İktidara yakın işadamları dernekleri ve kuruluşlar hep bir ağızdan hükümetin almış olduğu “erken seçim” kararını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyorlar. Hatta öylesine mutlu olmuş durumdalar ki, “Bu karar ile bu belirsizlik yükü ortadan kalkacak” bile diyorlar.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, buna “erken seçim” değil de “erken oğlu erken seçim” demek gerekir herhalde. Çünkü bugünden karar alıp da 2 ay içinde seçim yapmak, açıkça bir “yangından mal kaçırma” halidir ve iş bu kadar “ince hesaba” kaldıysa “ittifak” için durum pek de iç açıcı değil demektir.

Oysa ki, tüm koşullar siyasi iktidarın lehine değil mi? Hem Hazine yardımı alıyorlar, hem örtülü ödenekten para harcayabiliyorlar hem de Cumhurbaşkanlığı bütçesini, ilçe kongreleri de dahil olmak üzere her türlü parti faaliyetine harcayabiliyorlar. Propaganda gücü ellerinde, memleketteki gazete ve televizyonların çok büyük çoğunluğu tarihte görülmemiş bir şekilde kendi kontrollerinde. Ellerindeki medya ile her türlü algıyı yayabilme imkanına sahipler. Ekranlar sürekli olarak iktidarın en ufak bir açıklamasına, toplantısına, mitingine vs açık durumda.

Muhalefet kanadı ise devlet televizyonunda bile kendisine yer bulamaz bir halde. Birkaç televizyon ve gazete dışında sesini duyuracak mecraı yok. Sadece sosyal medyadan kendini ifade edebilme imkanına sahip. Siyasi iktidarın, elindeki korkunç propaganda gücünün de etkisiyle, üzerine yapıştırdığı saçma sapan yaftaları bile izah etme imkanı yok denecek kadar az. Seçime dair kendini ifade edebilme şansı da fazla değil. 

Zaten bu denli bir haksız durum söz konusuyken, buna bir de OHAL koşullarında seçime gidileceğini ekleyince, daha fazla söyleyecek bir şey de kalmıyor aslında.

Burada enteresan olan durum, mevcut iktidarın “baskın seçim”e gerekçe olarak “belirsizliğin ortadan kaldırılmasını” ortaya sürmesi. Bunun Türkçesi, kendisi iktidarda olduğu ve meseleleri içinden çıkılmaz hale getirdiği ve dahi çözüm üretemediği halde, yine kendi döneminde oluşan “belirsizliği”, bir baskın seçim neticesinde seçimi kazanarak çözebileceğini iddia etmektir. Esasen bir “başarısız olduk” itirafı değil midir bu? Aslına bakılırsa, durum bu kadar absürt bir hal almıştır.

Bahçeli’nin erken seçim açıklamasından sonra Ekonomi Bakanı’nın yaptığı “ekonomi için iyi olacak” açıklaması ve piyasaların “erken seçim”e verdiği “olumlu” tepki bile, ekonominin bugün içinde bulunduğu çıkmazı gösteriyor zaten. Siyasi iktidara göre, ekonomideki bu çıkmaz durumun müsebbibi de parlamenter sistem oluyor herhalde.

Aslında şöyle bakmak lazım. 1.5 sene bekleme süresini ve seçim gündemini ortadan kaldırıp bir an önce yeni sisteme geçilmesinden bahsediliyor. Ve bu “belirsizliğin” ekonomiyi kötü etkilediği gerekçesi öne sürülüyor. Tamam da, resmen geçilmemiş olsa bile şu anda fiilen bu sistem uygulanmıyor mu zaten? Mevcut iktidar, hangi işi yapmak istiyor da önüne bir engel çıkıyor mesela? Meclis çoğunluğu elinde, kurumlar herhangi bir şekilde engel teşkil etmiyor, OHAL’in etkisiyle birçok şeyi bir KHK ile halledebilmek mümkün. Yani, bugün ne yapılmak isteniyor da “sistem” yüzünden yapılamıyor acaba? Bu sorunun cevabını kimse verebiliyor mu? Hayır.

Bu arada, “mal bulmuş Mağribi gibi” bir anda ortaya çıkan ve siyasi iktidarın gözüne girme gayretiyle sevinçli mesajlar veren iş dünyasına da sormak lazım. Madem bu kadar memleketin hayrına olduğunu düşünüyorlardı da, neden bugüne kadar “erken seçim”e dair tek bir kelime bile etmediler acaba? Siyasi iktidar bu kararı almasa, kendilerinin tabiriyle “belirsizlik” haline bile isteye rıza mı göstereceklerdi yani?

Sözün özü, “kendi döneminde yaşanan olumsuzlukları düzeltmek” ve “kazanırsak her şey düzelecek” vaadiyle seçime gitmek de herhalde bize özgü bir ilginçliktir.