Bir eğitim düşünün, ana okulunda, öğretmen, öğrencilerine,

İlk insan, Adem aleyhisselamdır.

O, ilk insan ve ilk peygamberdir.

On sayfalık kitabı vardır.                     

Eşi hazreti Havva’dır.

Bu bilgileri alan çocuğun, hayvanlıktan geçiş yapmadığını, aslının Adem aleyhisselam gibi bir peygamber olduğunu bilmesi, onun karakteri üzerinde birçok olumlu etki bırakacaktır.

Hazreti Adem’e kitap verilmesi, bu dünyada kitapsız yaşanılmayacağını hatırlatır.

Düşünün, cennette eğitimini aldıktan sonra bu dünyaya indirilen Adem aleyhisselamın bir kitabı var.

Hemen kâğıdın ve matbaanın ne zaman icat edildiğini hatırlayıp kıytırık bir gülüşle hafife almayın.

Matbaadan önce binlerce yıllık yazılı taş ve çamur tabletlerini unutmayın.

Sultanahmet Meydanı’ndaki kebapçıları gördüğünüz gibi dikili taşı ve üzerindeki yazıyı görün.

Çocuklarımıza:

Soru- Çiftçilerin piri kimdir?

Cevap- Hz. Adem aleyhisselam.

Soru- Terzilerin piri kim?

Cevap- İdris aleyhisselam.

Soru- Gemicilerin piri kim?

Cevap- Nuh aleyhisselam.

Soru- Cömertliğin piri kim?

Cevap- İbrahim aleyhisselam.

Soru- Marangozların piri kim?

Cevap- Nuh aleyhisselam.

Soru- Sanayinin piri kim?

Cevap- Davud aleyhisselam.

Soru- Doktorların piri kim?

Cevap-Lokman aleyhisselam.

Üstad, mürşit, delil, şeyh, yaşlı, ihtiyar manalarına gelen “pir” kelimesi, Farsçadır.

Doktorlarımız, neden Lokman Hekim’i örnek almazlar?

Hocam, eskilerden bahsetme…

Öyle ise doktorlarımız, neden milattan önce yaşamış Hipokrat (d. 460-ö. 370) üzerine yemin ederler.

Bunu yapmakla kimin izinden gittiklerini hatırlarlar?

Çocuklarımıza bilim yolunda, yürüyenlerden peygamberleri ve onların yolundan  giden salih insanları örnek gösterelim ve bu çağda kendi sahalarında öncü olmaları için ufuklarını açıcı bilgi ve örnekler verelim.

Sevgili Peygamberimiz, Medine’ye gelen elçileri mescitte karşılar, müsafirhanede ağırlarmış.

Yemame’nin lideri Sümame bin Üsale, esir alındığında, onu üç gün, Mescid-i Nebevi’de bir direğe bağlamış ve üç gün sonra serbest bırakmış.

O onurlu adam, Medine dışına çıkar, bir kuyudan çektiği su ile banyo yapar ve geri gelip Müslüman olur.

O Medine mescidinde üç gün beş vakit namazda ve namaz aralarında en fakir ile en zenginin kardeşçe davranışlarını gördü.

Peygamberle diğer insanların eşit şekilde oturuş ve sohbet edişine bugün ulaşılamamıştır hâlâ.

Sümame, o güne kadar Şam’da, Mısır’da, Fars imparatorlarının sarayında görmediği insanlığı gördü.

Mekke, Medine, Kufe, Basra, Mısır, Diyarbakır, İstanbul, Bağdat gibi şehirlere bakılırsa şehrin merkezinde cami vardır.

1453 yılında İstanbul’un fethinde ilk yapılan iş Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi, ondan sonra Topkapı Sarayı’nda Fatih’e ev yapılması.

Evden önce cami.

Sevgili Peygamberimiz, Medine’ye hicret edince ilk yaptığı iş, Mescid-i Nebevi’yi yapmak olmuş, ondan sonra mescidin duvarına bitişik kendi odasını yapmış.

Yani, başkanın evi, mescidin duvarına bitişik.

Fatih, ilk iş olarak camiyi, sonra kendi evini camiye yakın yapmış ve bu inançla başardıklarını hatırlayıverin.

Ama, lakin, bugün, yani… demeyin.

Kuyruk, başın önüne geçemez.