…”-2

Ne diyorduk? “Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?” başlıklı tam 49 (kırkdokuz) yazımın birincisi 23.03.2020 tarihinde yani Kovid-19’un başlarında bu köşede yayımlandı… Kovid-19 ile ilgili olarak daha sonra da yeri ve zamanı geldikçe yazılar yazdım… Virüs vesilesiyle hem özel yani şahsımız ve yakınlarımızla ilgili yazı yazdım… Hem de daha ziyade dünya düzeni ile ilgili genel uyarılar yaptım… Yazı ve uyarılarımın faydalı olması dua ve dileklerimle birlikte… “Kovid-19’un şerrinde hayır aramak” başlıklı Prof. Dr. Faruk Beşer’in yazısı ise 05.11.2021 Cuma günü Yeni Şafak’ta yayımlandı, yazar önemli hatırlatmalar yaptı… Bu yazının kalan bölümünü okumaya devam edelim…

“Sağlığın ne büyük nimet olduğunu bir nebze olsun anladık. Değil hasta olmak, hasta olabiliriz endişesi bile ağzımızın tadını bozmaya yetti. Bir yönden de korkumuzdan da olsa, dua edebilmeyi hatırladık. Düğünlerde, nişanlarda, davetlerde, şatafatlı iftarlarda sınırsız israf edenler, cenazeleri bile gösterişe çevirenler. Şimdi bu israflar olmadan da bunların yapılabileceğini anlamış olmalıdırlar. Bunlar aslında Allah’ın ‘tekâsür’ diye takbih ettiği kötü ahlâktı. ‘Benimki seninkinden daha çok yarışı sizi oyalıyor, ta kabirleri ziyaret edinceye dek’ (102/Tekasür 1, 2). Bunun bir adı da gösteriş istihlakidir. Bunu camilerde bile sürdürdük, bizim cami sizin camiden daha süslü demeye getirdik. Abdullah bin Abbas, ‘İnsanlar camileri süslemeye başlarlarsa kıyametin yaklaştığını anlayın’ demişti. Camilerin süsü/imarı cemaattir. Cami adabına riayet etmediniz, saflarınızı sık tutmadınız, farzların ve sünnetlerin yerini iyi kavramadınız. Sonra madem öyle, açılın bakalım birbirinizden, saflarda omuz omuza veremediniz dendi bize. Oysa bu temas Müslümanlar arası sevginin bir oluşma sebebi idi. Camilerin meşru fonksiyonlarını unuttunuz, hepsi birden elinizden alındı. Artık cami adabını yeniden düşünüp işe yeniden başlamalısınız. Camilerde ona buna tespih fırlatmayı sünnet sanıyordunuz, şimdi biriniz tuttu diye öbürünüz artık o tespihlere dokunamaz oldu. Kovid-19 bu yanlışı da düzeltmenize yaradı. Daha ne yapsın?”

Yazı bu kadar! Yazar CAMİ, cami adabı, camilerde yapılanlar ve aslında cami ile cemaatin nasıl olması gerektiği ile ilgili bazı hatırlatmalarla yazısını sonlandırmış.

Aynı gün aynı gazetede, Yusuf Kaplan da “Camiler Protestanize edilemeyecek!” başlıklı bir yazı yazmış, daha doğrusu MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) müdavimlerinden birinin yazdıklarına yazısının sonunda yer vermiş; yazının sadece o bölümünü okuyalım…

“Sizi Hayrunnisa Karaman kardeşimizin hacmi küçük ama imaj dünyası büyük ve metaforik dili güçlü, kısa, özlü ve güzel metniyle baş başa bırakıyorum:

“CAMİLER PROTESTANİZE EDİLEMEYECEK!

Yolda karanlığın çöktüğü anda, yalnızca ışıklar belli olur. Cami ışığı ta uzaktan haber eder varlığını... En çok da bu ışığa aşinadır cami âşığı... Çünkü varlığın hakikatinin taşta ve taşla ete kemiğe bürünmesidir cami, hakikatin varlığının... Hakikatin ışığının: Işığın hakikatinin. Yalnızca hakikatin ışığının sadâsı saçılır etrafa caminin minarelerinden ve her yerinden... Cami ışıklarını gördüğünüzde orada bir hayat olduğunu anlarsınız. Çünkü yaşamanın adıdır cami. Camiyi yaşamaktır ‘yaşamak’. İnsan, varlığın ‘öz’üdür. Cami, bu özün özgürlüğüne kavuştuğunu hissettiği yegâne mekânıdır bu dünyada. Cami ‘öz’ünden koparılamayacak! Camilerin içi boşaltılamayacak! Camiler Protestanize edilemeyecek! ‘Biz’ burada olduğumuz sürece... Biz buradayız, buradaydık ve burada kalacağız... Kişi, caminin ruhunu yaşayınca özü de, sözü de hakikati haykırır. Batılın karşısında minare gibi dimdik olur. Ferşten arşa; köklerden göklere yükselir... Hakk’ın karşısında hilâl edasıyla belini bükerek aczini bilir... ‘Camisiz’ bir toplum düşünülemez. Camisizseniz ‘cem’siz’siniz demektir. ‘Cem’ olmadan toplum olunmaz! Yoğrulmadan doğrulunur mu? Doğrulamadan doğrultulur mu? Hilâl olup yoğrulacak, minare olup doğrulacak, minber olup doğrultacak! Hilâl gibi beli bükük ama özünden, derinden ve kendi ‘nehir’inden... Bu duruş, kurtuluş olacaktır! Bu duruş, susuzluğa su sunuş olacaktır! Ve bu duruşla gerçek olacaktır, ‘ol’uş ve doğruluş... İnşallah...”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder

# Allah

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Kovitsiz Günler - “Camilerde ona buna tespih fırlatmayı sünnet sanıyordunuz.., “ cemaat de çok iyiydi ama, bir tane ofsayıt yapan, ya da tesbihi taca atan olmazdı; görmedim yağni

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 13 Kasım 10:33


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?