Adı: Solomon Spiru Solomo Güney Kıbrıs uyruklu
Tarih: 14 Ağustos 1996
Yer: Lefkoşe-Derinya-Girne sınırı.
Aylardan Ağustos... Binlerce Rum fanatiğin planı, Lefkoşa dan sınırı delip, Girne ye gitmek ve kaledeki Türk bayrağını indirmekti. Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, kendisini ziyaret eden yabancı diplomatlara böyle bir eyleme izin vermeyeceklerini bildirdi.
Rum Yönetimi lideri Klerides in, yürüyüş iptal açıklamasına rağmen, 11 Ağustos günü 1000 kadar fanatik Rum, Derinya bölgesinden KKTC topraklarına girmeye kalktı. Türklere saldırdılar. Sopalarla yapılan kavgada Rumlar geri püskürtültü. Bunlardan biri yediği darbelerden öldü. 13 Ağustos ta Rum eylemcinin öldüğü yerde ayin yapma izni istediler.
İzin verildi.
14 Ağustos sabahı geldiler ama amaçları ayin yapmak değildi. Sınırı delmeye çalıştılar, çatışma çıktı. Bu arada Solomon Spiru Solomo adlı Rum fanatik kalabalığın arasından sıyrılarak KKTC topraklarına daldı ve bayrak direğine tırmanmaya başladı.
Uyarıları dinlemedi.
Türk bayrağını indirip, Yunan bayrağı çekecekti. Açılan ateş sonucu boynundan vuruldu ve öldü.
Bunu gören Rumlar kaçtılar, eylem de sona erdi.
2002 yılından beri Guantanamo da esir tutulan Afganlı Müslüman esirlerin şahsında bütün Müslümanlara hakaret etmek için Kur an-ı Kerimleri tuvalete atmaya başlayıp, yaptıkları bu iğrenç işi yine planlı olarak Amerikan gazetelerine sızdırarak yaptıkları hakaretin tadına varmak isteyen bu adamları temize çıkarmak için halkı Müslüman ülkelerin hepsinde Amerikan uşaklığıyla geçimini temin edenler "Efendim, bu tür hakaretler terörist Afganlılar tarafından yapılıyor, Kur anlar tuvalete atılıyor sonra Amerikalı askerler atıyorlar böylece dünya Müslümanlarını harekete geçirmek istiyorlar" diyerek güçlülerin yaptığı suçu zayıflara atmaya çalıştılar.
Batı çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bazı gazeteler "Tutukluların sorgulamasında böyle bir olayın olmadığını söyledi" diyerek ve bunu büyük puntolarla vererek göze girmeye çalıştılar.
Bazıları "Newsweek dergisi 11 Mayıs taki haberini geri çekti ve Müslümanlardan özür diledi" diyerek Müslümanları etkilemeye çalıştılar ama suçu işleyenler, suçluyu savunmaya çalışanları hep yalan çıkarmaya devam ettiler.
Bazıları ABD Savunma Bakanlığı sözcüsünün yalanlamasını yayınlarken bazıları, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice "Böyle bir şey olmamıştır, eğer olursa sorgularız" yalanını doğru gibi sundular.
Uşaklar, efendilerinin tükürüğünü yağmur, tokadını okşama, boğmasını sevme olarak göstermesinden rahatsız olmuş olacak ki, FBI raporları, Guantanamo üssündeki komutanın araştırması, soruşturma görevlilerinin raporlarını açıklayıverdiler.
Kur an a hakaretin doğru olduğunu, işkence yapıldığını, tutuklular namaz kılarken etraflarında askerlerin dans ettiğini, soruşturmaya gelen bayan görevlinin aybaşı kanını Müslümanların başına yüzüne sürdüğünü doğrulayan belgeleri basına sundular.
Bakalım uşaklar buna ne diyecekler diye beklemeden biz kendimize ait görevimi yerine getirelim.
Onlar, Afganlıya, Iraklıya, Suud luya veya bir başkasına düşman değiller. Onlar İslâm a düşmanlar.
Batının derdi yalnız para veya petrol değildir. Petrol zaten onların eliyle dünyaya satılıyordu. Milyarlarca Müslüman a karşı İsrail i tutması, Türkiye ye karşı Ermeni yi tutması, bir buçuk milyarlık Müslümanlara karşı İslam a saldıran bir tek kişiyi korumaya alması bunun en açık delilidir.
İmani değerlere hakaret endenler, insanları aşağılayanlar, işkenceyle bir yerlere varmaya çalışanlar, sömürerek semirmeye uğraşanlar tarih boyunca sivri sinek gibi emdikleri kan içinde boğulmuşlardır.
Bu sefer Amerika sıkışmadı.
Bizim Amerika severler sıkıştılar.
Çünkü Amerika, Kur an a kurşun sıkma olayını kabul etti.
Irak ta ABD nin ikinci komutanı Korgeneral Lloyd J. Austin III, atış taliminde Kur an-ı Kerim i hedef tahtası yapan Amerikalı bir asker adına Iraklı yetkililerden ve aşiret liderlerinden özür diledi.
Sanki Kur an yalnız Iraklı aşiret lidererinin kitabı imiş gibi davrandı ama diğer halkı Müslüman ülkelerin yetkililerinden bir ses gelmeyince Kur an ın yalnız aşiret liderlerinin kitabı olduğu onaylanmış oldu.
Delik deşik edilmiş Kur an-ı Kerim i bütün basına gösterdiler.
Cinayeti işleyeni açığa aldılar ve soruşturma başlattılar.
Mahkemenin sonucu şimdiden belli.
Türk askerlerinin başına çuval geçirenlerin terfi ettiği gibi bunlar da kınama cezasından sonra terfi edecekler.
Biz, aynı hareketi yapamayız.
Bundan 809 yıl önce Özbekistan ın Fergana vadisinde yaşayan "Fetavayı Kadıhan" isimli eserini yazan ve İslam alimlerinin elinde en değerli hukuk kitabı olarak okunan kitabın Salat bölümünde "La yenbeği lil haizı ve-l cünübi en yakrae-t Tevrate, ve-l İncile, ve-z Zebur" demiş.
Yani, aybaşlı kadının ve cünüp insanın Tevrat ı, İncil i ve Zebur u eline alması doğru değildir" demiş ve Müslüman insanlar buna riayet etmişler. (Fetavayı Hindiyye ile beraber baskıda 1/163)
Harbe gönderirken komutan ve askerlerine bir konuşma yapan ve "Sakın kadınları, çocukları, papazları, harbe katılmayanları öldürmeyin, ağaçları kesmeyin, ekinleri yakmayın, kiliseleri, havraları yıkmayın" diyen peygamberin ümmeti Avrupa da, Japonya da, Amerika da yayılmaya devam ederken, evler yıkan, camiler yakan, hapishanedeki esirlere tecavüz eden vahşilerin medeniyeti mide bulandırmaya başladı.
Bütün bu olayların ardındaki hayırlı haberleri görerek sevinirken beni üzen şey, meydanlarda "Bayrak, Ezan, Kur an" naraları atanlardan ses çıkmamasıdır.