‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

“Minelleziynekâlûâmennâbiefvâhihim / Ağızlarıyla iman ettik diyen kimselerden” (Maide 41)

Buradaki “iman” kelimesi diğer yerde kullanılandan farklı olarak kullanılmaktadır.

Biz genel olarak iman etmeyi güvene girme ve güvene alma şeklinde anlıyoruz. “Âmene billahi” demek, Allah ile kendi güvenini sağladı demektir. “Âhirete iman etti” demek, âhiretini güvene aldı demektir. Gayba iman etmek demek, geleceğini güvene aldı demektir. Mutlak iman etmek başkalarının güvenini sağlamak demektir. “Emine bi’l-beyti” dediğimizde, eve girdi ve emniyette oldu demek olur. “Emene el-emanete fi’l-beyti” demek, emaneti eve koyarak emniyete aldı demek olur. “ÂmenebiAhmede” demek, Ahmet’le kendisini emniyete aldı anlamına gelir. Buralardaki iman fikrîdir. Hâlbuki buradaki iman kalbîdir. “Âmenebi’l-kalbi” demek, tasdik ederek söylenen sözden emin oldu demektir, beyni içinde o düşünceye yer verdi demektir. Yani bu fikri, bu düşünceyi, bu ilmi beynin içine koyup yerleştirdi. Oysa ağızla iman etmek demek, beynine değil de ağzına yerleştirdi yani ağzı söylüyor ama beyne girmiyor.

Bilgisayarda bir ifade yazarsınız. O ifade orada yazılıdır ama başına bir kesme işareti koyarsanız bilgisayar onu işlemlere sokmaz. O kesme işaretini kaldırırsanız o zaman ifade devreye girer. İşte insanın beyninde de bu şekilde bazı ifadeleri yazar, söyler ama ona bir kesme işareti koyar, ona göre hareket eder.

Biz de birçok sözler duyarız. Çoğuna aklımız yatmaz ama tartışmaya girmeyiz. Onu beynimizin bir yerinde yazıp hafızaya almış oluruz. Ne var ki ona hemen bir kesme işareti koyarız. Halka anlattıklarımızı halk dinler, bu da bunları söylüyor der ve geçer. Bunda bir mesuliyet yoktur. Gelip sizin topluluğunuza katılmışsa, o zaman artık kendisini emin hissetmektedir. İşte orada canını vermesi gerekir. “Allah müminlerden mallarını ve canlarını cennet karşılığı satın almıştır”ın manası budur. Ben ahiretin varlığını kesme işareti koymadan beynime yazdım. Bu dünyadan hepimiz er veya geç gideceğiz. Eğer benim cennetteki yerim garantiyse, onun uğruna ölmekten daha akıllıca ne vardır? Kalbine imanın dâhil olduğu mümin budur. Diğerleri ise “tamam” diyorlar ama kalplerindeki ifadelere kesme koyuyorlar.

Şimdi bizi mahzun edenler CHP’liler değildir, bizi mahzun edenler MHP’liler değildir, bizi mahzun edenler tarikat mensupları değildir, bizi mahzun eden ilâhiyatçılar da değildir; çünkü onlar ‘sizin inandığınıza inandık’ diye bize katılmadılar. Oysa bize katılan kardeşlerimiz yollarını bizden ayırdılar. İşte biz onlardan dolayı hüzün içinde olmalıyız. Demek ki kalpleri ile katılmadılar, arayış içinde katıldılar. Sonra da ayrıldılar. Bunların bu davranışları bizi mahzun etmektedir. Akevler çalışmasında da durum budur. Hepimiz kendi işimize bakmalıyız, yanımızdakinin hareketi bizi üzmemelidir.

“Ve lemtü’minkulubuhum / Ve kalpleri iman etmemiştir” (Maide 41)

Kalplerine aktif satır olarak yazmadılar. Kur’an bunlara “müslim” demekte, bunların da cennete gideceklerini söylemektedir. Ne var ki bunların “inandık” yani “mümin olduk” dememeleri gerekir, “müslim olduk” demeleri gerekir.

O halde Necmettin Erbakan iman etmiş bir kişi olmuştur. İçtihatlarından, hatalarından dolayı yanlış yaptıkları olmuştur ama içtihadındaki hatadan dolayı olduğu için mecur olmuştur.

O’nun dışındaki arkadaşlar mümin olmamış müslim olmuşlardır.

Bu sebeple şeytan ve şeytanla beraber olanların vesvesesiyle, Hz. Musa’nın kavmi gibi, kendisi gidince onlar da bırakmışlardır. Çünkü onlar Adil Düzen’i ve Millî Görüş’ü ağızları ile kabul etmişlerdi ama bu kabulleri kalplerine girmemişti. Erbakan Adil Düzen’i anlatırken onlar ağız birliği yapıp tek kelime söylemediler. Liderler söylememiş, söyleyenleri de susturmuşlardır. Bu olaylar bizi üzmüştür. Kur’an diyor ki; “üzülme…” (Devamı var.)