Ben kanuna bakarım demekle kanun bana bakar demek farklı. Her şeyin sıradanlaştığı ülkemizde bir insanlık sıradanlaşamıyor! İnsanlık özel kalıyor. Biri bir insanlık yaptığında kahramanlık yapmış gibi muamele ediliyor. Oysa insanlık insana özgü bir durum. Sıradan davranış şeklidir gerçekte. İnsan o kadar kaybedilmiş ki hafif bir hatırlatmada sanki dünya gelincik tarlası. Her şey birdenbire güzelleşiyor. Bu güzel tarafı. Güzel olmayan ise kurallara tıpatıp uyup da insanlığa uymamak. Yani insanlık göstermemek. Elbette kurallar lazım ama kuralları aşmak lazımdan öte bir durum. Kanunlar insanlar tarafından yazılmıştır ama insanlık halleri sadece insanlara bağlanamaz. İnsanların neden olduğu hallerden daha fazlası var insanlık hallerinde. İnsanın başına gelen sadece insanlardan kaynaklanmaz. İnsanın dış dünyasında sayılamayacak kadar materyal var. Doğanın gizinden kaynaklananlar kadar doğadışı kaynaklar. İnancın verdikleri de olabilir. Kader çizgisinin insan dışında işliyor oluşu. İnsan kadere tabidir, kaderin sahibi değil. Kendi dışında işleyen bir düzenin bir parçasıdır aynı zamanda. Düzen denince tabi insanın aklına hemen kanun geliyor. Kanundan önce insanlık gelmeli oysa. İnsan kanuna değil kanun insana bakmalı.

Normal bir insandan beklenen kuralların üstünde insanlığın gerektirdiği davranış şeklini göstermesi. Bu, insanlara zor geliyor. Oysa normal insan insandır burada sorun yok ama bir tık üstü. Bir tık üstü ayırıcı özellik olabilir. Tamam kurallara uyan, insanlık dışı davranmayan bir insan ama insanlık da yapmayan bir insan, dünya bu insan tipinden çekiyor ne çekiyorsa. Ben kanuna bakarım diyor, kuralın insanlığı geçtiği nokta burasıdır. Tamam yasaya uy ama bir tık üste çıkarak insanlık yap insanlığa uy. Kurala uymasında sıkıntı yok ve elhak kural da doğru. Peki, bu ‘doğruluk’ insanlık hallerine çözüm üretmiyorsa bir tık üste çıkmak gerekmez mi, bir tık üste çıkıp insanlık yapmak gerekmez mi. İşte burada beklenen gerçekte ‘sıradan’ ama günümüzde olağanüstü görülen bir davranış şeklidir. Yani arzu edilen o davranış şeklinin her insanda bulunması, her insanın göstermesi. Her insanın göstermesini beklemek belki biraz aşırı yorum olabilir ama en azından bazı meziyetlere sahip insanların göstermesi gerekir.

Belli bir camiaya mensup insanların çözüm üretirken yasalardan/kurallardan çok insanlık hallerine odaklanması gerekmez mi. Çünkü öyle insanlar sokaktaki sıradan insanlar değil. Kendine bir şey katarak sıradanlığın üstüne çıkmış olması insanlığa göre hareket etmesi beklentisini doğuruyor. Yani kural düz bir şekilde a noktasından çıkıp b noktasına varmaksa ve bu kurala harfiyen uyduğunda yanlış denecek hareket yapmamış olsa da b’den ötede bir insanlık hali varken ben yanlış yapmadım demek ya da öyle düşünmek veya aksettirmek ne kadar doğru yaptığını gösterir. Evet, kanuna göre haklı ama insanlığa göre haksız. Hangisini tutacağız. Daha doğrusu hangisini tutmak gerek. Gerçekte insanlığın verdiği haklılık olması lazım. Kanunun verdiğine haksızlık denilmeli. Kanunun verdiği doğru ama insani değil. İnsanlığın verdiği hem doğru hem insani. Doğruyu kurallara hapsederek sunmak ilk önce doğruya haksızlık olduğu gibi insan için insanlık yapmamış olarak da sıradanlığa inmektir. Herkes sıradan olabilir ama herkes insan olamaz.

Fazla bir şey midir beklenen. Bir adım, küçük bir adım. İnsanlık için insanca bir adım. Dini vecibelerini yerine getiriyor ama bir insana da bir dilim ekmek vermişliği yok, oldu mu şimdi. Kanunlara harfiyen uyuyor ama bir insanın bir müşkülünü çözmüşlüğü yok. Bir derdini gidermişliği yok ama kanunlara harfiyen uyuyor. İnsanımız ne çekiyorsa bu tip insanlardan çekiyor. Görünüşte ‘iyi’ insan ama gerçekte kendine ve kimseye faydası yok. Hadi sana güle güle insanlığı olmayan ‘iyi’ insan. İnsana insanlık lazım.

İnsanlığı olan insanlar arttığında insanların dertleri azalacaktır!