Salgın hastalıkların, siyasi ve ekonomik sancıların yoğun yaşandığı bir yıl geçirdik ve nelere gebe olduğunu tahayyül edemediğimiz yeni bir yıla geçiş yapıyoruz. Hayatlarımızı kritik edip yaptıklarımızın ya da yapamadıklarımızın hesabını yapmaya çalışırken dikkatimiz sokaklarımıza asılan afişlere yöneliyor. Kapitalist sistem o kadar hızlı hareket ediyor ki, istediği vakitte istediği yere el atıyor ve sizi tüketim ağına çekmeye çalışıyor.

Gizil bir el daha şimdiden, AVM’leri, sokakları, caddeleri kontrol altına almış ve elde edebileceği kazancın hesabını yapıyor. Alışveriş sitelerinde, marketlerde yılbaşı indirimi adı altında kampanyalar düzenleniyor ve satışa sunulacak ürünlerin üzerinde insanları etki altına alacak ifadeler yer alıyor.

Yurdum insanı omuzlarına binen borç yükünü, ödenmemiş kiralarını, geçim sıkıntısını unutmuş yeni yılda nerede nasıl eğleneceğinin, hangi ziyafetleri hazırlayacağının, hangi mağazadan giyineceğinin hesabını yapıyor ve sanıyorum gelecek yıla ağır bir fatura ile girecek.

Mahallemin gençleri yılbaşı eğlencesi adı altında yapılacak çılgınlığa katılabilmek için heyecanla bekliyor ve bir yılı geride bırakmanın kendileri için bir kazanç olduğunu düşünüyorlar. Bilirsiniz memleketimde her dönem yılbaşı eğlenceleri adı altında çılgınlıklar yapılır, sokaklarda sarhoşlar dolaşır, müzik sesleri yükselir, ziyafet için bir araya gelenlerin kahkahaları duvarlarda yankılanır ve bütün bunlardan geriye küllenmiş acılar, yıkılmış duvarlar ve bilinci kapanmış kitlelerin şuursuzca attıkları kahkahaları kalır.

Öz kimliklerine yabancılaşan ve yoğun bir çatışmanın içine sürüklenen Müslüman evlatları, Hıristiyan geleneklerini sürdürebilmek için adeta yarışırlar.

Şehrin kıyısındayım ve kirlenmemiş bir yılın ayak seslerini işitiyorum sonra başımı arkama çevirip düşünüyorum…

2022 yılını hastalıkları, ölümleri ve tüm mahrumiyetleri ile geride bırakırken pişmanlıklarımla umutlarım arasında gidip geliyorum. Düşünüyorum… Bunca acı, bunca dram, bunca mahrumiyet bana ne öğretti ya da ne öğretmeliydi?

Hatırlarsınız… Salgın hastalık, kalıntılarını bırakıp giderken bedenimizin rüzgârın önünde savrulan bir saman çöpü kadar zayıf olduğunu fark etmiştik. Bir saman çöpü kadardı gücümüz, üfleseniz uçacak kadar zayıftık…

Gücümüzün sınırlı olduğunu gösteren binlerce hadise yaşadık ve anladık ki hiçbir şey bizim elimizde ve kontrolümüzde değil, her şey Yüce Yaratıcı’nın dilemesi ile gerçekleşiyor. Rehavete kapılıp, ölümün bu kadar yakınımızda olduğunu hissedemez hale geldiğimiz bir dönemde katliam gibi ölümlere şahit olduk ve hayatı, ölümü ve ömrü yeniden sorguladık.

Ölüm bir nefes kadar yakınımızdaydı ve zerre kadar bir virüs dev gibi adamların ciğerlerine giriyor ve nefeslerini kesiyordu.

Üç yıl süren salgın hastalık, katliam gibi ölümler, ağır travmalar bırakan ayrılıklar ve yoksulluk getirdi. Son bir yıl içinde virüsten kalan kalıntılarla başa çıkmaya çalıştık, doğan her gün için şükrettik, her kıpırtıda irkildik ve korkularımızla başa çıkmaya çalıştık.

Duru bir sabahın ve yeni bir yılın ayak seslerini işitiyorum… Sesler kulaklarıma çarptıkça başımı arkama çevirip acının bıraktığı izlere bakıyorum. Acıya dokunuyorum, acının sayfalarını açıyorum ve tek tek okuyorum. Ve kalp kırmanın, incitmenin, ihtirasların, rekabetin, hasedin hayatımızdan neleri alıp götürdüğünü fark ediyorum. Ne yapmalıydık? Nasıl yaşamalıydık ya da nasıl yaşadık? Bir yılı daha geride bırakırken ardı kesilmeyen soruların altında ezildiğimi hissediyorum ve şunu anlıyorum; yapılacak çok şey var fakat insan ömrü sınırlı...

Güneş doğdu, battı, mevsimler geçip gitti peki vakti maksadına uygun şekilde kullanabildik mi? Zihnimizi aydınlatacak yollardan geçebildik mi? Günün kaç saatini hayır çalışmaları ile geçirebildik? Günün kaç saatini düşünmeye, tefekküre ayırabildik?

Güneşi vaktinde doğduran Rabbim bize ışığı, nefesi, ekmeği, suyu bahşetmiş ve bizden sadece vahyin ışığında bir hayat sürmemizi istemiş buna tereddüt iman ediyoruz. Rabbimiz bizden sadece acziyetimizin ve muhtaçlığımızın farkına varmamızı ve hak çizgisinden sapmadan yürümemizi istemiş. Peki, bunun için ne yaptık ya da ne yapmadık? Yeni yıla girerken kulaklarıma çarpan bu soruların altında ezildiğimi hissediyorum.