Dünya hayatımız için güneş nasıl olmazsa olmaz ise, hem dünya hem de ahiret hayatımız için Kur’an-ı Kerim odur. İkisi de nurdur. Bizi aydınlatır, eşyayı, yolları gösterir, karanlıkta bırakmazlar. Tegabun/8, Nisa/174, Şura/53, Casiye/20 sureleri nurla ilgili. Kur’an-ı Kerim’in bir adı da nurdur.


Âlemlerin Rabbi Allah-u Teala’nın güzel isimlerinden birisi de “Nur” (Nur/35).
24. sure Nur suresi, 91. sure de Şems suresidir.


Yasin (38-40), Rahman (5), Şems (1), Nebe/13, Furkan/61 surelerinde güneşle ilgili vurgular var.
Dosdoğru/hak yolu (İslam) ancak Nur/Hadi isminin tecellisiyle mümkün. Bize doğru yolu gösteren de o Nur değil mi? (Fatiha/6, İsra/9, Bakara/213, En’am/153, Furkan/1). Nur olmadan yolu nasıl görebilir, nasıl seçebiliriz?
O Nur’dan/Kur’an’dan yüz çevirdiğimizde tüm sıkıntılardan boğulacağımız, kıyamet günü de “kör” olarak haşredileceğimiz, dünyada Kur’an hükümlerini görmezden geldiğimiz, unuttuğumuz için bizim de görmezden gelineceğimiz” tehdidini okuyup, geçmiyor muyuz? (Taha/124-126).


Kur’an’sız hayat körlük değil midir?
Enfal/29’da muttaki olanlara (Allah’ın hükümlerine, emir ve yasaklarına saygılı olanlara) furkan (hakkı batılı, iyiyi kötüyü ayırt eden nur) verileceği beyan buyruluyor.


Görmeden/ışıksız/nursuz yolu göremez, seçemeyiz. Tüm nimetler hak/doğru yoldadır. (İslam) Fatiha’da istediğimiz yol budur. Bu yolu görmek, yola girmek, sebat etmek isteniyor.


İslam’ın dışındaki yanlış/batıl yollardan da kaçınmamız, onların tümünü de ret ve inkâr etmemiz, bunun için de Allah’ın yardımına/korumasına ihtiyacımız vurgulanıyor. Tüm nimetlerin en büyüğü ve tümünü kapsayan yol, “tariki müstakim” (İslam)... Bu yola ancak ilahi yardımla/hidayetle/nurla girilir. Tüm işlerimizde olduğu gibi kullukta/itaatte O’nun yardımına muhtacız. Yardım için de öncelikle ancak O’na (c.c.) kulluk/itaat gerekiyor. Yolda olmadan, yola girmeden yardım istenir mi? Tüm bunlar tevfiki, nuru, hidayeti, inayeti gerektiriyor. Allah’ın nur vermediğine nur yoktur. Hidayeti, nuru da Fatiha’da talep ediyoruz. Ve tariki müstakimde sebat diliyoruz. Zemin çok kaygan... Dünya körlüğü ne kötüdür; karanlıktır. Ahiret körlüğü (basiretsizlik) ise daha büyük felakettir. Kalp körlüğü, göz körlüğünden beterdir.


“Efendimiz (S.A.V.) Kur’an güneşinin vahiy nuruna mazhar olması yönüyle kamerdir/aydır. (S.A.V.) Nübüvvet cihetiyle bir ay, risalet yönüyle de güneştir. Ahzab/43’de, ‘İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran’. Herkesi aydınlatıyor tüm insanları güneş ve ay gibi, ‘ashabı da gökteki yıldızlar gibi’ (ışığını güneşten, aydan alan) değil mi?”


Güneşsiz de, Kur’an’sız da yapamayız. Kur’an güneşinden kaçmak, görmezden gelip, yüz çevirmek de hem dünya hem de ahirette karanlıktır, zulümdür. Zillet ve hüsrandır. İkiyüz yıldır güneşe sırt çevirmişiz... Batıl yollardayız. “Nereye gidiyorsunuz (Kur’an’ı bırakıp, terk ederek)” (Tekvir/26) ayetini okuyup ezberleyip, geçiyoruz?!


Biz Kur’an güneşine yöneldikçe dünyalıklar da gölge olup, ardımızdan gelir. Güneşe yöneldiğimizde gölgemizin arkamızdan geldiği gibi. Yüzümüzü Batı’ya dönerek, Kur’an’dan yüz çevirmeye devam ederek bugünkü gibi gölgemizin peşinden koşarak, yoruluyoruz. “Meyve ağaçlarının gölgeleri meyve vermezler.” (Hz. İsa)


Maddi güneşi de manevi güneşi (vahiy) de gönderen Rabbülalemin, “Göklerin ve yerin Nur’udur” (Nur/35). İki güneşe/nimete de tüm insanlık muhtaç... Ve bir gün gelecek ki, güneş batıdan doğacak ve Kur’an güneşi kırk yıl daha yeryüzünü yeniden aydınlatacak (adaletle). Ve sonra Kur’an semaya çekilecek, güneş de sönecek, dürülecek. (Kıyamet.)
“Bize Hakkı, batılı ayırt eden furkan vermesi, Hakk’a yöneltmesi ve ayaklarımıza hak yolda sebat vermesi” dualarımızla. Vesselam.