“Complot”, Fransızca bir kelime olmasına rağmen, Türkçeye geçmiştir, ama Fransızca okunuşu “konplo” yerine “komplo” söyleyişi yerleşmiştir. Türk Dil Kurumu Sözlüğü, “Bir kimseye karşı toplu olarak alınan gizli karar” şeklinde açıklarken, İsmail Hami Danişmend, “Fransızca-Türkçe Büyük Dil Kılavuzu”nda, “Suikast, gizli tertip” karşılığını verir. Sözlükte “tertip”, “sıra, dizi, düzen”, “suikast” ise, “gizlice veya sinsice cana kıyma veya kötülük etme işine kalkışma, yağınma”, “yağınmak” da “suikast etmek” şeklinde açıklanmaktadır. 32-23 ebadındaki İlhan Ayverdi’nin “Misalli Büyük Türkçe Sözlük”te (İkinci Baskı, Kubbealtı, İstanbul 2011) “komplo” kelimesi için, “Birine veya bir kuruma karşı alınan gizli karar, gizli düzen, tertip”, “Topluca yürütülen gizli plan” açıklaması yapılmaktadır.

Demek ki, “komplo” kelimesinin anlamı, iradi, kararlı bilgi ve öngörüye dayalı bir sırayı, diziyi, düzeni içeren söz ve eylem bütünüdür. Bu söz ve eylem bireysel düzeyde olabileceği gibi, devletlerin siyaset oluşturup gütmelerinde de söz konusu olabilmektedir. Devletlerin oluşturup uygulamada gerçekleştirmeyi amaçlayacağı siyaset, bir yönüyle “komplo” şeklinde kurgulanma imkânına sahiptir. 20. yüzyılın başlarında, Fransa ve İngiltere, daha doğrusu “Büyük Britanya”nın, özellikle Ortadoğu, Doğu siyasetlerinde belirleyici unsurların “komplo” düzeyinde kurgulandıkları, bugün daha iyi anlaşılmak durumundadır. Sözgelimi, Büyük Britanya, eş deyişle, İngiliz politikasının dayandığı ayaklardan birisi, o zaman hâkim olunan Mısır Valiliği’yle Hindistan Valiliği arasındaki irtibatı sağlamak için Filistin, Suriye, Musul, Afganistan güzergâhını tam denetime almaktı. Ancak, daha sonra Yunanistan’ın devreye sokulmasına rağmen, Anadolu halkının ve “Kuvva-i Milli” olarak adlandırılan bağımsızlığı amaçlayan mücadelenin, İngiliz siyasetini akim bıraktığı görülecektir. Bu, İrlandalı J. Joyce’un çeşitli makalelerinde (Denemeler, Makaleler, Eleştiriler, çev. Fuat Sevimay, İthaki Yayınları, İstanbul 2020) irdelediği İngiltere’nin asla unutmadığı kinini, zamanı ve şartları uygun gördüğü anda yürürlüğe koyacağı anlamını da içerir.

Bugünlerde hiç telaffuz edilmeyen, hatta hatırlatılması bile istenmeyen “Büyük Ortadoğu”, sonra “Genişletilmiş Ortadoğu” planı, herhalde sadece cirmi kadar yer yakamayacak akılsız Saddam Hüseyin’in ve Esad’ın Baas, Afganistan’ın baş edemediği kabile rekabetine dayalı rejimlerini devirmekle sınırlı değildi. Kaldı ki, bu ve diğer bölgesel Arap kabilelerinin göstermelik yönetimlerine adeta kiralanmış görece kurumlardır. Nispeten Kuzey Afrika’nın Fas, Tunus ve Cezayir devletleriyle, Mısır, özellikle Türkiye’yi ayrı kategoride tutmak gerekir, ama bu özel ve özgün “komplo” siyasetinin kurgulanmadığı anlamına gelmemelidir.

Bu bağlamda son yıllarda demokrasi çerçevesinde seçimle iktidara gelen bir partinin söylem ve uygulamalarına dikkatli, yukarda hatırlatılan bilgiler bağlamında yaklaşmanın şart olmasına rağmen, bunun hiç gözetilmemesi, ister istemez çeşitli kuşkuyu barındırmaktadır. Somut veriler olarak uygulamalar, bu konuda, aslında önemli ipuçları taşımaktadır. Sözgelimi, nerdeyse tarihin en ağır şartlarında bile tarımsal faaliyetini ihmal etmemiş Anadolu insanı, dünyada kendi kendine yeter birkaç ülkeden biriyken, en basit ihtiyacı olan soğan ve patatesi, hem de bir ara Ürdün’den bile, ithal eder duruma gelmiş veya getirilmiştir. Yine tarih içinde nüfusun artmasında en büyük engellerden biri olan ishal hastalığının önüne geçmek için 1926 yılında kurulan şeker fabrikalarının haraç mezat satılması veya kapatılmaları, hiçbir akılcı gerekçeye dayandırılamamıştır. Bilimin, özellikle tıp ve eczacılık bilimlerinin gelişiminde belirleyici işlevi bulunan hıfzıssıhha enstitülerinin, tarım enstitülerinin yok edilmesine makul bir neden gösterilebilinir mi? Ayrıca tıp öğreniminde Avrupa düzeyine çıkmış, hatta belli alanlarda ayrıcalıklı bir konuma gelmiş bir alanın hallaç pamuğu gibi atılması demek olan bir politika uygulanması nasıl açıklanabilir? Yetişmiş hekimlere, “Giderlerse gitsinler” demek, basit bir devlet politikasının uygulanması olarak değerlendirilemez. Hele, son günlerde, ihtiyaç maddelerine, fiyat ayarlaması söylemi altında yapılan zamların, gelir dağıtımında açıkça görülen adaletsizliklerin, verimsiz, hatta ihtiyaç olmaktan uzak güya yatırımların “uçuracak “ nitelik taşıdığının söylenmesi, herhalde basit iyi niyet olarak değerlendirilemez. İster istemez, Milli Mücadele’nin öcü mü alınıyor, şeklinde bir kuşku çengeli takılıyor zihinlere.