Tarihteki olayları gözlemleyebilmek için teknolojiyi geçmişe götürebilseydik ne olurdu? Farazi olarak söyleyelim: Mesela Bedir Savaşı’nı ele alalım. Mekke’de gazeteler ve televizyonlar yayınlanıyor ve sosyal medya mecraları paylaşım yapabiliyor olsaydı Müslümanların Mekke kervanını basmak için Medine’den yola çıktığı haberini bu kayıtlardan okuyabilirdik. Böylece o sırada nasıl bir toplumsal psikoloji barındırdığını görebilirdik. Gazetecilerin bu olayı nasıl analiz ettiğini müşahede edebilirdik. Büyük ihtimalle onlar Mekkelileri, büyük bir dış güce ve düşmana karşı harekete geçmeye çağırıyorlardı. Uzmanlar, Medine haritası önünde ellerindeki uzun çubuklarla Medine-Mekke ticaret hattını ve bu yolun uluslararası değerini yorumluyorlar ve ekonominin önündeki riskleri -belki de- doların yükselme ihtimalini konuşuyorlardı. Emekli ya da müstafi askerler, Medine’den yola çıkan Müslümanların hamlesini askeri olarak yorumluyorlar ve Müslümanların yok edilmesi için son fırsatın elden kaçırılmaması gerektiğini vurguluyorlardı. Siyasiler, akrabalarıyla savaşmak zorunda kalacak Mekke halkını galeyana getirmek ve bu katliamın meşruluğuna inandırmak için iktisat, siyaset ve din kartını öne sürüyorlardı. Bilmiyoruz ama belki birileri “Müslümanlar da bu operasyona neden başladı canım! Düşmanın eline koz verdiler. Mekke ile nasıl baş edeceksiniz? Arı kovanına çomak mı sokulur?” diyerek çokbilmişlik yapmış mıdır? Sanmıyoruz çünkü Müslümanların Hz. Peygamber tarafından yetiştirildiğini biliyoruz. Sonuçta müşriklere göre Mekke kervanı tehlikedeydi ve Müslümanlar operasyona başlamıştı.
Keyd’i Mekke’de Okumak
Bedir Savaşı’nı konu edinen siyer derslerimizde savaşın bir kervanın basılması ile sınırlı bir operasyon olmadığını vurgulayarak anlatmamız gerekir. Bedir, Müslümanlar için bir zafer olduğu için savaşın çıkış sürecinin müşrikler tarafından nasıl görüldüğü üzerinde genelde pek durmayız. Onların toplumsal olarak bu savaşı nasıl okuduğunu değerlendirmeyiz. Savaş öncesinde Mekke’deki siyasi, iktisadi ve askeri tasavvuru göz önünde bulundurmayız. Oysa o gün, Mekkeliler Müslümanları yok etmek için kendilerini ulusal ve uluslararası arenada haklı gösterecek son fırsatın doğduğunu düşünüyordu. Müslümanlar ticaret kervanına saldırıyordu. Görüntüde müşriklerin siyasi, ticari, askeri tüm hamlelerini yapmalarının zamanı gelmişti. Müşriklerin Bedir’de savaşa girmek için bin kişilik teçhizatlı bir ordu ile yola çıkmasındaki motivasyon buydu. Bu orduya tüm paralarını yatırmalarının nedeni de buydu. Mekke kamuoyu orduyu haklı buluyordu. Mekke yönetimine göre yıllardır Müslümanlara karşı fikri mücadele sürdürüyordu. Artık buna gerek yoktu ve kılıçlar çekilmiş; üstelik kervanı basmaya giden Müslümanların bu hamlesi, onlara göre tüm Mekke kamuoyunu birleştirmişti. Herkesin bu kervanda ticareti vardı. Ucu herkese dokunuyordu. Tıpkı Aksa Tufan’ın tüm ülkelerin İsrail ile siyasi ilişkilerini ve ticari bağlantılarını koparma noktasına getirmesi gibi bir hamleydi. Bedir Savaşı, müşriklere göre planlarının ve hamlelerinin son vurucu darbesini anlamına geliyordu. İşte bütün bu planlama süreci Kur’an’da keyd kelimesiyle anlatılmıştır (Enfâl 8/18). Allah keydi boşa çıkarmıştır.
Hile ve Tuzak Kurmak: Hidâ’, Mekr ve Keyd
Kur’an’da tuzak kurma ve birisini aldatıp kandırma ile ilişkili olarak hidâ’, mekr ve keyd köklerinden türeyen kelimelerin kullanıldığını görmek mümkündür. Bu kökler arasında çeşitli farklılıklar bulunur. Bu köklerden türeyen kelimeler, ayetlerde farklılıkları esas alınmak suretiyle geçer. Hidâ’, plansız ve gayrı ihtiyari ortaya çıkan aldatmayı anlatır; çok büyük bir planlama barındırmaz. Geğirmek gibidir; birdenbire oluverir. Ancak diğer iki kelimede planlama ve hazırlık manası bulunmaktadır. Karşıdaki kişiyi aldatmak ve kandırmak için uzun soluklu planlar yapılır; stratejiler güdülür. Keyd, mekrden daha büyük ve planlı tuzak kurmayı ifade eder.
Müşriklerin Müslümanları yok etmek için bir takım siyasi, iktisadi ve askeri tuzaklar kurduğunu anlatırken kullanılan keyd kökü, Bedir Savaşı konu edinen ayetlerde geçer (Enfâl 8/18). Buna göre Mekkeli müşrikler, stratejik bazı hamlelerden ve girişimlerden sonra Medine’deki Müslümanların devletini ortadan kaldırmayı planlamışlardır. Uzun süreli bu hamlelerin son ve öldürücü darbesi ise Bedir’de Müslümanların ve liderleri olan Hz. Peygamber’in katledilerek öldürülmesi olacaktır. Ancak planlar üzerinde plan kuran ve strateji yürüten Allah olduğu için bu hamleleri boşa çıkmıştır. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “İşte (Bedir’de) böyle (zafer kazandınız! Düşmanı öldürüp esir aldınız!) Allah kâfirlerin stratejisini (keyd) boşa çıkardı.”(Enfâl 8/18)

Karşıdaki kişiyi aldatmak için tüm gücüyle çabalamak anlamına gelen keyd, temelde üç unsuru barındırır (Mustafavî, et-Tahkîk, 10/160). Keyd, bu üç unsurdan sonra ortaya çıkar ve ancak hedefine ulaşabilir. Keydin kök anlamında bulunan ve hilenin ortaya çıkış süreçlerini gösteren unsurlar şunlardır:
1. Planlama Süreci (et-Tedbîr): Tuzağı kurmadan önce düşünme, tefekkür etme ve planlama sürecidir. Tuzak, hemen kurulmaz. Müşrikler Müslümanları ortadan kaldırmak için tuzaklar kurarken uzun soluklu analizler, incelemeler yaparlar. Gözlemlerler ve süreci takip ederler. Toplumların sosyolojisini ve fertlerin haleti ruhiyesini tahkik ederler. Günümüzde "Think tank" adı verilen düşünce kuruluşları, keyd işini profosyonelce ve bilimsel ölçütlerle yapmak için tesis edilmiştir. RAND Corporation adı verilen şirket bunlardan biridir.
2. Eylem Süreci (el-Amel): Harekete geçilme aşamasıdır. Planı uygulamaya koyma sürecidir. Bedir’de Mekke aklı, bu görevi Mekke ordusuna vermiştir. Ordunun siyasilerin biçtiği rolü oynamaktan başka bir seçeneği kalmamıştır. NATO ve diğer askeri güçler, bu hamleler için görevlendirilmiştir.
3. Zarar Verme Süreci (mevridu’l-Idrâr): Yıpratma, kaos oluşturma, tutuklama, yıldırma, yıkma ve bombalayıp hak ile yeksan etme sürecidir. İlk adımlarda kamuoyu zihnen hazırlandığı için bu süreçte sessiz kalmasının sağlanması hedeflenir.
Bedir Savaşı’nda müşrikler, keydin tüm süreçlerini yani Müslümanları ortadan kaldırmak için planladıkları tüm hazırlıkları tamamladıklarını düşünmüşlerdir. Ancak Allah’ın iradesinin hakkın ve adaletin tesis edilmesi olduğunu unuttukları için planlarının yeterli olduğunu zannettiler. Allah müşriklerin planlarını zayıtlatıp (mûhin) boşa çıkarandır. Taberî’ye göre ayetteki mûhin kelimesinin muvehhin olarak okunması da mümkündür. Taberî şöyle demiştir: Mûhin kıraati “sahih olsa da şeddeli olan muvehhin kıraati benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü bu kelimede şöyle bir mana vardır: Yüce Allah, müşriklerin Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ashabı aleyhine kurguladıkları her şeyi peş peşe ve bir biri ardınca boşa çıkarmış; her bir düğümü tek tek çözmüştür.”
Allah, Irkçı Emperyalizm’in keydini yani insanlık için hazırladığı tuzağı, Aksa Tufanı ile bozmuştur. Küresel güçlerin ikiyüzlülüğü ve hukuku oyuncağa çevirdiği görülmüş, Epstein davasıyla ahlâksızlıkları deşifre olmuştur. Irkçı Emperyalizm’in “Vadedilmiş Topraklar” hülyası bilinmez bir zamana ertelenmiştir. Zalimlerin ancak güçten anlayarak diz çökebileceği belgelenmiştir. Aksa Tufanı, Müslümanların sömürü düzenine başkaldırabilecek güçte olduğunu ispatlamış ve yeryüzünde “Yeni Bir Dünya”nın kurulması için umut doğmuştur. Bundan dolayı Ebu Ubeyde, Aksa Tufanı’ndan on sekiz gün sonra yani 28 Ekim 2023 tarihinde şu ayeti okuyarak hitap etmiştir:“İşte böyle! Allah kâfirlerin stratejisini (keyd) boşa çıkardı.” (Enfâl 8/18).