Dünyadaki geçici yolculuğumuzda Güneş’e de, “Nur”, “Furkan”, “Hadi” olan Kur’an’a da muhtacız.
Rahman Suresi’nde nimetler sıralanırken Kur’an başta, Güneş ve Ay da sonra zikredilir. Her ikisi de hayatımızı düzenliyor, aydınlatıyor.

Hayatımızı düzenlemede, planlamada Güneş’e de, Kur’an’a da muhtacız. Rahman; bizi, Kur’an ve sünnet nimetleriyle terbiye ediyor, eğitiyor...

Kur’an’a da, Güneş’e de gözlerimizi kapatır, görmezden gelir, sırtımızı dönersek, onların nurlarından kendimizi karanlıkta bırakmış oluruz. O zaman önümüzü göremez, yolumuzu şaşırır, hep yanlış yaparız...
Güneş tutulması bizi korkutup, endişelendiriyor da, Kur’an nurunun “tutulması”, terk edilmesi bizi korkutmuyor, endişelendirmiyorsa vay halimize!

Vahiy güneşi Kur’an iki yüz yıldır “tutuk”/mehcur. Hükümlerinden giderek uzaklaştık. Onun adalet nuru yerine zulmün/cehaletin karanlığı insanlığı kuşattı. Zulmün karanlığındayız. Asıl bundan korkmalıyız.
Görebilmemiz için hem göze, hem de ışığa muhtacız... Baş ve kalp gözlerimizde görme kudretini/basiretini de yaratan Rabbimize şükür görevimizi ihmal edersek, nankörlerden/körlerden olmuş oluruz.

Baş gözlerimizin Güneş’e, kalp gözlerimizin de vahiy ve iman nuruna ihtiyacı var. Başımızdakileri yumduğumuzda karanlıkta kaldığımız gibi, kalp gözlerimizi vahye kapattığımızda da, hidayet nurundan mahrum kalırız. Bu ikincisi daha büyük tehlike değil midir?

Gören sadece gözlerimiz olsaydı, rüyaları nasıl görürdük? Bu dünyada (vahye) kör olanlar, ahirette de kör olacaklar (Taha,/124-125). Güneş doğmasa, yağmur yağmasa; bize kim bu nimetleri verebilir? (Mülk/son).
Gözümüzde görme yetisi kaybolsa, kim bunu iade edebilir? Şükür gerekmez mi?

Âlemlerin Rabbi Rahman ve Rahim Allah Teâlâ’nın sonsuz, sayısız nimet ve ayetleri içinde Kur’an’ın ve Güneş’in benzer özellikleri var:

*Kur’an da Güneş de dünyamızı aydınlatıyor; bize yol gösteriyor (Bakara/2, En’am/153, Enfal/29, Hadid/9, Nur/35).
*Kur’an da Güneş de bize hayat veriyor (Enfal/24).
*Kur’an da, Güneş de zamanla değerini, önemini yitirmiyor.
*Güneş; dünya hayatımız için “olmazsa olmaz”; Kur’an ise, hem dünya, hem de ahiret hayatımız için.
*Güneş; bitki, hayvan, insanı terbiye ederken; Kur’an da; hem ahlâk, hem de hukuku ile bizi terbiyeyle/eğitimle ıslah ediyor.

Güneş’in, Dünya’nın hesaplı/düzenli hareketleri olmasaydı, biz; zaman, vakit, takvim, yıl, ay, gün, saat vb. kavramları bilemez, algılayamazdık. Sayılar, rakamlar, matematik de belki olmazdı, bilinmezdi.
Kur’an kalplerimizin güneşidir.

Güneş dünyamızı, gözlerimizi; Kur’an ise, dünyamızla birlikte kalplerimizi de aydınlatıyor.
Güneş “kevni”/tabiat ayetlerinden; Kur’an ise “kelâm” ayetlerinden...
Muttakilerin de, Kur’an’ın da “Furkan” özelliği var (Enfal/29, Furkan/1).
Kur’an-ı Kerim’in; ”Nur”, “Furkan”, “Hadi”, “Şafi”, “Burhan” ad ve özellikleri var.
Kur’an-ı Kerim’in surelerinden birisinin adı da Şems’tir (Güneş’tir).
Kur’an; ilim ve adaletle dünyamızı aydınlatır. Bize en güzel hayatı sunar.
“Ahir zamanda Güneş batıdan doğacak” (S.A.V.) (hakiki veya mecazi anlamlarında).

Zaman gelecek Kur’an kelâmlarıyla silinecek/kaldırılacak; dünya bundan mahrum kalacak ve ilk sur ile/kıyametle Güneş de dürülecek, söndürülecek... (Tekvir/1).

Güneş de, gözlerimiz ve kalplerimiz de nurunu “Nur” olan Allah Teâlâ’dan alıyor (Nur/35).
Güneş de Kur’an da evrensel, herkese ışıktır. Tüm insanlara...

Kalp gözlerimiz günahlarımızla/nankörlüğümüzle paslansa/körelse, her şeyi ters görürüz, şaşırırız... Dünyadayken sadece Güneş’ten yararlanıp, Kur’an nuruna gözlerini kapatanlar, ahirette karanlıklarda şaşkınlık ve zilleti yaşayacaklar.

Müminler için hem dünyada hem de ahirette aydınlık hayat vardır. “Ne mutlu müminlere!” Vesselam.