Geçen yazımızda, Kudüs sevdâlılarından Nureddin Mahmud Zengi’nin faaliyetlerinden bahsetmiştik. Aslen Türk olan bu namlı kumandan, kendisine, aslen Kürt olan değerli bir yardımcı bulmuştu. Selahaddin Eyyûbi de kendisi gibi Kudüs sevdalısıydı. Bu iki güzide idareci baş başa verdi. “Biz nasıl yapalım ki; ehl-i medrese ile ehl-i tekyeyi cihâda teşvik edelim” diye düşünüp, bu işin çözümünü istişare için Hayyatü’l Harrâni’nin yanına giderler. Bu zat çok ferasetli, çok zeki idi. Onlara dedi ki: “Siz, ehl-i medrese ile ehl-i tekyeyi sâdece cihada davet etmekle onları cihada sevk edemezsiniz. Onları toplayın, onlara maaş bağlayın ve deyin ki: ‘Ya silah altına girip her gün bir saat silah talimi yaparsınız, ya da sizin medrese ve tekyelerinizi kapatırız.’”

Nureddin Zengi ile Selahaddin Eyyûbî, Hayyâtü’l- Harranî’nin bu tavsiyelerini yerine getirdiler. Medrese ve tekye ehli ile beş senelik bir taahhütnâme imzaladılar. Hepsini harbe alıştırdılar. O arada değerli bir idareci olan Nureddin Zengi vefat etmişti. Selahaddin Eyyûbî, çok sevilen bu idarecinin yokluğunu hissettirmedi. Bütün ümmeti cihada dâvet etti. Türk, Kürt ve Arap el ele, omuz omuza verdi. “Lâ ilâhe illallah. Muhammedü’r-resûlullah” sancağı altında toplandı. Bu inanmış topluluğun önüne düşen Selahaddin Eyyûbî, “Bismillahi Allahu Ekber!” deyip yürüdü. Bu muhteşem cihad ordusu, 1187’de Kudüs’ü fethetti.

Kudüs işte böyle kurtuldu. Yani cihadla… Evet işin içinde “büyük cihad” olan nefisle mücadele de var. Elbette en başta iman da var, ilim de var, takva da var, ama maddî cihad olmadan olur mu? “İsrail güçten anlar” vecizesindeki gibi, zâlimler ancak güçten anlar. Rabbimiz bunun için cihadı farz kılmış. Peygamber Efendimiz (asm) bu gerçeği ifade için, “Cennet kılıçların gölgesi altındadır” buyurmuş.

Müslümanların izzeti ve şerefi cihaddadır. Cihadı düşünmeyen zelil ve rezil olmaya mahkûmdur. Öyle insanın zaten beş paralık kıymeti de yoktur.

Bugün pek çok İslâm yurdu işgal altında. En başta da Kudüs. Haydi, bakalım gece gündüz edebiyat parçala, dil dök. Bu zâlimleri işgal ettikleri topraktan çıkart! Mümkün mü? Onlar ancak maddî cihad kılıcıyla yola gelir, İslam yurtlarından def edilebilir. İşte kâfir bunu bildiği için yıllardan beri cihad ruhunu öldürmeye çalışıyor. Bunun için trilyonlarca dolar harcıyor. Tıpkı Nureddin Zengi devrindeki gibi medreselere, tekyelere, tarikatlara, Müslümanların bir araya geldikleri kuruluşlara el atıyor. “Ilımlı İslam” projesini yürütüyor. Helikopter dolusu dolar dağıtıyor. Tek bir şey istiyor: Cihadın inkar edilmesi, cihaddan vazgeçilmesi. “Haçlıların ülkenize girmesi kötü bir şey değildir. Onlar sizin karınıza, kızınıza tecavüz etmez” diye propaganda yaptırıyor.

Bosna’da, Irak’ta, Suriye’de, Arakan’da olup bitenleri gözünüzün önüne getirin. Yüz binlerce Müslüman hanıma tecavüz edilmesini, milyonlar Müslümanın hunharca katledilmesini hatırlayın. Son olarak Arakan’lı Müslümanlara yapılanların videosunu seyrettim. Uhdud Ashabı’na yapılanlar gibi bir hendek kazılmış. Müslümanlar o hendeğe doldurulmuş. Hepsi de başlarına geleceği biliyor. “Lâ ilâhe illallah” kelimesini tekrarlayıp duruyorlar. O zâlimler buldozerlerle toprağı hendeğe dolduruyorlar. O mazlum kardeşlerimizi diri diri toprağa gömüyorlar. Bu videoyu gözyaşları içerisinde seyrettim, yumruğumu sıktım: “Şimdi bir İslâm devleti olsa, bir Halife olsa, Gölbaşında şehit düşen Özel Harekât Polisleri gibi, 50-100 tane yetişmiş cengâveri gönderse, inan ki o zâlim çapulcuların tamamının hakkından gelir.” Diye düşündüm. Samimi söylüyorum, bizim bordo bereliler gibi yetişmiş yüz yiğit şu İsrail’in hakkından gelir. İşte bunun adına cihad denir.

Arkadaş, ben onu bunu bilmem. Kudüs te, işgal altındaki bütün Müslüman toprakları da ancak ve ancak cihad ile kurtulur. Zâlim, ancak güçten anlar. Sen cihadı düşünme, “Nasara, yansuru, ölene kadar cansürü!” de. Kola iç, yan gel yat! Ondan sonra Kudüs’ün kurtarılmasını bekle. Bu iş böyle olmaz Hacı!