TEVHİT VE TAĞUT Tek hak/doğru din İslam'ın; doğru bilinmesini ve anlaşılmasını sağlayan iki temel kavram… Tevhit; İslam’ın özü, ruhu, temeli, cennetin anahtarı/vizesi, en üstün ilim, dünyamızın ve kalplerimizin güneşi, ezeldeki ahdimiz/kulluk sözleşmemiz, kimliğimiz, imanımız...
“Kur’an’ın üçte biri esma ve sıfatlarla, üçte biri ahkâmla/hükümlerle, üçte biri de vaad- vaidlerle ilgilidir. En çok “Allah” (C.C.) zat ismi geçer (2699) sonra da en çok “Rab” ismi(969), Rahman (57), Rahim (114), Samed ismi de ( 1) kez geçer (İhlâs/2).
Bütün peygamberlerin, insanlara ortak çağrısı: "Sadece/ ancak Allah'a (C.C.) kulluk edin; tağutlara kulluktan/ itaatten kaçının/ çekinin…" (Nahl/36)
"Tağutlara (insan ve cin şeytanlarına) kulluktan kaçınıp da, sadece Allah'a (C.C.) kulluğa yönelenlere ebedi mutluluk müjdesi var. ( Zümer/17)
Zamanımızın tağutlarının (Trump, Netanyahu vb.) şerlerinden/ onları sevmekten, onlarla dostluk ve yakınlıktan, Rabbimiz, Melik’imiz ve İlah'ımız Allah Teala'ya sığınırız. ( Nas)
"Tevhit" hakikatinin doğru, eksiksiz bilinip, anlaşılmasını; tağutlar/zalim hükümdarlarla, onların kapısındaki sarıklı- cüppeli Bel'am" müsveddeleri engelliyor( Dürüstleri, samimileri tenzih ederiz.) Böylece; tevhit bilgisinden, bilincinden uzak halklar, daha kolay aldatılabiliyor, sömürülebiliyor, yönetilebiliyor...
Dünya ve ahirette güzel bir hayat için (Nahl/97), dinimizi doğru öğrenmek ve yaşamak sorumluluğumuz var. La ilahe, rabbe, melike, veliyye, hakime... mabude... illAllah... diyenlerdeniz, elhamdülillah..
Dünyada; ezeldeki “tevhit” sözleşmemize” ( Araf/172) vefa ile sınavdayız. ( Bakara/ 30, Maide/1,7; Ahzab/72, Zariyat/56, Hadid/8, Mülk/2, İnsan/2)
Bu sınavda başarılı olmak için, rab olarak sadece Allah Teala’ yı bilmek/ tanımak/ itaat etmek; tağutları / insanları rab edinmekten de kaçınmak sorumluluğunda ve zorundayız. Söz, hüküm, egemenlik tağutlarda değil, Allah Teala’ dadır. Firavun, kavmine: ” Sizin en yüce rabbinizim.”( Naziat/24) sözleriyle, şirke düşüyor, tağutluğunu haykırıyordu. Zamanımızdaki tağutlarda, aynı zihniyetle, ilahi egemenliği/ hukuku reddediyor,tanımıyorlar. İnsanları kendilerine kulluğa/ köleliğe çağırıyor,tahakkümediyorlar..Biz de imanımızın gereği olarak; “La Rabbe İllallah” diyenlerdeniz/müminlerdeniz, elhamdülillah...
“Rabbimiz Allah’tır! Deyip, dosdoğru istikamette olanları melekler cennetle müjdeler.” ( Fussilet/30-32)
Gerçekte tevhidimiz "la" ile/tağutların reddi (Bakara/256) ile başlıyor. İken, siyasiler: "din başka/ayrı, dünya işleri/siyaset başka/ayrı; din, devlete/ siyasete karışmaz; ayrıdırlar." Zehirli görüşlerini kitlelere, zihinlere sokmayı ne yazık ki başardılar. Bu, temelde, Allah'ın (C.C.) yeryüzündeki egemenliğinin/ hukukunun, rububiyetinin ret ve inkârıdır. İlahi hudutların ihlali olarak, affedilmez en büyük günahtır; şirk ve zulümdür. ( Nisa/ 48,116-119; Lokman/13) Müslümanlar olarak, "teslis" tehlikesinden uzak olmakla birlikte", rububiyette şirk" tehlikesi içindeyiz. Bunun sebebi de, yanlış, eksik tevhit bilgilerimiz, algılarımızdır. Adaletin tacı/ zirvesi, tevhit olduğu gibi, şirk de zulmün en büyüğüdür. Çünkü insanlar üzerinde egemenlik/ emir ve yasak koyma hak ve yetkisi, Allah Teala' ya ait bir hak ve yetkidir. Peygamberler bile, haramı helal, helali de haram kılamaz..
İnsanlar olarak, ”ezeldeki kulluk” sözleşmemizi Allah Teala’nın, ”rububiyet/rab” ismiyle/ sıfatıyla yapmışız. Din/tevhid/ islam; rububiyet ile ubudiyet arasında yapılan kulluk sözleşmesidir. (Araf/172). Âlemlerin, göklerin Rabbi, aynı zamanda yerin/yerdekilerin/ halife olarak atanan ( Bakara/30) insanların da Rabbi’dir. Mushafta/ Kitapta ilk sure Fatiha ile/ âlemlerin Rabbi ile başlar, insanların Rabbi / Nas suresiyle sonlanır.
Yeryüzünde de rububiyet yetkisinin ancak/ sadece Allah Teala’ya aidiyeti; insanlara/ yöneticilere bırakılamayacağı, haramlarıhelal, helalleri de haram kılma hak ve yetkisinin münhasıran Allah’ a aidiyetine aykırılığın rububiyet ihlali olarak en büyük günah/şirk ve zulüm olduğu uyarısı/ tehdidi bildirilmiştir. (Tevbe/31,Lokman/13)
Hristiyanlar; ”hem teslis” sapkılığıyla Allah Teala’ nın Zat’ında, hem de yeryüzündeki “ rububiyet”/ hükümranlık sıfatını/ ilahi hukuku reddederek “şirk” e düşüyor.
Müslümanlar olarak,biz de “ rububiyet” sıfatını görmezden gelerek/ O’nu (C.C.) işlerimize,hayatımızı düzenlemesine karıştırmayarak,şirk” tehlikesi içine düşebiliyoruz. ( laiklik).
Hak ve adaletle hükmeden dürüst yöneticilere; hakkı gizlemeyen, hak ile batılı karıştırmayan, dini dünyalık aracı yaparak sömürmeyen, satmayan; salih amellerle, güzel ahlâkla bezenmiş örnek ilim adamlarına çok muhtaç değil miyiz?
İki seçenek arasında sınav oluyoruz: Allah (C.C.) buyuruyor ki: "Âlemlerin rabbi, BENİM ( Kasas/30), "Göklerin, yerin, arasındakilerin Rabbi" (Saffat/5), "İnsanların Rabbi" ( Nas/1). BENİM. Tağutlar da bunu reddediyor, "rab, benim" diyorlar. Biz de, özgür irademizle, birisinin rabblığını kabul/ tercihle hayatımızı sürdürüyor, sınav oluyoruz. Doğru tercihimiz adalet, yanlış tercihlerimiz de zulüm ve şirk. Kabirdeki ilk sorgulanmamız da "dinimiz, rabbimiz, peygamberimiz ile ilgili.
Bir “tevhit eylemi” de olan namazla, günde beş vakitte kırk kez Kur’an'ın özü ve özeti Fatiha Suresi’ni okuyarak, ezeldeki ahdimizi (Araf/172, Fatiha/4) hatırlıyor ve tekrarla yeniliyoruz. La ilahe, rabbe, mabuda illallah diyenlerdeniz, elhamdülillah... Vesselam.