Gazetelerin manşetleri ortada… Bir gün “CHP’de kriz büyüyor” haberleriyle siyaset tartışılırken, ertesi gün “tutuksuz yargılanacaklar” başlıkları atılıyor. Üstelik dikkat edin, bu kararları yargıçlardan önce siyasetçiler dillendiriyor. “İşaret aldık”, “tutuksuz yargılanacaklar” gibi sözler, adliye koridorlarından değil, siyasi kulislerden yükseliyor. Sözcü gazetesinin haberi doğru mu acaba derken, bir de Cumhur İttifakı paydaşı olan Türkgün gazetesine baktım; o da Sözcü’nün haberini teyit ediyor.
Peki o zaman sormak gerekmez mi? Mahkemelerde kararları kim veriyor? Cübbeli hâkimler mi, yoksa parti rozetli siyasiler mi? Eğer tutuklu veya tutuksuz yargılama gibi en kritik hususlarda, karar mahkemelerden önce siyasilerden geliyorsa, orada artık adaletten değil, siyasetin talimatıyla çalışan bir yargıdan söz etmek gerekir. Bu tablo, hukukun bağımsızlığının kitaplarda yazılı bir süs cümlesinden ibaret kaldığını açıkça gösteriyor.
Yargı toplumun terazisidir. Bir kefede suç, diğerinde özgürlük vardır. Ama teraziyi tutan el artık hâkimin değil, siyasilerin eli olmuşsa, o terazi çoktan bozulmuştur. Böyle bir düzende “hukuk devleti”nden değil, “talimat devleti”nden söz etmek gerekir. Çünkü hâkim kararını kanuna göre değil, kimin iktidarda olduğuna göre veriyorsa, orada ne özgürlük kalır ne de güven.
Bugün mahkeme salonlarının üzerine siyaset gölgesi düşmüş durumda. Savcıların iddiaları bile çoğu zaman siyasi demeçlerin gölgesinde okunuyor. Kararların gerekçeleri değil, parti sözcülerinin açıklamaları konuşuluyor. Bu, sadece muhalifler için değil, ülkenin tamamı için büyük bir tehdittir. Çünkü adaletin çökmesi, ekonomiden siyasete, güvenlikten toplumsal barışa kadar her alanda derin yaralar açar.
Türkiye’de yıllardır “yargı bağımsızlığı” sloganını dinliyoruz. Ama geldiğimiz noktada bağımsızlık masalı çoktan bitmiş görünüyor. Partiler yargının üzerine gölge gibi değil, doğrudan ağırlık koyuyor. Hakimlerin kararlarını artık vicdanı değil, siyasetin rüzgârı belirliyor. Böyle bir düzenin adı demokrasi olamaz. Çünkü demokrasinin temeli adalet, adaletin temeli de bağımsız yargıdır.
Bugün mahkeme kararlarından önce siyasilerin demeçleri konuşuluyorsa, yargının kalemini değil siyasetin mikrofonunu izliyorsak, adaletin itibarı ayaklar altındadır. Böyle bir sistemde kimse kendini güvende hissedemez. Adaletin olmadığı bir yerde yatırımcı da gelmez, vatandaş da huzur bulmaz. Toplumun ortak vicdanı yara alır.
Bugün susturulan hukuk, yarın hepimizin özgürlüğünü susturacaktır. Bu gibi durumlar tarihte çok olmuştur; baskı ve talimatla şekillenen yargılar eninde sonunda çökmüş, ama arkalarında büyük enkaz bırakmıştır. 12 Eylül’ün darbe mahkemeleri, 28 Şubat’ın brifingli yargıçları, yakın geçmişte FETÖ’nün kumpas dosyaları… Hepsinin ortak özelliği aynıdır: Siyasetin veya güç odaklarının emrine giren yargı, sonunda kendi meşruiyetini yok etmiş, kararları tarihin çöplüğüne atılmıştır.
Bugünün suskunları unutmasın: Yarın aynı adaletsizlik onların kapısını da çaldığında, artık itiraz edecek güçleri kalmayacaktır.