Masal toplumuyuz.

Rasyonel hayaller kurmak bize zor geliyor. Tedricen oluşan vakalara tahammülümüz yok.

Kılıç ya kınına durmalı ya köküne kadar saplanmalı yaklaşımı hepimizin zihin altında uyuyup duruyor.

Ya hep ya hiç… Ya göğün yedinci katı ya aşağıların dipsizliği... Orta yerde dolaşmak mümkün olamıyor bir türlü.

Bazen sevdiklerimize kör bakma hastalığı, onu yanlışlardan, eksikliklerden uzak bilme alışkanlığı...

Ya da tam tersi... Nefretmiş beslediği tavırla birilerini hep çamur deryasında boğma yaklaşımı... Neden ama?

Sahiden biz masal toplumu muyuz?

Akletmeyi, kıyas etmeyi, tecrübeyi öven inancın insanları değil miyiz?

İyiler beyaz atlara binip gitti iseler kötülerin bindikleri atları kimler besliyor kimler farklı renk ve desenlere boyuyor?

Statik, statükocu kafa tembelliği yaşam haline getirmek için bize oyun oynamaya devam ediyor.

Ya biz ne yapıyoruz?

Kendimizi değiştirmek yerine iyiye doğru hamle yapmak, doğruları çoğaltmak, akıl karı iken, uyuşuk lisan ve hal ile birileri gelir kılıcını vurur ve ortalık düzelir, deme gafletine neden düşeriz?

Son Peygamber Hz. Muhammed (S.A.V) idi ve artık kimse elçi olarak gelmeyecek. Bu gerçeği kabul edip dünyayı yaşanır ve adaletli kılmak için çalışmak lazım gelmez mi? İlla da beyaz ata binmiş, kılıcını kuşanmış kahramanlar mı bizi düzeltecekler, bizi adam edecekler?

Zihin gerimizde kurtarıcı bekleme hastalığımız köklenmiş vasiyette geleceğimizi şekillendiriyor...

Hâlbuki nefsimizi ve ahvalimizi değiştirdiğimizde, Yüce Allah’ın bizi olumlu yönde tekâmül ettireceğini anlamamız gerekmez mi?

Siyaset bozuk mu bir kahraman gelir düzeltir.

Ekonomi kötü mü, onu da birileri çıkar gereğini yapar.

Dünya kötü ve fena halde... Gelir, gelir onu düzeltecekte gelir...

Bu anlayış fevkalade cahiliye karakteri taşımaktadır.

Fert fert, herkesi sorumlulukları var ödevleri var... Kendini değiştirenlerin dünyayı ve insanlığı daha şerefli yaşatma idealleri olabilir?

Kahraman bekleyenlerin istikbale dönük olumlu hiçbir umutları olamaz...

Bulunduğu yerde ve zamanda... Şartları, gidişatı olumluya çevirmek için çaba sarf etmeyenler, kurtarıcı bekleme hastalığına yakalanmış akıl fakirleridir...

İslam’ı bilmek, kendini bilmekten geçer... Kendimizi, çevremizi, ülkemizi ve dünyayı şerefli ve adaletli bir zemine doğru götürdüğümüz an Allah bizi şerefyap kılacaktır.

Doğruluk ve güzel dünya anahtarı kurtarıcılarda değil insanın kendisindedir.

Kuran’ın ikazıyla el, dil ve yüz sorumluluğumuz bizi daha yaşanılır bir dünyaya taşıyacaktır.

Tembelliğin kafesinde kurtarıcı bekleyenlerle, kafeslerinde yem bekleyenler arasında fark kalmayacaktır.

Kurtarıcı bekleme hastalığına tutulanların, gözüne Kuran’ı sokun… Kur’an’ı gösterin onlara...

Peki, hemen iyileşirler mi?

Görebilir ve duyabilirlerse... Elbette iyileşirler... Dünya iyileşir...