Reklamı Kapat

Doktor bile ruhen ve fiziken yıpranıp tükenmiş!

‘SAĞLIK SORUNU’ ile ilgili olarak son günlerde sekiz yazı yazdım, bu dokuzuncu.

“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” meşhur sözü ile nedenini açıkladım.

Bu meşhur sözde ‘DEVLET’ kelimesi var; ‘DEVLET SİSTEMİ’ de sorunlu ve devlet sistemi bir bütün olarak sorunlu olunca, sağlık sistemi dâhil her şey ama her şey sorunlu!

“Sağlık sorunu aslında ‘Sosyal Tufan’ seviyesinde” başlıklı son yazıma, operatör doktor bir okuyucumdan, sağlık sorununun doktorlar açısından sorunlarını dile getiren makale boyutunda bir yorum geldi, aynen aktarıyorum.

“Yıllardır sağlık sisteminin düzelmesini, özlük haklarımızın iyileştirilmesini ve yaşımız ilerledikçe sırtımızdaki yükün hafiflemesini ümit ederek çalıştık. Kazancı bizden daha iyi olan pek çok meslek mensubu akşam saat 17’den sonra evlerinde aileleriyle çayını içip kuruyemişini yedikten sonra gece rahat yataklarında mışıl mışıl uyurlarken, bizler gecenin 3-4-5’i demeden trafik kazası, bıçaklanma ve kurşunlanma nedeniyle acil servise gelen hastaların ameliyatına koştuk. Zaman geçtikçe, yaşımız ilerledikçe iş yükümüzün azalmasını beklerken icaplar, nöbetler, yeni yeni iş tanımlarıyla (mavi kod nöbeti vb.) bu yük daha da arttı. Ancak sağlık cephesinde bizim lehimize değişen kayda değer bir şey olmadı. 10 yıl öncesi ne kadar alıyorsak yine o kadar ek ödeme alıyoruz, idarecilerimiz bize ne kadar ekmek o kadar köfte muamelesi yapıyorlar. İnsanı üzerinden para kazanılan bir meta olarak gören performansa göre ek ödeme sistemi tüm acımasızlığıyla devam ediyor. Maaş artar ek ödeme azaltılırsa hekimlerin çalışmayacağına dair üst yöneticilerin bizler hakkındaki septik düşünceleri kırılamadı. Ünvan ve onurumuza yakışan bir temel maaşa henüz kavuşamadık. Hâkim ve savcılara verilen ücret yıllardır bizden esirgendi.

Acillerdeki keşmekeş ve sıkıntı 10 yıldır devam ediyor ve henüz bu konuda gerçekçi, iş yükünü aile hekimlerine kaydıracak ‘önleyici hekimliği’ güçlendirecek bir çözüm bulunmuş değil. Vardiya ile sorunun çözüleceği zannediliyor. Halbuki vardiya ile ya da branş nöbetçisi hekim sayısını artırarak bulunduğu sanılan çözüm yolu ile acile giden vatandaş sayısı daha da artacak. Aile hekimliğinin olmazsa olmazı olan ‘’zorunlu sevk zinciri’’ bir türlü uygulanamadı. Oysa acildeki ve hastanelerdeki yoğunluğu azaltacak en etkili yöntem zorunlu sevk zincirini devreye sokmaktır. Yeni mezun uzman hekimle 25 yıllık kıdemli uzman hekim aynı iş yükü, aynı icap ve aynı nöbet sayısı ile karşı karşıya olup bu konuda mevcut yönetmeliklerde bir düzenleme yoktur. Maalesef mecliste vekil olan hekim arkadaşlarımız ortama uyum sağlayıp sıkıntılarımız için hiçbir gayret göstermiyor.

Hastanelerimiz hizmet hastanesiyken bir gün tabela değişimi ile ‘’eğitim-araştırma hastanesi’’ oldu. Bir süre sonra ‘’afiliasyon’’ diye ucube bir sisteme geçilerek pek çok ilde altyapısı yetersiz kurulan tıp fakülteleri ile hastaneler afiliye hastaneye dönüştü. Kendi çalışanından ziyade dışarıdan adrese teslim şartnamelerle Dr. akademisyen alımları yapılmaktadır. Pek çok küçük ildeki yeni tıp fakülteleri büyük illerde kadrosuzluk nedeniyle Prof. olamayan doçentlere kadro ihsası verilen yerlere dönüştü. Aynı işi yapan akademisyen ile uzman arasında toplam ücrette 2000 TL akademisyenler lehine fark oluştu.Afiliasyon olan pek çok hastanede iş barışı bozulup huzursuzluklara sebep oldu. Maalesef bakanlığımızın mevcut performans uygulaması nedeniyle kaliteden ziyade kantite dikkate alınarak çok hasta bakan, çok ameliyat yapan hekim muteber görülmekte, diğerleri çalışmayan, iş yapmayan konumuna düşmektedir. Mevcut hastaneler ticari işletme mantığıyla idare edilmektedir. Çok hasta bakmakla ve çok ameliyat yapmakla yöneticiler övünür oldu. Sözleşmeli idarecilerle bu konularda gelişme karneleri ile idareciliğin devam edip etmemesi yönünde uygulamalar yapılmaktadır. Oysa bu vaka artışları ne kadar hasta bir toplum olduğumuzun göstergesidir. Bakanlıkta çok sık aralıklarla bürokrat değişimi nedeniyle hafıza kaybı oluşmaktadır.

Velhasıl artık yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot misali ruhen ve fiziken yorulduk, yıprandık ve tükendik diyorum. Allah yardımcımız olsun.” (Op. Dr. Cevdet Tokat)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?