Geçtiğimiz ay eğlence sektöründen bir bayanın İslam kadınının onurla taşıdığı tesettürü hakkında sarf ettiği ifadeler hâlâ tartışılıyor. Bahsi geçen bayan hakkında ağza alınmayacak hakaretler savuranlar olduğu gibi ülkemizin güzide bir sanatçısı nasıl böyle bir ifade kullanır deyip şaşkınlıklarını ortaya koyanlar da var. Tahmin ettiğiniz üzere insanlarımızın bir ayarı yok, duygu ve düşüncelerini makul şekilde ifade etme becerisine sahip değiller ya kırıp döküyor, küfür ve tehditler savuruyorlar ya da yalakalığa soyunuyorlar.
Eğlence sektöründen bir kadının tesettür hakkındaki alayvari tavırları ve bazı kişilerin bu durumu şaşkınlıkla karşılamaları beni cevabını bir türlü bulamadığım çelişkilere götürdü. Her nedense muhafazakâr dindar kesim hayatlarını Allah’ın dinine adayan şahsiyetleri mercek altına alıp onların küçük hatalarına dahi tahammül edemezken, baştan aşağı zillete batmış olan şöhret, makam ve mevkii sahibi kişilerin din ile alakalı küçük reflekslerini yücelterek göklere çıkarırlar. Bu kişilerin yazılı ve görsel medyanın birinci sayfalarında yer alan haberlerine itibar edip, “Filan şarkıcı başını örtüp dua etti, iftar daveti verdi, filan sanatçı sahne aralarında namaz kılarmış...” deyip büyük bir hoşnutluk yaşarlar. Bilirsiniz toplumumuzda şöhret ve mevkii sahibi bazı kişiler kokuşmuş hayatlarını masum gösterebilmek için rutin aralıklarla türbelere gidip dua ederler, dini kavramları telaffuz etmeye özen gösterirler fakat nedense gizli kalması gereken bu eylemleri bir şekilde medyaya ulaştırılır ve servis edilir.
Hatırlarsınız 28 Şubat döneminde bu kişilerin büyük çoğunluğu derin devletin yanında yer almış ve kendilerini çağdaş yaşamın öncüleri olarak lanse edip, dindarlar aleyhine atıp tutmuşlardı. Fakat muhafazakârlar yönetimi ellerine geçirince neredeyse hepsi dini sembolleri kullanmaya ve imkânlardan nemalanmaya başladılar. Eğlence dünyasında tanınmış bazı kadın ya da erkeklerin kendi mahallelerinde miadı dolmuş bir eşya gibi görülmeye başlayınca duygusal dalgalanmalar yaşadıklarını görüyoruz. Bu hatunlar zaman zaman başlarını örtüp ülke gündemine dair yorumlar yapıyor, siyasilere mesajlar veriyor ve fark edilmeye çalışıyorlar. Ne hikmetse devlet erkânı da onların her daim yanında yer alıyor, biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde Covid-19 nedeniyle mağdur oldukları düşünülerek bir konser düzenlendi ve bu kişilere büyük bir meblağ aktarıldı. Elbette kimsenin iç dünyasını bilemeyiz ancak ibadetlerin gizli ve riyasız yapılması gerektiğini biliriz.
İbni Haldun, “Güçlü olan taklit edilir” der ve gücü ellerinde tutanların diğerleri üzerindeki etkilerine vurgu yapar. Bu durum kendileriyle barışamamış, insan olarak bulunduğu konumun farkına varamamış kişilerin yaşadıkları aşağılık kompleksinin bir göstergesi aslında. Dindarların bu noktadaki tavırlarının da bu komplekslerin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Yoksa bunu ne ile açıklayabilirsiniz ki?
Kadın ya da erkek yaşamının büyük bir kısmını Allah’ın dininden gafil bir şekilde geçirmiş, bir noktadan sonra da hayatını değiştirmeye karar vermiş Allah razı olsun… Ancak muhafazakârların iktidara gelmeleri ile yön değiştiren ve zaman zaman dini mesajlar verip imkânlardan nemalanmaya çalışan bazı şöhretli kişiler var ki, kompleksleri ile başa çıkamayan muhafazakârlar her zaman olduğu gibi onlara özel bir değer atfederek enaniyetlerini besliyorlar.
İslam, kişinin bir insan olarak kendine hak ettiği değeri vermesini ister. Fakat nedense şiddeti eğitimin bir parçası olarak görüp çocuklarımızın üzerine sözden bombalar yağdırıyoruz. Onları şefkatle kucaklamak yerine eleştiri yağmuruna tutuyor, hatalarını yüzlerine vurarak güven duvarlarını yıkıyoruz. Takdir etmekten kaçınıyor, hata odaklı gözlemler yapmaya başlıyoruz. Bu durum çocuklarımızın kendilerini yetersiz görmelerine ve komplekslerin yerleşmesine neden oluyor. Bu çocuklar erişkinler dünyasına geçtiklerinde bulundukları konum ne olursa olsun kendilerinden hiçbir şekilde hoşnut olmuyor ve güç sahibi kişilere büyüklük atfederek yıkılan duvarları onarmaya çalışıyorlar. Bunu önlemek için çocuklarımızı büyütürken şu üç şeyden mahrum bırakmamalıyız: Sevgi, takdir ve onay…