Dünya ile irtibatımızı yüzlerce ya da binlerce kanaldan yayılan haber bombardımanı ile sürdürürken, “Corona” virüsüyle de bir yakınlığımız olmasın tedbirimizle yüzümüzü dahi kapatıp evlerimizden çıkmadığımız zaman diliminde, gözlerimize sokulan bir sosyal medya paylaşımıyla girmek istedik söze... Hak dostum hak!
Önce normal şartlar altında düşünerek her şeyi, kaybetmeye nereden ve nasıl başlatıldığımıza çekmek istiyorum dikkatleri.
“Kadının biri” diye başlayan bu paylaşımda olmayan nedir? Aile kavramıdır.
“Evli” oldukları özellikle kadın ve koca kelimeleriyle vurgulanan o iki insanın, her şeyleri ortak ise, neden telefonları değildir ve bu da İnsan Hakları Sözleşmesinin birinci maddesi gibi sunulmaktadır? Evlerde sabit telefonlar varken, yanındaki rehber defteri o ailenin tüm bireylerini kapsıyordu halbuki.
Kadın, kocasının telefonuna bakarken denmiyor, “Kurcalamak” kelimesi kullanılıyor. Sözlüklerde 5 maddede sıralanan manalardan beğendiğini al. Galiba en uygunu da araştırmak, eşelemek olsa gerek.
“Korona diye bir kayıt görür” noktasına getirilen kadının, gördüğü başka kayıtların atlanması yahut önemsenmemesi, aktüel “Corona” kelimesiyle yapılması planlanan tahribatın, imhanın ve yıkımın bir mizah örtüsüyle kapatılıp yaşanacakları olağan, olması gereken, normal saydırmak hesabına dayandırılmıştır.
“Ve arar!”
Eli kocasının telefonunu tutan kadına yaptırılan bu eylemin bir sebebi, bir dayanağı yoktur. Sadece ona tanınması normal sandırılmak istenen bir merak dürtüsü vardır ortada.
“Kendi telefonu çalar!”

Başka bir telefon çalsa idi ne olacaktı ve kadın kocasının telefonundan bir numarayı çaldırmasını karşısına çıkana nasıl izah edecekti?
Bu ve benzeri sorulara artık gerek yok. Zira bomba evin tam ortasına düşürülmüştür yada isabet ettirilmiştir.
“Kendi telefonu çalar.”
Kadın geldiği ve yaşadığı bu noktada dizlerini dövmeye mi durur yahut bu paylaşımı beyin ve kalplerinin içine alanların çoğunluğunca öyle yapacağını mı sandırılır? Hayır!
Ben nasıl bir kadın olmuşum ki, her şeyimi verdiğim, onda kendimi bulduğum kocam beni bir virüsle eşlendirmiş? Kimlerin aklına gelmez kadının böyle bir hali? Kadın haklarını biliyorum diyen herkesin.
“Kendi telefonu çalar.”
Bu paylaşımla, herkesin duyduğunda uzaklaştığı bir virüs adıyla karısını anması bir kocanın, orada evliliklerin bittiğini, tükendiğini fakat görüntüyle sürdüğü mü anlatılıyor? Buna da hayırdır doğru cevap. Çünkü buradaki hedef, olan değil olması istenendir. Kadın ve kocaları bu isteğe hazırlamaktır, alıştırmaktır, normal saydırmaktır.
Başka ülke fıkralarından vasat zekalı Temel’imize adapte edilen ve her gün onlarcası planlı olarak yayılan basit bir paylaşımın izahının giriş kısmına bunca kelime mi yazmak gerekirdi, sorusu da düşmesin isteriz akıllara.
Bu günlere kolay getirilmedi bu ülke.
Siyasi bir kalıpta söylenmiş gibi duran bu cümle aslında çok sosyolojik makalenin kaleme alınması gerektiğini ifade etmektedir.
Yoksa itibar peşine düştüğünü sananlarımızın hemen aklına gelen, ki muhalefetimiz bilinmektedir, “İstanbul Sözleşmesi”ni mi konu ediyorsunuz, suçlamasını duymayız.
Evet, bu ve benzeri paylaşımların yapıldığı günlere kolay getirilmedi ülkemiz. Vasat zekalı Temel fıkralarına alıştırılmamız ve arıyor olmamız değildir anlatmak istediğimiz.
Açın radyolarınızı yahut elinizdeki aletlerin radyo görevindeki yerlerini ve çaldırın bu ülkede yakılması, varlığımızla paralel türkülerimizden birini.
“Diz dize otururken yüzüne hasret kaldım.”
Bu ülkede bu türküyü çağıran kadın ve kocalarına, hangi işgal zihniyeti ne yapmış olacaktı da birbirlerini kaçılacak virüs adıyla kodlandıracaklardı?
Bu soruya da cevap aramak değildir muradımız. Bu sorunun cevabını nerde kaybettiğimize birazcık merak duygusu salmaktır. Buradan yürüyelim.
“Köroğlu’nu sözüne bakmasaydım, bütün bunlar gelmeyecekti başıma.”
T.Özal’ın hüküm sürdüğü yıllarda yazdığım ve ilk kitabım “Değmesin Yağlı Boya”ya aldığım “Üye olduk kooperatife” başlıklı hikâyem böyle başlıyordu.
Köroğlu’nun kimliği gayet açık. Babamın neslinin benzetmesiydi bu. Ben de yaşasın, farkında olunsun, unutulmasın istediğimden konu etmiştim hikâyemde.
Köroğlu varsa, Ayvaz’ı da vardır. Nasılsın, nicesin kelimeleriyle başlayan hal hatır sormalarda, “Bir Köroğlu, bir Ayvaz geçinip gidiyoruz” cevapları verilirdi, kızlarını gelin etmiş, oğullarını ayrı ev etmiş babalarca.
İyi ki bilmiyorlar bu kültürümüzü.
“Coronaoğlu” diye yapılsaydı o paylaşım, çok üzüleceğimiz muhakkaktı.
Başka özel tanımlarımız da vardı bizim. Bir erkek, yanındaki kadını “Hemşiremdir” diye bildirirse, anlaşılan kardeşlikti. Saygı içeren bir sıfat hemşire. Saygılı erkeklerin hitabıydı.
Kabul edilmediği için otobüsten indirilen “Erkek Hemşire”nin isyanını haberleştiren tv kanallarında yaşanan bu yanlışlılara bir izahı olacak insanımızı bulup neden konuşturmazlar, anlamak zor.
Belki de zor değil.
Zor olan ülkemin yaşadığı bu günlerdir.