Allah-u Teâlâ, ilk insan ve ilk peygamber Âdem Aleyhisselam’ı yarattıktan sonra meleklere tanıtmış, onlardan saygı göstermelerini istemiştir. Meleklerin saygı secdesiyle Allah-u Teâlâ’nın emrine boyun eğmesi hengâmında şeytan kibirlenerek Hz. Âdem’e saygı göstermemiş, isyan ederek kâfirlerden olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de Şeytan’ın İlahi emre itirazla kâfirlerden oluşu şöyle anlatılmakadır: “Hani biz meleklere Adem’e secde edin (saygıyla eğilin) demiştik de bütün melekler secde etmişlerdi. Ancak İblis secde etmekten yüz çevirip kibirlendi ve kâfirlerden oldu” (Bakara Sûresi, 34).

İblis (Şeytan), kibir ve isyan ile kâfirlerden olduktan sonra Allah-u Teâlâ’dan mühlet istemiştir. Şeytan’ın mühlet istemesi ve kendisine birinci sur üfleninceye kadar mühlet verilmesi Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan edilmektedir: “İblis, ‘Ey Rabbim! Öyleyse, bana insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar mühlet ver!’ dedi. Allah Teâlâ, ‘Peki! Sen, malûm vaktin gününe (yani Birinci Sur üfürülünceye kadar) mühlet verilenlerdensin!’ buyurdu. İblis, ‘Ey Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki ben de muhakkak surette, yeryüzünde onlara (günahlardan) süslemeler yapacağım ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak içlerinden ihlâslı kulların müstesna!’ dedi. Allah Teâlâ buyurdu ki: İşte bu (koruması) üzerime olan dosdoğru bir yoldur. Evet! Hakikaten benim kullarımın üzerinde senin hiçbir hükmün yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna! Şüphesiz cehennem de, o azgınların hepsine vaat olunan yerdir” (Hicr Sûresi, 36-43).

Şeytan mühlet isterken “Ey Rabbim!” diye hitap etmektedir. Şeytan’ın ilahlık iddiası yoktur. Şeytan’ın kibri, yaratılmışların birçoğundan üstün (İsrâ, 70), ahsen-i takvim (Tin, 4) ve özgür iradeyle yaratılan insan ile kendisini mukayesesi sonucu ortaya çıkan; yaratılanlar arasındaki üstünlük anlayışıyla alakalıdır. Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre İblis, insanın topraktan kendisinin de ateşten yaratıldığını ve ateşten yaratılmayı topraktan yaratılmaya üstün tuttuğu (Sâd, 77) için isyan ettiğini söylemektedir.

Allah-u Teâlâ, dileseydi Şeytan’ın isyanının cezasını hemen verebilirdi. Cezanın o an verilmeyip ertelenmesinin ve “Şeytan”a mühlet verilmesinin sebepleri vardır: Bunlardan birincisi, Allah-u Teâlâ’nın cezalandırma güç ve kuvvetine sahip olmasıdır. Bu güç ve kuvvetin zaman ve mekânla mukayyet olmaması, istediği zaman cezalandırabilme kudreti gereği mühlet vermektedir. İstediği zaman cezalandırabilme kudretini haiz olmak, büyüklüktür, sonsuz özgüvendir. Allah-u Teâlâ’nın şeytana mühlet vermesi, mühletin bitiminde hesabı görebilecek güce sahip olması demektir. “Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir” (Hûd Suresi, 4) ayeti buna işaret eder. İşte bu tam manasıyla güçtür, ilahlıktır.

İkinci sebep ise imtihan alanının kurgulanmasıyla alakalıdır. İmtihan zıtlıklarla kâimdir. Bu imtihan alanında Şeytan rolünü oynayacak bir figürandır. Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek, “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz/sınıyoruz. Ancak bana döndürüleceksiniz” (Enbiya Sûresi, 35) ayetinde anlatılmaktadır.

“Şeytanın çocukları Siyonist Yahudiler ve Hıristiyan Siyonistler (Evanjelikler)”, Şeytan’a verilen verilen mühleti, yaratıcının acizliği ve güç yetirememesine hamletmiştir. Bu vehimle aslında Şeytan’ın yarım bıraktığı isyanı devam ettirmekte ve Allah’ın yarattığı arzda istedikleri gibi ameliyat yapabileceklerini düşünmektedir. Şeytan, kul olduğunun farkındadır, ilahlık iddiası yoktur ancak şeytanlaşmış ırkçı emperyalistler kendilerini arzın sahibi görmektedir.

Bunlara “Şeytan’ın çocukları” dememiz boşuna değildir. Gerek Musevilik gerekse Hıristiyanlık apokrif (gizli) inançlarında “Lilith” inancı vardır. Bu inanca göre, “Lilith, Adem’le birlikte yaratılmıştır ve Âdem’in ilk eşidir. Kendisini Âdem’le eşit gördüğünden itaat etmemiş, beraber olmak istememiş, Cennet’ten kaçarak yeryüzündeki Kızıl Deniz yakınlarında bir mağaraya sığınmıştır. Lilith, Kızıl Deniz’de civarında bulunan İblis’lerle birlikte olarak günde 100 çocuk doğurmuştur”.

Yahudi mitolojisinde Lilith, çaresiz yeni doğan bebekleri avlayan ve masum erkekleri baştan çıkaran, erkeklerin ‘boşa harcanmış tohumlarını’ İblis bebek ordusunu kurmak için kullanan bir İblis’tir.

İnsanlık, Hz. Âdem Aleyhisselam ile eşi Havva’dan türemişken; apokrif (gizli) inanca göre Yahudiler ve onların yol arkadaşları Hıristiyan Siyonistler (Evanjelikler), İblis (Şeytan) ve Lilith’ten türemiştir.

Apokrif inanca göre, Havva, Hz. Âdem’e itaat ettiğinden “köleliği” kabul etmiş, Lilith, Hz. Âdem’e itaat etmediğinden ilk feministtir, güçlü ve özgürdür.

Bu sapkın inanç sahiplerinin, yazılı dinî kaynakları Tevrat ve İncil (Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid)’de açıkça yazamadıkları ancak apokrif (gizli) kaynaklar vasıtasıyla zihinlerine yerleştirdikleri mitolojiye göre inanışları olay tam olarak şöyledir:

“Şeytan, Allah’a isyan edebilecek güce sahiptir. Lilith ise yaratılan mükemmel insan olan Âdem’e isyan etmiş, itaat etmemiştir. İki büyük güç, yani İblis (şeytan) ve Lilith’in birleşmesinden güçlü, yeryüzünü hâkimiyet altına alabilecek seçilmiş bir tür oluşmuştur. Bu tür efendidir; Âdem ile Havva’dan gelen insanlık ise ‘goyim’ yani köledir”.

Bu sapkın anlayış, Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzı fesada uğratma projesidir. Irkçı emperyalizm artık “inanç, hukuk, ahlâk, sanat ve edebiyat”a yönelik müdahalelerinde başarılı olmuş, sömürgecilik vasıtasıyla ulaştıkları ekonomik gücün şımarıklığıyla bunları dönüştürmede büyük mesafe almıştır. Ezilen toplumların inançlarına, hukuk sistemine, ahlaki yapısına, sanat ve edebiyatına yapılan sinsi ve örtülü müdahale gerçekleşmiştir. Artık insan fıtratını bozma, Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzı fesada uğratma, bir bakıma yaratıcıya meydan okuma safhasına geçilmiştir.

Irkçı emperyalistler, kendilerini şeytanın çocukları kabul ettiğinden, yaratılış hengâmında şeytanın yaratıcıya karşı gelmesi ve kâfirlerden olması, buna rağmen mühlet verilmesini yanlış değerlendirmekte, verilen mühleti “yaratıcıya karşı gelebilme yetisi” görmektedir.

Günümüzde gemi azıya alan bu sapkın kitle, Allah-u Teâlâ’nın mühlet vermesinden ve kötülükleri düzeltme misyonu kendilerine verilen Müslümanların, son 350 yıldır fetret dönemi yaşamasından dolayı yeryüzünü kendi mülkleri zannetmekte, Allah-u Teâlâ’nın arzını kan, gözyaşı, zulüm ve her türlü sapkınlıkla yönetmektedir.

Son günlerde gündeme düşen “Epstein” sapkınlığı başta olmak üzere Allah-u Teâlâ’nın arzında ne kadar zulüm ve sapkınlık varsa hepsinin sebebi kendilerini efendi, diğer toplumları köle gören Siyonist anlayıştır.

Bu anlayış, yarım asır önce feraset sahibi bir lider, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca tarafından fâş edilmiştir. Bu yüzden hiç kimse, “bizi uyaran olmadı” diyemez.

Kendilerini efendi, diğer insanları köle gören bu sapkın anlayış sahipleri, yeryüzünü idare ettiği müddetçe, insanlığın “inancı, aklı, canı, malı, nesli (ailesi, çocukları)” tehlike altındadır. Tek çare, başkaldırmaktır. En kestirme yol, başta Müslüman ülkeler olmak üzere tüm dünyada Siyonizm’in emrine girmiş liderlerin iktidar ve saltanatına son vermektir!