“VURDUK VURDUK SONUÇ ALAMADIK”
ABD ordusundan yarbay rütbesiyle emekli olan, 1991'de Çöl Fırtınası Operasyonu’nda, 2009'da Irak’ta 2005 ve 2011'de Afganistan'da görev yapan Daniel L. Davis, İran’a yapılan saldırıları, Rusya Ukrayna savaşını ve olası gelişmeleri arkadaşımız Gökçen Göksal’a değerlendirdi. İran’ı “defalarca vurduk ama sonuç alamadık” diyen Davis, stratejik düzeyde başarısız olduklarını söyledi. İran’a karşı olası bir kara harekatını değerlendiren Davis, “Bu intihar olur, üç milyon asker bile yetmez. Sayısal üstünlüğünüz olsa bile sürekli zayiat vererek ilerlemek çok büyük kayıplara neden olur. İran’ın coğrafyası buna izin vermez” dedi.
“DEFALARCA VURDUK AMA SONUÇ ALAMADIK”
ABD’nin İran’a düzenlediği saldırıları değerlendiren Davis, “Hedef aldığımız noktaları vurduğumuz doğru, buna şüphe yok. Her yeri yerle bir ettik. Dolayısıyla dar bir çerçeveden bakarak, 'Şu hedefi gözümüze kestirdik ve havaya uçurduk,' diyerek bunun taktiksel bir başarı olduğunu savunabilirsiniz. Ancak o hedefin yok edilmesi, savaşı kazanmaya zerre kadar hizmet etti mi? Üstelik hedef alıp da havaya uçuramadığımız yerler var; yani o dağlar, bir türlü ulaşamadığımız o yer altı füze şehirleri. Buraları defalarca vurduk ama sonuç alamadık.” dedi.
“SEÇİMDEN SONRA NÜKLEER SİLAH MI KULLANACAK?'
Trump’ın yaklaşan kasım ayı seçimleri öncesinde İran’a yönelik tehditlerini ve bölgeye yapılan askeri yığınağı değerlendiren Davis “ Trump ‘kıyamet vari’ bir dil kullanmaya devam ediyor. İran’ı yok etmekten bahsediyor. Bence asıl büyük soru işareti şu, Trump büyük bir adım atmak için gerçekten Kasım ayını mı bekleyecek? Kasım’daki seçimlerin ardından bu işin anında biteceğini iddia etmiş, hatta daha da ileri gidip İran'ı haritadan silmekle tehdit etmişti. Haliyle insan, 'Acaba seçimden sonra nükleer silah mı kullanacak?' diye sormadan edemiyor. Çünkü ne yaptılarsa sonuç almadılar. Konvansiyonel silahlarla o dağları delemezsiniz.”
“SAVAŞA ABD’NİN ÇIKARLARI İÇİN DEĞİL
İSRAİL’İN ÇIKARLARI İÇİN GİRDİK”
ABD’deki etkin olan Siyonist lobiye de değinen Davis “ Biz bu savaşa ABD’nin çıkarları için girmedik, İsrail’in çıkarları için girdik, bunu herkes biliyor. Nereden mi biliyor, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, açıkladı. “İsrail'in İran’a saldıracağını biliyorduk, kenarda durmazdık” dedi. Davis, ABD halkının, İsrail'in her söylediğini gözü kapalı yapmanın getirdiği maliyetlerden artık yorulduğunu, bunun da siyonistler için dezavantaj olduğunu söyledi.

…………………………….
“MÜZAKERELERİN YENİDEN BAŞLAYABİLECEĞİ ORTAK BİR ZEMİN YOK”
-Şu sıralar İran’a düzenlenen askeri saldırıların yoğunluğu azaldı? Arka kapı diplomasisin sürdüğünü biliyoruz. Tekrar müzakere masasına dönülür mü?
Görüşmeye hazırlar, esasen her zaman konuşmaktan yana oldular. Ancak şu an, herhangi bir müzakerenin başlayabilmesi için ön koşul olarak öne sürdükleri oldukça ağır şartları var. Yani aslına bakarsanız, mutabakat zaptındaki tüm maddelerin peşinen yerine getirilmesini şart koşuyorlar. Bütün yaptırımların kaldırılmasını, dondurulan varlıkların serbest bırakılmasını, ablukanın sonlandırılmasını ve daha birçok adımı ön koşul olarak görüyorlar. Bunların hepsi çok büyük talepler; ancak onlar önce bu adımların atılması gerektiğinde, ancak ondan sonra masaya oturup her şeyi konuşmaya hazır olduklarında ısrar ediyorlar. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri ise özetle, 'Bu saydıklarınızın hiçbirini yapmayacağız; önce bize boyun eğmek zorundasınız,' diyor. Dolayısıyla şu an için iki taraf da sözde görüşmeye hazır olduğunu söylese de, aslında ortada müzakerelerin başlayabileceği hiçbir ortak zemin bulunmuyor."
“SEÇİMDEN SONRA NÜKLEER SİLAH MI KULLANACAK?' DİYE SORMADAN EDEMİYORUM”
-Bölgeyi büyük bir askeri yığınak söz konusu Trump seçimlerden önce gerilimi artırmak için İran’a karşı yeni bir saldırı dalgası başlatabilir mi?
Trump kıyamet vari bir dil kullanmaya devam ediyor. İran’ı yok etmekten, bahsediyor. Bence asıl büyük soru işareti şu: Başkan Trump büyük bir adım atmak için gerçekten Kasım ayını mı bekleyecek? Kasım’daki seçimlerin ardından bu işin anında biteceğini iddia etmiş, hatta daha da ileri gidip İran'ı haritadan silmekle tehdit etmişti. Haliyle insan, 'Acaba seçimden sonra nükleer silah mı kullanacak?' diye sormadan edemiyor. Çünkü ne yaptılarsa sonuç almadılar. Konvansiyonel silahlarla o dağları delemezsiniz. Bölgeye çok büyük bir yığınak yapılıyor, bunun sebebi aynı şeyleri tekrardan yapmak mı sanmıyorum. Başka bir şey deneyeceklerdir. Ancak madalyonun bir de İran tarafı var; tüm bu tehditleri dinleyen Tahran, 'Bugün ile Kasım ayı arasında öylece oturup onun ne yapacağını mı bekleyeceğiz, yoksa erken mi davranmalıyız?' diye düşünüyor. 'Hazır fırsatımız varken ilk darbeyi biz mi indirmeliyiz?' sorusu masada; çünkü o abluka her geçen gün can yakmaya devam ediyor.”
“DEFALARCA VURDUK AMA SONUÇ ALAMADIK”
-Bir asker gözüyle bakacak olursanız, bu savaşta ABD’nin askeri kapasitesini ve ortaya çıkan sonuçları nasıl değerlendirirsiniz?
Şahsen ben, bunun taktiksel olarak bile başarılı olduğu iddiasına şüpheyle yaklaşırım. Evet, hedef aldığımız noktaları vurduğumuz doğru, buna şüphe yok. Her yeri yerle bir ettik. Dolayısıyla dar bir çerçeveden bakarak, 'Şu hedefi gözümüze kestirdik ve havaya uçurduk,' diyerek bunun taktiksel bir başarı olduğunu savunabilirsiniz. Ancak o hedefin yok edilmesi, savaşı kazanmaya zerre kadar hizmet etti mi? Üstelik hedef alıp da havaya uçuramadığımız yerler var; yani o dağlar, bir türlü ulaşamadığımız o yer altı füze şehirleri... Buraları defalarca vurduk ama sonuç alamadık. Tarihsel olarak Amerikalılar askeri kapasiteleriyle taktiksel başarılar elde etseler de, stratejik düzeyde hep başarısızlığa uğradılar. İran meselesinde de böyle oldu."
“HÜRMÜZÜN İRAN’IN KONTROLÜNDE KALMASI EN BÜYÜK FİYASKO”
-ABD ordusu için en büyük fiyasko ne oldu?
"Yezd'deki füze fabrikasını tam 21 kez vurduk, tünelleri bombaladık, yerin üstünü enkaz yığınına çevirmek dışında pek bir şey yapamadık; tesis hala aktif durumda. Dolayısıyla operasyonel, hatta stratejik düzeyde çok başarısız olduk. Çünkü muazzam miktarda mühimmat harcamamıza rağmen, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesinin önüne geçemedik, bunu sağlayan o askeri kapasitesini yok edemedik, En büyük fiyasko da bu oldu zaten. Eğer o kritik noktayı vuramazsanız, bu operasyonel bir sorun yaratır ve stratejik olarak savaşı kazanamazsınız.
“BU KAPASİTELER KAĞIT ÜZERİNDE BİLE HİÇBİR ZAMAN YETERLİ OLMADI”
-Savaşın sonuçlarına baktığımızda, ABD’nin “askeri caydırıcılık kapasitesinin’ çok fazla abartıldığını söyleyebilir miyiz?
İran'ı boyun eğmeye ve teslim olmaya zorlamak gibi siyasi bir hedefe ulaşma konusunda, bu kapasiteler kağıt üzerinde bile hiçbir zaman yeterli olmadı. Suikastlar düzenleyebilirsiniz, pek çok lideri öldürebilirsiniz, binaları köprüleri havaya uçurabilirsiniz, fakat o dağların altındaki füze şehirlerine ulaşmanız asla mümkün olmayacaktı, bu hiçbir zaman mümkün değildi, öylede oldu zaten. Üstelik İran’ın füzelerinin, hem bizim hem de İsrail'in hava savunma sistemlerini nasıl aştığını 2025 yılından beri biliyorduk. O 40 günlük süre zarfında da bu yeteneklerinin her bir parçasını dönüp kanıtladılar. yapılan saldırıların ardından kapasitelerinden bir şey kaybetmediklerini açıkça ispat ettiler. Dolayısıyla, herhangi bir işgal tehdidi oluşturabilecek bir kara gücünüz dahi yoksa, ki bizim yoktu, meseleyi sadece havadan çözmeye çalışmak kesin bir başarısızlığı garanti eder, nitekim öyle de oldu.

“SİYONİSTLER İÇİN MUTLAKA BİR DEZAVANTAJA NEDEN OLACAKTIR”
-Amerikan devleti ve Amerikan ordusu içinde Siyonist bir nüfuz söz konusu. İsrail'in, ABD’yi kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yönlendirmesine halktan tepki her geçen gün daha da artıyor. Amerikan devleti içindeki Siyonist nüfuzun akıbeti ne olacak? Bu nüfuzun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Şunu söyleyebilirim ki, Netanyahu oldukça kurnaz biri ve kamuoyunun kendi aleyhine dönmekte olduğunun fazlasıyla farkında. İşte bu yüzden, uzun zamandır devam eden yıllık 3 küsur milyar dolarlık yardımın tehlikeye gireceğini biliyor. Bir sonraki Kongre seçimlerinde Demokratların çoğunluğu elde etme ihtimalini ve onların bu yardıma karşı oy kullanabileceğini biliyor. Bu yüzden, 'Tamam, o zaman bu yardımı 2027 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) ile bu yılın savunma bütçenize sabitleyelim ki orada kalıcı olsun ve işimizi garantiye alalım' mantığıyla hareket ediyor. Fakat bence uzun vadede asıl mesele, insanların İsrail'in her söylediğini gözü kapalı yapmanın getirdiği maliyetlerden artık gerçekten yoruluyor olması. Bu siyonistler için mutlaka bir dezavantaja neden olacaktır.
“3 MİLYON ASKER BİLE YETMEZ”
-İran’a karşı olası bir kara harekatı için ne düşünüyorsunuz?
Böyle bir hareket tam büyük bir başarısızlığa neden olur. İran’ın coğrafyası buna izin vermez. Çok büyük bir ülke İran. O coğrafya savunmaya daha elverişli. Irak ve İran’a bakın yan yana iki ülke, İran’ın farkını görürsünüz. İran çok dağlık bir ülke, ben 1991 yılında Çöl Harekatı’nda yer aldım, 2. süvari alayındaydım, 7.kolorduya öncülük ediyorduk, ilerlemek çok kolaydı, her taraf çöldü, bu taarruz eden taraf için büyük kolaylık, savunan taraf için ise büyük zorluk. İran’da ise durum bunun tersi, arazi dağlık. Dağların arasından, vadilerden, yamaçlardan geçmek zorundasınız, istediğiniz gibi muharebe düzeni alamazsınız, ve o coğrafyayı İranlılar kadar kimse bilmiyor. Sizi tuzağa çok rahat düşürebilirler. Bu intihar olur, üç milyon asker bile yetmez. Sayısal üstünlüğünüz olsa bile sürekli zayiat vererek ilerlemek çok büyük kayıplara neden olur. Böyle bir harekatın hiçbir garantisi yok. Konvansiyonel füzeleri denedik sonuç alamadık. Geriye bir tek nükleer silah kalıyor, bu da hepsinden büyük felaket olur. Ortadoğu’yu da yakarlar İsrail’i de yakalar.
“RUSYA’YI BATIYA SALDIRTMAYA ÇALIŞIYORLAR”
- Rusya ile Ukrayna arasında aslında Avrupa ve ABD arasındaki savaşın şiddeti giderek artıyor. Bu şiddet sarmalı Avrupa’yı da içine alır mı?
Bu konuda oldukça endişeliyim. Bunun kasıtlı bir niyetten ziyade, olayların kendi seyrini alıp kontrolden çıkması nedeniyle gerçekleşmesinden korkuyorum. Bu savaşa başladığımızda, Rusya'nın kırmızı çizgilerinden korkuluyordu. 'Çok ileri gidemeyiz çünkü Rusya saldırabilir' deniyordu. Sonra biraz ileri gittik; Rusya Batı'ya saldırmadı. Biraz daha ileri gittik; Rusya yine Batı'ya saldırmadı. Sonunda iş öyle bir noktaya geldi ki, 'Tamam, artık her şeyi yapabiliriz' diye düşünülmeye başlandı. F-16'lar, uzun menzilli füzeler, ‘Storm Shadow'lar. Ne verdiysek verdik, hiçbir şey Rusların bize saldırmasına neden olmadı. Haliyle şu anki inanış, bundan sonra da hiçbir şeyin onları harekete geçiremeyeceği yönünde. Fakat bence bu çok yanlış bir değerlendirme; çünkü özellikle İngilizler, son ‘Storm Shadow’ füzeleri ve diğer pek çok askeri destekle işi neredeyse tamamen Ukrayna tarafına devretti ve bunların Rusya topraklarında kullanılmasına izin verdi. Rusya ise buna karşılık, 'Pekala, bu durum bizim için bir sorun olmaya başladı. Eğer buna devam ederseniz bunun sonuçları olacaktır' diyor.
“BU KONUDA GERÇEKTEN ÇOK ENDİŞELİYİM”
-Rusya’nın uyarılarının dikkate alındığını düşünüyor musunuz?
Artık kimse bu uyarılara inanmıyor. Bu yüzden korkuyorum ki günün birinde bir ‘Storm Shadow’ füzesi ya da Amerika, Fransa veya Almanya tarafından sağlanan bir silah Moskova içinde son derece kritik öneme sahip bir yeri vurursa, bunu gizlemek artık mümkün olmayacaktır. Üstelik bu küçük değil, çok büyük bir darbe olur. İşte o zaman bir misillemeyle karşı karşıya kalabilirsiniz ve o noktadan sonra her şey tamamen kontrolden çıkar. Bu yüzden gerçekten çok endişeliyim.
“MANTIKLI HER AVRUPALI BU SAVAŞIN BİTMESİNİ İSTERDİ”
-ABD ve Avrupa bu savaşın kazananının Ukrayna olacağını mı düşünüyor?
Trump Ukrayna’ya ne kadar destek verirlerse versinler bu savaşı Ukrayna’nın kazanamayacağını biliyor. Bu yüzden bir an önce bitirmek istedi. Avrupalı seçkinler Trump’a “Bak Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz almıyoruz sizden alıyoruz, bu savaş size ekonomik olarak yarıyor” dediler. Avrupa kendi zayıflığını kendine karşı kullandı Trump’ı ikna ettiler. Oysa mantıklı her Avrupalı bu savaşın bitmesini isterdi. Ukrayna’ya büyük paralar veriyorlar, ve bu paraların çoğunluğu yolsuzlukla kayboluyor, her şey Ukrayna’daki kara deliğe gidiyor. Bu bir yıpratma savaşı.

DANIEL L. DAVIS KİMDİR?
Daniel L. Davis, ABD ordusundan yarbay rütbesiyle emekli oldu. Aynı zamanda muharebe gazisi olan Davis, 21 yılı aşkın aktif hizmet süresi boyunca 1991'de Çöl Fırtınası Operasyonu, 2009'da Irak ve 2005 ve 2011'de Afganistan'da görev yaptı. Körfez Savaşı'nın önemli bir zırhlı çatışması olan 73 Easting Muharebesi'ndeki cesareti nedeniyle Bronz Yıldız Madalyası’na layık görüldü. Davis, 2012 yılında Afganistan'daki askeri duruma ilişkin, hakim resmi anlatıdan farklı bağımsız bir değerlendirme sunmasının ardından kamuoyunun dikkatini çekti. Saha gözlemlerine ve askeri personelle yaptığı görüşmelere dayanan bu müdahalesi, ona 2012 Ridenhour Gerçeği Söyleme Ödülü'nü kazandırdı. Askerlikten emekli olduktan sonra Davis, savaş, ulusal güvenlik ve ABD dış politikasının stratejik sonuçlarına odaklandı. Davis şu anda kıdemli araştırmacı ve askeri uzman olarak görev yapıyor.




