`Bugün AK Parti ne yapıyor

Türkiye nin imkânlarını sömürü sermayesine ortak ediyor.

Böylece (şimdilik) halkı iyi yaşatıyor. Yap-işlet modeli ile havaalanı açıyor,

diğer yatırımları yaptırıyor. Böylece İstanbul u kiralıyor, İstanbul da kanal

açıyor. Toprağı onlara veriyor. Halk (şimdilik) rahat ediyor. Bu aslında çok

yararlı bir iştir. İnsanlık için kazançtır. Ama bu durum ne yapıyor

Önce Türkiye nin ekonomisini çökertiyor. Halk tarlasını,

atölyesini, fabrikasını, mağazasını bırakıyor, dolara çalışıyor. Bugün bunu

yapan halk, yarın yatırımlar bittiği zaman artık ya sadece onların işçisi

olacaktır yahut yurt dışına göçecektir. Birinci kötülüğü budur.

İkinci kötülüğü; halk çalışmadan, emek harcamadan,

başkalarını sömürerek yaşamaya çalışıyor. Batılıların zenginleri ve

sermayedarları dünyayı sömürüyorlar. Türkiye nin yöneticileri de bu sömürüye

âlet oluyorlar, çalışmadan ve üretmeden yaşatmak istiyorlar.

İşte, iktidara eziyet edenler ve sözde muhalefet yapanlar

da halka bunları vaat ediyorlar. `Biz AK Parti den daha çok ülkeyi peşkeş

çekeceğiz, sizi daha çok tembel yapacağız, sizin ekonomik yapınızı daha çok

bozacağız! diyorlar.

Yarayı kaşırsanız o anda rahat edersiniz. Oysa çıban

hapsedilmiş mikroplardan oluşur. Nasıl hapishane kapılarını açtığınız zaman her

taraf hapishane olursa, çıbanı kaşıdığınızda da öyle olur. Halkın o anda hoşuna

giden hiçbir zaman topluluğun yararınadır demek değildir. Muhaliflerin yarayı

kaşıyarak oy istemeleri hem topluluk için hem de kendileri için kötüdür.

(s.10)

`Kur an konuşma dili ile nazil olmuştur. Kitap hâline

getirilmiştir. Kıraat edilmiştir. İlk örnek uygulaması Hazreti Peygamber

aleyhisselâm tarafından yapılmıştır.

Sonra ikinci ve üçüncü asırda müçtehitler ortaya çıktılar

ve Sünnet le kıyas ederek yorumlama ilmini, beyan ilmini geliştirdiler.

Kur an daki kelimelere özel manalar verdiler, ıstılahi manalar verdiler. Kamu

haklarına hukukullah dediler. Resul kelimesini başkan olarak anladılar.

Birçok kelimelerin ıstılahi manalarını bilemediler ama Sünnet e dayanarak

tanımladılar ve FIKHI oluşturdular. Şimdi biz onların icmalarına uyarak kendi

içtihatlarımızı yapıyoruz, kendi cemaatimizi kuruyoruz. Kur an daki kelimelere

yeni ıstılahi manalar veriyoruz...

`Bugünkü hukukumuzda tarafların kabul etmeleri şartı ile

hakemlere gitme meşrudur. Devlet Bahçeli mitinge çıkıp AK Parti yi seçimle

indireceğiz diye bağırmayacak, AK Parti yi hakemlere davet edecektir. BDP ile

uzlaşmanın devlete ihanet olduğunu hakemler nezdinde ispat etmesi gerekir. AK

Parti de hakemlerin verdikleri kararlara kesin olarak uymalıdır. (s.11)

`Devletine güvenmek mümin olmak demektir. Devletlerine

güvenmeyenler o devleti yıkıp başka güvenilir devleti getirmek isterler. Oysa

güven demek hakem kararlarına uymak demektir. Hakemlerden oluşan mahkemenin

hakem kararları infaz ediliyorsa, o devlet güvenilir devlettir. Eğer bir

devlette hakem kararları infaz edilmiyorsa, o devlette güven yoktur. Hiç kimse

bu devlet güvensizdir, yıkalım, yeni devlet kuralım deme hakkına sahip

değildir. Bu devlet güveni sağlayamıyor, bu devletin içinde yaşamak mümkün

değil deyip oradan HİCRET ederler ve güvenli devlet kurarlar, halk da o

devlete hicret eder.

SAVAŞ ise şu hallerde meşru olur. a) Bir devlet halkının

dışarıya hicret etmesine izin vermiyorsa, o devletle savaş yapmak meşrudur.

b) Bir devlet hicret edenleri takip edip onları dışarıda rahatsız ediyorsa, o

devletle savaşmak meşrudur. c) Bir devlet hakem kararları sabit olan

uluslararası haklarda kararlara uymuyorsa, o devletle savaşmak meşrudur. d) Bir

devlet bize saldırırsa, savunma yapmamız en doğal haktır.

Meşru yönetimin dayanağı hakem kararları ile bu

kararları güvence altına alan silahlı güç ekseriyetin değil yargının emrinde

olan silahlı güçtür. Bu âyetin (Tevbe, 62) ortaya koyduğu temel ilke budur.

(s.12; 750. hafta seminer notlarından.)

Devamı var