Nam-ı diğer 'Baba'nın bir cümlesi miydi acaba; “Seçimler diş macunu gibidir, bir kere tüpten çıkarsa bir daha geri girmez içeri!”
Seçimlerin erken yapılacağına dair bir söylenti yayılmaya başladığında artık o seçim asla zamanında yapılmaz, mutlaka erken yapılır anlamına geliyordu bu yakıştırma...
Siyasette görevlendirmeler de, görevden almalar da öyledir…
Hatta istifalar da…
***
Mehmet Keçeciler...
ANAP’ın ilk dönemlerinde güçlü isimlerden biriydi… Partinin ikinci adamıydı. Rivayet odur ki, Turgut Özal bir karar alacağı zaman istişare ettiği isimlerden biriydi, Mehmet bey! Mesut Yılmaz, Güneş Taner başta olmak üzere liberaller bu durumdan hazzetmiyordu!
Semra Özalda Keçeciler’in gitmesini istiyordu.
Başbakan Özal ve arkadaşları, Göcek’te bir işadamının yatında tatil yaparken eşi Semra Özal ve arkadaşları ile lades tutuştu.
Ladesi erkekler kaybetti. Semra Özal’ın talebi ilginçti; ‘Ladeste kazandım. Mehmet’in kellesini istiyorum.’
Macun tüpten bir kere çıkmıştı…
Özal’ın belki hiç aklında yoktu ama tatil sonrası Ankara’ya döndüklerinde birkaç gün sonra Mehmet Keçeciler ANAP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden alındı.
***
Siyasette istifa ettikten sonra görevinize geri dönseniz bile artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını/olamayacağını en iyi o istifa müessesesini işleten bilir... Bir kere ok yaydan çıktıysa, cin şişeden çıktıysa bunun siyaseten anlamı şudur;
“Hiçbir şey eskisi gibi olmaz!”
SON DÖNEMLERİN EN GÜZEL MEKTUBU!
* “Merhaba Hale… Ben Steffi, hatırladın mı? Nasılsın? Sana bir şey söylemek istiyorum. Almancam pek iyi değil, biliyorsun. 4 sene oldu, Almanya’ya geleli ama umarım benim yazdıklarımı anlarsın. 7 ay birlikte çalıştık ve sen çok iyi bir insansın. Sen kendini ne kadar kötü hissetsen de başkalarının iyi olmasını, mutlu olmasını istiyorsun. Senden ne öğrendim biliyor musun; insanlara nasıl davranacağımı…”
* “Ben Katolik’im, biliyorsun! Ama Müslüman olmak istiyorum. Senin sayende ve neden biliyor musun;
Sen bana çok şey öğrettin. Çalışırken ben sana iki ekmek verdim; biri çok güzel görünüyordu diğeri ise hiç güzel görünmüyordu. Biri senin içindi, diğeri müşteri için. Müşteri görme engelli idi. Sen güzel görünen ekmeği müşteriye güzelce paketleyip verdin ve güzel görünmeyeni kendin aldın. O sana 10€ verdi ve sen parayı ona bozup geri verdin. O görme engelli ne aldıysa sen ödedin. Bir insan nasıl bu kadar iyi olabilirdi?”
* “Hatırlıyor musun, yaşlı bir kadın takılıp 4 bardak ve tabak kırmıştı. Şef gelip sormuştu, kadının bunları ödeyip ödemediğini ve sen kadın için ödediğin halde ‘evet ödedi’ demiştin.”
* “Ben buzdolabını kırmıştım. Şef çok bağırmıştı ve sen bütün suçu üzerine almıştın. Neden? Sana karşı çok kötü davrandığım halde, sana kötü kötü baktığım halde ve Müslümanlardan nefret ettiğim halde...”
* “Beni affet, lütfen! Senin çalışmanı istemiyordum, ne yapıp edip seni işten attırmak istiyordum. Çünkü benim ailem Müslümanlardan nefret etmemi öğretmişti. Sen farklısın Hâle. Anlamıyorum, bir insan nasıl bu kadar iyi olabilir? Sen çok iyi bir insansın Hâle.”
* “Bir şeyi unutma! Senin sayende ben doğru yolu buldum. Senin sayende Müslüman olmaya karar verdim ve İslam’ı araştırmaya başladım. Birkaç ay daha araştıracağım. Ve emin olduğum zaman Müslüman olacağım. Bunlar senin sayende oldu.”
* “Kendime Müslüman arkadaş arıyorum.
Ailem bu duruma çok karşı ama bunun üstünden geleceğim. Bir hocayla/imamla (tam olarak ne denir bilmiyorum) konuştum. Benim için program hazırlayacaklar, Müslüman olacağım için ve sende ol diye, Almanya’da yapacağım bu programı. Sen sahnede oturacaksın çünkü sen farklısın.”
* “Çok temiz bir kalbin var. Sen beni hep, ‘Steffi, alkol içme, kutlamalara gitme’ diye uyardın! Hâle, 20 yıldır her Cumartesi hep kutlamalara gittim, alkol içtim ama bıraktım. Çünkü sen haklıydın. Sen ne dediysen doğruydu.”
* “Ben 43 yaşındayım ve 17 yaşında olan biri benim hayatımı değiştirdi. Kendimi çok iyi hissediyorum, biliyor musun! Sen çok iyi bir insansın. Sana Sırbistan’dan hediye yolladım. Adresini bilemediğim için Fatma’ya yolladım, ondan alırsın hediyeni. Seni çok özledim. Akşamları ağlıyorum, çünkü seninle çalışmayı çok istiyorum ve İslam dini hakkında konuşmak istiyorum. Sana çok teşekkür ederim Hâle, her şey için... Seni seven Steffi.”
ERBAKAN HOCAMIZIN ATTIĞI TOHUMLARIN BİR SEMERESİ…
Adı, Hâle Akkuş… Milli Görüşçü bir ailenin kızı…
Almanya’nın Württemberg şehrinde yaşıyor.
Steffi’nin, Hâle’ye yazdığı mektup, tartışmasız son dönemlerde okuduğum en etkileyici mektup…
* Sırp kadının Müslüman olmasına vesile olan Hâle Akkuş…
* Fırından ekmek satın alan bir görme engelli yaşlı kadın, “Cüzdanımdan ekmek parasını alır mısın?” dediğinde, ücretini cebinden ödeyen bu ve benzeri örnek davranışları ile Alman patronu tarafından ödüllendirilen Hâle Akkuş…
* Çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile çevresinde aranan, sorulan bir isim; Hâle Akkuş…
Şunu da mutlaka vurgulamam lazım; bu tablo, Erbakan Hocamızın attığı tohumların bir semeresi, hiç kuşkusuz…
Ne güzel…
Bir son not; ilk kez bu sütunlarda yayımlanan bu mektubu bana ulaştıran Safiye Gül hanımefendiye içten teşekkürlerimi iletiyorum…
***
(“O Rapor’da talep edilenler neydi?” Gelecek yazıda…)