Filistin bir insanlık sorunu. İnsanlık ise farklı bir seyirde. İnsanlığı yöneten ve yönlendirenlerin belirlediği yol ve yöntemlerle sorunlara bakılınca içinden çıkılamıyor. Dünyanın merkezi konumundaki bir yerde, bir coğrafyada, insanlığın acısını duyumsamak, yaşamak ve görmek için bir bilinç gerekiyor. Özellikle de şu kaotik ve karmaşık ortamda.

Emperyalizmi görmeden, bilmeden ve düşünmeden sorunların anlaşılması güçleşiyor. Çünkü bakış genellikle söz konusu merkez bağlamında gelişiyor. O bakışla doğruların görülmesi olası değil. Böyle olunca da sorunlara bakışta çarpıklıklar oluşuyor.

Filistin’de yaşanan şu son olaylarda yeniden genel anlamda düşünmenin bir gereklilik olduğu ortada. Genel anlamda hakkaniyetli görünen, ancak biraz da yenilgi psikolojisinin oluşturduğu kölelik ruhuyla farklı refleksler ortaya çıkmakta.

Filistin toprakları işgal edilmiştir. Kalan azıcık bölge de ele geçirilmektedir. Aniden evlere girilip o evin ortağı ve sahibi olunduğu söyleniyor işgalciler tarafından. Olağanüstü rakamlarla ellerinden alınmak istenmektedir. Bir gün bir Filistinli aile evinin içine girmiş işgal etmiş bir siyon ile yüzleşmektedir.

Oynanan bu büyük oyunun dünya egemenleri tarafından desteklendiği ortada.7 Ekim tarihinden beri, zihinlerin ne denli çarpıklaştığı ortada. Bu insanlık acısını yaşamak ve duyumsamak bir insanlık sorunu. Bu salt bir Müslüman ile karşıtları sorunu değildir. Çünkü buradaki mazlum Müslümanlar olduğu gibi diğer mazlum topluluklar vardır. Hıristiyan dünyası kendi dindaşlarını ya özel olarak koruyor ya da onları feda ediyor. Edvard W Said gibi bir Arap Hıristiyan, Batı ırkçılığının kurbanı olmuştur. Yıllarca verdiği mücadelede yalnız başına kalmıştır. Amerika’daki üniversitelerde görev verilmemiştir, uluslararası kimi sempozyumlarda Yahudilerin baskısı sonucu bulunması engellenmiştir.

Filistin sorununun boyutu çok geniş ve çok kapsamlıdır. Başta bir insanlık sorunudur. Dahası emperyalizmin büyük bir oyunudur. Bu olayın büyümesi bölgeyi içine alması için şu “Arap Baharı” aldatmacasından beri süregelmektedir. Bölgenin etkisizleştirilmesi, Suriye’nin bir bölümünün işgali, Suriyelilerin tehciri ve boşaltılması, Golan Tepeleri’nin işgalinden sonra artık İsrail tarafından mülk edinilmesi, Trump adına orada bir kent kurulması, Kudüs’ün İsrail’in başkent olarak ilan edilmesi, Amerika ve kimi yandaşı ülkelerin orada konsolosluk açması… Bunlar bir süreç. Ne ki bu sürece dahil olunan başka konular da var. Arap ülkeleri ile İsrail yakınlaştırılması, Azerbaycan üzerinden ve aracılığıyla Türkiye’nin de bu yakınlaşmaya dahil edilme çabaları da göz ardı edilmemeli. Ne ki, Türkiye’nin kapana sıkıştırılma çabaları süregeliyor. Yakın zamanda tırmanan çatışmalar ve olaylar, SİHA’nın düşürülmesi, Suriye’deki okulun bombalanması, ölen gençler, sürekli İran’a dönük tehdit ve saldırılar ile kimi suikastlar, İran’daki feminen kadın hareketlerin de görülmesi gerekir.

Bu durumda, yaşanan büyük dramlar ve oyunlara dikkat kesilmemek, durumların farkında olmamadır ya da es geçmedir, ya da bilmez ve görmez görünmedir.

7 Ekim olaylarından sonra dünya yüzüne bakıldığında kim kimin yanındadır, kim kiminle birliktedir iyi görmek gerekir. Rusya Ukrayna Savaşı’ndaki taraflar burada da birliktedirler. Zelenskiy bir Yahudi ve açıkça tavrı kendi ırkdaşlarının yanında. Başta emperyal güçler; Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, AB ülkelerinin tamamı birliktedirler.

Acılar ortaktır. Dünyanın neresinde olursa olsun, kim olursa olsun sahip çıkılmalı, mazlumların yanında olunmalıdır. O zaman Türkiye’mizde ve diğer Müslüman topluluklarda siz kimin yanındasınız, kiminle birliktesiniz diye sorulması gerekmez mi? HAMAS’ı, ya da “Kasam” hedef gösterilerek geçiştirilemez ve basite indirgenemez. Çember iyice daraltılmıştır, Filistinlilere yaşama hakkı tanınmamaktadır. Her gün Mescid-i Aksa’ya girilmesi, işgali, oradaki çocukların ve kadınların öldürülmesi ve daha da önemlisi: Netenyahu’nun, “Bölgede önemli değişiklikler olacak” demesi ne anlama geliyor?