Buz dağının arkası

Sokağa çıkma yasağını duyar duymaz marketlere koşturan insanların o trajikomik görüntülerine şahit olduğunuzda ne hissettiniz? Sanki kırk yıl sürecek bir kıtlık haberiyle evlerinden fırlamış onlarca insanın telaşına tanık oldunuz değil mi? İnsanlar canhıraş bir şekilde koşturuyor, birbirlerini itip kakıyor ve kontrolsüz hareketlerle marketlere saldırıyorlardı. Ne olmuştu sahi? Sonu gelmeyen bir kıtlık sürecine mi giriyorduk? Ölümcül bir açlığa mı maruz kalmıştık? Hayır, hayır… Sıradan bir gündü ve epey zamandır vahim bir salgınla mücadele ediyorduk ve ruh halimiz olumsuz yönde etkilenmişti. Bir belirsizliğe doğru sürüklenmekteydik, ne olacaktı, süreç nasıl işleyecekti? Fakat sorunumuz açlık değildi, sorunumuz bir şeylere sahip olamamak değildi, sorunumuz iç dünyamızı yiyip bitiren bir göz açlığıydı ama kimse buz dağının arkasındaki tehlikeyi görmüyor, göremiyordu…

Uzmanlar bütün dünyayı etki altına alan virüsten korunabilmek şu iki hususa dikkat etmemiz gerektiğini vurguluyorlar: Sosyal mesafe ve izolasyon… Fakat bütün bunlara rağmen virüs yayılmaya devam ediyor. Virüsün yayılmasını önlemek için alınan sokağa çıkma yasağının iki saat önce açıklanması ise kaygıları ile başa çıkmaya çalışan halkı paniğe sürükledi. Devlet ricali bu konuda halkın hassasiyetini dikkate almalı, yasağın tarihini daha evvel açıklamalıydılar ancak bu durum böylesine kritik bir süreçte sokaklara dökülmemiz için gerekçe olarak gösterilebilir mi? Aslolan sağlığımız, aslolan hastalığın bulaşmasını önlemek değil midir?

Kırk yıl sürecek bir kıtlığa düşmüşçesine marketlere saldıran insanları görünce bunun ihtiyaçtan kaynaklanan bir şey olmadığını, aksine sorunun doyumsuzluk ve göz açlığı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündüm. Eminim ki evlerimizde en az bir ay yetecek kadar yiyecek mutlaka vardır… Ve rahat olun iki günlük süre göz açıp kapayıncaya kadar geçiverir… Fakat göz açlığına tutulan kişiler için bir şeylerin ertelenmesi kabul edilemez olarak görülür. Bu kişiler yaşamı sadece fiziki ihtiyaçların karşılanmasından ibaret görür ve bu noktada ortaya çıkacak küçük aksaklıkları dahi felaket olarak algılarlar. Zira burada kişiyi iten şey ihtiyacın karşılanmaması değil iç dünyada yaşanan sevgi açlığı ve anlam boşluğudur.

Düşünüyorum… Acaba tarihte yol kıyılarına yerleştirilen sadaka taşlarından sadece ihtiyaçları miktarınca alıp sessizce uzaklaşan insanlarımız nasıl oldu da bu duruma düştüler? Bu insanlar nasıl oldu da göz açlığına tutuldular? Ne yazık ki yaşamlarını verme üzerine kuran İslam toplumları kapitalist sistemden etkilenerek özlerinden uzaklaştılar ve vermeyi değil almayı seven fertler haline geldiler. Çünkü kapitalist sistem kurduğu ağları ile sürekli şekilde insanlara aç kalma endişesi empoze ediyor, fertleri ahlaki değerleri üzerinden değil maddi kazanımları üzerinden değerlendiriyor ve her şeyi maddiyet üzerine kuruyor. Kapitalist söylemlerin istilasına maruz kalan Müslüman halklar ise maddi ihtiyaçları merkezi bir noktada değerlendiriyor ve bütün yaşamlarını buna göre düzenliyorlar. Bu kişiler ne kadar çok şeye sahip olsalar da göz açlığından kurtulamıyor ve daha fazlasını istemeye devam ediyorlar. Talepler hiç bitmiyor, mutlulukla ve maddiyat arasında bir bağ kurduklarından kendilerini hiçbir zaman iyi hissedemiyor ruhsal sorunlara duçar oluyorlar.

Göz açlığının bir diğer nedeni ise bu kişilerin yaşamlarının ilk yıllarında sevgi ve ilgi gibi temel gereksinimlerine ulaşamamış ve bu noktada açlığa maruz kalmış olmalarıdır. Bu durumda kişi ihtiyacı olan bu değerlerin yerini sahip olduğu maddi imkânlarla doldurmaya ve yaşadığı geçici haz ile avunmaya çalışır. Oysa sahip olunan hiçbir şey sevginin yerini tutamaz, bu noktada yaşanan açlığı telafi edemez.

Göz açlığı ciddi bir sorundur ve kişi sorunuyla yüzleşip özüne dönmediği sürece kalıcı bir huzur ve sükûnet elde edemez. Peki, bunun için ne yapılabilir? Bunun için kişinin iman, teslimiyet, hamd, şükür ve sabır gibi değerlere yaslanması ve birincil görevinin insan olmak ve insan kalabilmek olduğunun farkına varması gerekir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?