Mutsuzluğumuzun temelinde, şükürsüzlük ve memnuniyetsizlik vardır. Evrendeki konumumuz ve kapladığımız alan bellidir. Fakat hayat hiç bitmeyecekmiş gibi her şeye sınırsız sahip olmayı arzu ederiz. Özellikle gençlik yıllarında popülerliği ve maddi gücü önemli bir imkân olarak görürüz. Orta yaşlarda ise hayata, insanlara, varlığa ve yoksulluğa verdiğimiz anlam bambaşka bir boyut kazanır. Her şeye rağmen hayatı gerçekten yaşamaya değer bulur ve olanla yetinmeyi öğreniriz.

Ruh inceliği ve anlayışımız artmıştır, olayları daha teferruatlı değerlendirebilmekte daha önce göremediğimiz ayrıntıları görür hale gelmişizdir. İnsan birden bire bilgiye tecrübeye erişmeden olgunluğa erişemez. Olgunluğa, erişmek için bilgi, sabır, merhamet ve azim gerekir. Fakat bu sürecin düzenli şekilde işlemesi için belli bir zaman ihtiyaç vardır. İşte orta yaş bu sürecin tam göbek noktasındadır.

Bilgi her zaman kitaplardan öğrenilmez. İnsan başına gelen sınanmalar imtihanlar sonucu da bazı bilgi, olgunluk ve deneyime ulaşır. Olgunluk sadece yaşa bağlı değil diye düşünsek de, bu herkes için geçerli değildir. İnsanın sorumluluklarıyla yüzleşme isteği ve sorumluluk alanlarında ilkelerini samimiyetle savunması belli bir yaş sürecinde tam anlamıyla gerçekleşebiliyor. Geçen yıllar sizden bir şeyleri alıp götürüyor fakat yerine bir başka bir şeyi koyuyor.

Bazen de olgun yaştaki insanların hali hazırda yaşanmışlıkla ilgili kışkırtıcı davrandıklarına ve yaşlarının verdiği olgunluğu taşımadıklarına şahit olabiliriz.

Bu insanlar yaşlarına rağmen ruhen gelişmemiş olabilirler. Orta yaşlarda hala on beşinde bir genç gibi davrananlar, hatalarını masum gösterip savunmaya çalışanlar, yani çocuk kalmış kimseler olabilir. Fakat olması gereken kişinin yaşının gereği gibi davranması ve bu minvalde hareket etmesidir.

İnsanla ilgili hiçbir şeyi küçümsemem. Zira her insanın hayatı bir tarihtir. Okunması gerekir. Ne var ki, insanlarımız kendilerini okumaktan pek hoşlanmıyorlar. Halbuki hayat geri bildirimli bir gerçektir. Bulunduğumuz dönemde gereksinimlerimizin farkına vararak, hayatı yeniden okuyabiliriz.

Günümüz insanı yaşlanmayı korkulu bir rüya, gerçekleşmesinden korktuğu bir afet gibi görüyor ve yaşın verdiği birikimleri kullanma fırsatı bulamıyor. Oysa insan ömrü dört mevsim gibidir, her mevsim bir arşiv kadar zengindir.