Küçük talebelere bir kökün dönüşebileceği tüm türevleri topluca ezberletebilmek için Emsile’yi ezberletirler. Burada nsr kökü örnekleminde, bu kökten türeyebilecek tüm kelime formları oluşturulur. Kökün geçmiş, gelecek, olumsuz, sıfat ya da zaman ve mekân ismi olarak tüm türevleri, standart bir kalıpla ezberlenir. Yirmi dört kalıp, Arapça kelime yapısının kaidesine oturtulmuştur ve bunların detayları da ezberlenince kelime bilgisinin (sarf) temelinin atıldığına kani olunur. Bir başka kök üzerinden de yirmi dört kalıbın gösterilmesi mümkün olmasına rağmen acaba klasik usulümüzde nsr kökü niçin tercih edilmiştir?
Nsr kökü Türkçeye yardım etme anlamıyla aktarılsa da kökün bu mananın ötesinde bir anlamı olduğunu vurgulamamız gerekir. Misal verecek olursak muavin kelimesini sıklıkla duyarız. Muavin, şoförün yardımcısıdır. Muavinin kökü avn olup bir insana yardımcı olmayı emreder. Bu çerçevede Hz. Peygamber’in şu sözünü hepimiz hem ezberlemişizdir hem de gereğini tatbik etmeye gayret etmişizdir. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Vallahu fî avni’l-abdi mâ kâne’l-abdu fî avni ehîhi”, “Bir Müslüman, kardeşine yardım ettiği müddetçe Allah da onun yardımcısıdır.” (Müslim). Hadiste bir Müslümanın başka bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını gidermesinin, onu giydirip soğuktan korumasının ve eli darda olana maddi imkânlarla kolaylık sağlamasının kendisini ahirette kurtaracağını anlatırken avn kökünden türemiş kelimeler tercih edilirken nsr kullanılmamıştır. Zira yardımcı olma, tıpkı muavinin yaptığı gibi bir Müslüman’ın hayatını ve çabasını kolaylaştırma manasındadır. Bir Müslüman’a yapılan yardım, hadislerde her zaman avn ile mi ifade edilmiştir? Bu sorunun cevabı iki kelimenin farkını bize gösterecektir.
Zalime muavin olunmaz; nasır olunur
Avn ile nsr, temelde yardım olarak anlaşılsa da nsr müdahil olma ve atılma hatta kavga etme gerektiren yardımdır. Genelde kavgada ve cenkte olur. Nsr kökünün anlaşılması için kökün türevlerinin yer aldığı bazı hadislere yer vermemiz gerekmektedir. Hz. Peygamber “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım (unsur) et!” dediğinde çevresindekiler “Mazlumu anladık da zalime nasıl olacak?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Zulüm yapmasını engellersin. Bu ona yapman gereken yardım (nusret) görevidir” dedi (Buhârî). Görüldüğü gibi Hz. Peygamber zalime muavin olunmasını değil engel olunmasını öğütlenmiştir. Zalimin daha fazla zulmetmesi için ona yardım etme anlamında muavinlik değil engel olma anlamında nsr kökünü kullanmıştır.

İslam kaynaklarında muavin kelimesinin “bir insana işleri konusunda yardımcı olmak” manasındaki ilk kullanımına Ömer b. el-Hattâb (ö. 23/644) döneminde rastlıyoruz. Hz. Ömer, Zübeyr b. el-Avvâm’a (ö. 36/656) Mısır valiliğini teklif edince Zübeyr’in cevabı şöyle olmuştur: “Benim Mısır valiliğine ihtiyacım yok! Ama dilersen ben oraya, Allah’ın dini uğrunda bir mücahit ve Müslümanlar için de bir muavin olarak yola çıkabilirim!” (Belâzurî, Futûhu’l-Buldân, 299). Hz. Zübeyr valiliği bir muavinlik olarak tanımlamış ve bu vazifeyi, Müslümanlara yardımcılık olarak anlamıştır. Aynı zamanda kamu görevlerinin mevki ve makam hırsı için değil cihad niyetiyle seçilmesi gerektiğini de öğretmiştir. Bu kararlılığından dolayı Hz. Ömer, onun yiğitlikte 1.000 atlıya bedel olduğunu söylemiştir.
Nusret duasında ne istenir?
Kunut okurken genellikle rivayette sabit olan Kunut Dualarının sonuna “Allahummensuri’l-İslâme ve’l-müslimîn! Allahummensuri’l-mücâhidîn” duasını çokça ekleriz. Bu cümle, Arapça bilmeyenler için günlük dualarda “Allahım! İslam’a ve Müslümanlara yardım et! Allahım! Mücahitlere yardım et!” şeklinde tercümesiyle söylenerek yalvarışlar göğe yükselir. Nsr kökünden türeyen kelimelerin tercümeleri yanlış yapıldığı için de insanlar, kendi yapmaları gereken vazifeleri Allah’ın eda etmesini bekleyip durmaktadırlar. Bu cümlelerin doğrusu şöyle olmalıdır: “Allahım! İslam’ı muzaffer kıl! Müslümanlara zafer bahşet! Mücahitleri düşmanlara karşı muzaffer eyle!” Allah’ın Hz. Peygamber hürmetine İslam askerlerine nusret yani zafer bahşetmesini dileyen Sultan I. Ahmed bu duayı şu şekilde dile getirmiştir:
Yok iken var edip bu Ahmed’i sultan eden sensin
Habîbin hürmetine asker-i İslâm’a nusret ver
Nsr kökü, “birisine hayır getirip vermek” kök anlamına gelir. Kökten türeyen nusret, Allah’ın Müslümanları düşmanlara karşı muzaffer kılması ve onlara zafer bahşetmesi demektir (İbn Fâris, Mucem Makayisi’l-Luga). Dolayısıyla Kur’an’ın yüz onuncu sûresi olan Nasr Sûresi, “Allah’ın Hz. Peygamber’a Bahşettiği Zafer” olarak; “Allah’ın yardımı geldiği zaman” şeklinde tercüme edilen Nasr Sûresi’nin ilk ayeti de “Allah’ın zaferi geldiği zaman” şeklinde anlaşılmalıdır.

Allah’ın nusreti yakındır
Hz. Peygamber’den evvelki Müslümanlar, dayanılmaz işkencelere maruz kalınca peygamberlerine Allah’ın nusretinin ne zaman geleceğini sormuştur. Peygamberleri de Allah’a el açıp nusretin ne zaman tahakkuk edeceğini sormuştur. Allah’ın yanıtı şöyledir: “Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın nusreti (nasrullah) ne zaman gelecek?” demeye başladılar. Dikkat ediniz! Allah’ın nusreti (nasrallah) pek yakında!” (Bakara 2/214)
Zeyd b. Aliye göre sarsılmaları, korkutulmaları demektir. Çoğumuz ayette geçen nusreti yardım manasıyla maddi güç ve kuvvet şeklinde anlıyoruz. Oysa Taberi ayetin bütünlüğü içinde nusreti yani nasrullahı şöyle mana etmektedir: “Allah’a ve Hz. Peygamber’e inanan Müslümanlar! Sizden evvelki peygamberlerin yolundan gidenlerin başlarına gelen sıkıntılar, işkenceler, bela ve musibetlerle sınanma gibi imtihanlar başınıza gelmeden, onlar gibi yokluk (be’sâu), hastalık (darrâ’u) düçar olmadan, onların maruzk kaldığı düşman baskınlarının meşakkatini ve taarruz korkusunu (zelzele) yaşamadan, onların Allah’ın nusretinin gecikmesi üzerine “Acaba nusreti ilahi ne zaman vuku bulacak?” diye sordukları hali yaşamadan cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Sonra Allah nusretinin yakın olduğunu haber verdi; [şöyle ki] onları düşmanları üzerine galip ve hakim kılacak, Müslümanlara vaadini gerçekleştirecek, la ilahe illallah sözünü yükseltecek ve kâfirlerin yaktığı savaş ateşini söndürecektir (Taberi, Tefsir).
Nusret sadece bir gemi adı değildir
Ebu Ubeyde Aksa Tufanı’ndan bir hafta sonraya denk gelen 16 Ekim 2023 günü bu ayeti okuduğunda hakkın batıla galip geleceğini, Allah’ın hem delillerle hem de insan gücüyle kendilerine zafer bahşedeceğini ifade ediyordu. Aynı zamanda çekecekleri çilelerin, tahammül edilemeyecek bir sürece evrilebileceğini ancak bunun normal olduğunu zira evvelki ümmetlerin de aynı çilelere katlandıklarını bize aktarıyordu. Aksa Tufanı’nda Nusret gemisinde olmak, korkunç dalgalara, büyük sarsıntılara ve karanlıklara göğüs germeyi gerektirir. Çünkü Nusret, hakkın batıla galip gelmesidir. İslam’ın nusreti için yapılacak çalışmaların teçhizat, bedeni hazırlık, enformasyon ve bilişim, siyaset ve iktisat alanlarında topyekûn bir seferberlikle olacağı muhakkaktır.