Bir filmde izlemiştim. Hatırladığım kadarı ile dokuz kişilik Yahudi olan özel bir grup vardı. Stratejik çalışmalar yapan, önemli kararlar alıp uygulayan bir grup. Grup üyelerinden birisi şunları söylüyordu: “Bizim toplantılarımızda dokuzuncu adam vardır ve onun görevi sadece muhalefettir. Gündeme aldığımız konu ne olursa olsun dokuzuncu adam aksini düşünür, aksini konuşur ve itiraz eder. Konuya baştan itibaren farklı açılardan muhalif bir anlayışla yaklaşır. Biz de böylelikle daha sağlıklı kararlar vermiş oluruz.”
Bir yapı içerisindeki bazı insanların farklı olması, farklı düşünmesi sanılanın aksine kusur değil zenginliktir. Hatta ne kadar çok farklı düşünce varsa yetkilinin kararlarındaki isabet o kadar artar. Önemli olan bir konu hakkında hızlıca görüş birliğine varmak değil, o konu hakkında farklı yaklaşımlar ortaya koymak, etraflıca değerlendirme yapmak ve tüm detayları gözden geçirmektir. Farklı düşünceye sahip olan insanlar genelde bulundukları yönetimlerden zamanla uzaklaştırılır. Başkanlar, müdürler ya da yönetici makamında bulunan kim varsa ağırlıklı olarak çok fazla itiraz etmeyen, genelde onaylayan, alkışlayan, takdir edenlerle çalışmak ister. Yönetimi bu şekilde değilse zamanla bu hale getirmeye çalışırlar ve işte o saatten sonra işler rutine biner yani gerilemeye başlar gelişim durmuş demektir. Gelişimin ve yeniliğin durması yerinde saymak değil geri gitmektir. Zira yerinde saymak, iki günün bir olması zarardır. Tabi yönetimde bulunan kişilerin farklı düşüncelerini ifade etmesi istişare mekanizmasının yöneticinin karar verme anına kadar olan kısmıdır. Yani istişare yapılıp bittikten sonra yönetici karar verir ve bundan sonra en sert şekilde muhalif olanların dahi kararı uygulama adına var güçleri ile çalışmaları gerekmektedir. Eğer bu son madde yerine getirilmezse bir yönetimdeki farklı düşüncelerin götüreceği tek nokta vardır o da kaostur.
Eğer aradığınız hakikatse, eğer hedefe varmak istiyorsanız ve başarmayı kafaya koymuşsanız işte o zaman çok daha anlayışlı, yüce gönüllü ve sabırlı olmanız gerekir. Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihati işte orada duruyor. Hepimizin elinin altında. Peki Müslümanlar yine özel günlerde bu metni paylaşıp, beğenmekten başka ne yapıyor. Kaç idareci bu nasihatleri elinin altında tutup ara ara açıp okuyor! Meslek körlüğünün tehlikelisi sosyal işlerde çok daha büyük problemlere yol açar. Siyasal çalışmalarda, sivil toplum faaliyetlerinde bahsettiğimiz geniş gönüllülüğe her yerden çok daha fazla ihtiyaç vardır. İnsanları kategorize ederek, hoşunuza gitmeyen iki cümle kurdular diye etki alanınızdan uzaklaştırarak ancak kendi çalışmalarınızı kısırlaştırmış olursunuz ve maalesef siz değil inandığınız değerler yara alır.
Kolay olan yetki kullanımında nefse ve şeytana yenik düşmektir. İşte meslek körlüğü dediğimiz şey zamanla olmaması gerekene doğru milim milim kaymaktır. Bir süre sonra nereye geldiğinizi siz bile fark edemezsiniz ve hatta sizi uyaran herkesi kolaylıkla itham edip çalışma alanınızdan uzaklaştırırsınız. Üzücü olan ise sizin gibi düşünen ve sizi sürekli alkışlayanlarla bir şey yapıyormuş zannına kapılmaktır. Artık etrafınızda size itiraz eden, sizi kardeşçe uyaran kalmadığı için her şey yolunda gidiyor zannedersiniz ve hatta yetki elinizden alındığında işler sarpa saracağını falan düşünürsünüz. Artık değişim kaynaklı gelişime tamamen kapanmışsınız demektir.
Öfkeli olmak, gücenmek, suçlamak, acizlik, geçimsizlik, adaletsizlik, affetmemek yöneticiye yakışmaz. Ötelemek, ötekileştirmek, ayrıştırmak, kutuplaştırmak, uzaklaştırmak, bölmek, parçalamak yöneticiye yakışmaz. Her yönetici şunu iyi bilmelidir ki, yönetmek sabır, tevazu, hoşgörü, kucaklama, dinleme, anlama, yaşama, yaşatma, toparlama, güzel bakma ve güzel görme işidir. Yönetmenin yükü ağır ve çetindir, insanın gücü ise pamuk ipliğine bağlıdır.