Hayata belirli işlevler ile kayıtlı veya sınırlı bir anlam verdiğimiz takdirde, son çözümlemede o mekanik bir düzenek şeklinde görülmeye başlanır. Buradaki mekanizm ise, kaçınılmaz olarak sürekli tekrarı, tekrar monotonluğu, o da içe kapanıp daralmayı getirir. Sonuçta hayat çekilmez bir yüke, ağırlığa, dolayısıyla bıkkınlığa ve usanca dönüşür. Bir başka ifadeyle insan, salt maddi, yani biyolojik, fizyolojik vb. gibi ihtiyaçlarının eksiksiz sağlanmasıyla, varlığını gerçekleştirme alanı diyebileceğimiz hayatı tam olarak karşılamış olmaz. Çünkü insanın bir de manevi olarak nitelendirdiğimiz yönü, dolayısıyla hayatı vardır. İşte o manevi hayat olmadan insanın sadece hayatı değil, asıl varlığı da meydana gelmez. Yine bu manevi hayatın geliştirilmesi, iyileştirilmesi ve güzelleştirilmesi, göz ardı edilemeyecek bir olgudur. Aslında manevi hayatın kurulması, oluşturulması, geliştirilmesi, iyileştirilip güzelleştirilmesi, maddi hayatın da temelini, özünü meydana getirir. Bütün bunları çeşitli yollardan farklı araçlar ile gerçekleştirir insan. Bunlardan birisi, yerine göre başta geleni “kitap” olarak tanımladığımız şeydir. “Şey” olarak nitelendirilmesi onun bilinmez, belirsiz, yer ve öneminin anlaşılmaz olduğu değerlendirmesine vardırmamalıdır bizi. Aksine anlamının, öneminin, içeriğinin, işlevinin ve yararının vb. geniş bir niteliğe sahip olması demektir.
Bu çerçevede insanın duygularını, duyarlıklarını, düşüncelerini, özlemlerini, beklentilerini, umutlarını, kaygılarını, dertlerini, sorunlarını, sanat ve edebiyatın kuşatıcı soluğuyla kitap biçimine dönüştürülmüş ürünlerden haberli olmak gerekir.
Berna, Sevgi Ataş’ın, Reset’ten sonra yayınladığı yeni bir romanıdır. Ayrıca bir öykü kitabı (Arpa Boyu) da bulunan Ataş, Berna romanında bir insanın dünyaya gelişim sürecini anlatıyor bize. Anlatımı yalın, ama insan ilişkilerini sergilemede duyarlılığı zorlamadan sıcaklığını okuyucuya içtenlikle aktarabiliyor. Hayatın gündelik akışı içinde pek farkında olunmayan durumları, olayları, devinimleri betimleyerek dikkatlere sunuyor. İbrişim Kitap tarafından yayınlanan Berna romanı e-mail adresinden de edinilebilir.
Vişne Reçelini Hiç Sevmem hikâye kitabı, Çakabey Hoca mahlasını kullanan Zekeriya Çakabey’in bir çalışması. Yirmi hikâyeden oluşan kitap Kırmızı Leylek Yayınları’ndan yayınlanmış. Çakabey, kitabın girişinde hayatını ve sanat-edebiyat anlayışını açıklıyor. Hikâyeler, Maraş/Tekir yöresini mekân alarak insan ilişkilerini, yer yer “humor” sınırında akıcı bir üslupla betimliyor. Farkında olunmadan kullanılan yerel sözcüklerin bazen metne gölge düşürme ihtimalini göz önünde tutmak yerinde olabilir.
Çakabey gibi bir eğitimci olan Meral Köse, ürünlerini çoğunlukla Yedi İklim dergisinde yayınlayagelmiş ve yirmi dört hikâyesini Sanki Çocuktum başlığı altında toplamıştır. Konuyla anlatım uyumunu sağlama bakımından Köse’nin üslubu kendine özgülüğü yakalamış görünüyor. Bununla birlikte, hikâyede olay, durum ve temayla hikâyede dikkat gerektiren “an” olgusunun ilişkisi kurulurken hikâyenin iç dokusunda saklı duran bir tür “gerilimi” yayvanlaştırmamak da önemli sayılmalıdır.
Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi kültürel etkinlik çerçevesinde dikkat çekici ürünlerin kitaplaşmasında önemli adımlar atmaktadır. Andırın ilçesinde geçmiş yıllarda yayınlanan İkindi Yazıları’nın tıpkıbasımını gerçekleştirmekle, hem kentin kültürel birikiminin bir göstergesini gün yüzüne çıkarmış, hem de edebiyat tarihi araştırmacılarına önemli bir belge sağlamıştır. Ayrıca Kahramanmaraşlı Şairlerden Çocuk Şiirleri güldestesiyle, Okuma Atlası başlıklı derlemeyi okuyucuların hizmetine sunmuştur. Her iki çalışmanın editörlüğünü Duran Boz üstlenmiştir. Bu çalışmalardan dolayı emeği geçenleri tebrik etmek yerinde olur.