Gölgesiyle kavgalı adamlar vardır.

Kuyruğunu, kendisini izleyen düşman sanan hayvan gibi olmayalım.

Kendisiyle barışık olmayan, dünyada barışık olduğu veya memnun olduğu hiçbir şey olmaz.

Tenimizi memnun etmek için yeme, içme, giyimle gibi isteklerini yerine getirirsek, hareket, dinlenme, uyku gibi gıdalarını verirsek tenimiz rahat eder.

Biz yalnız tenden meydana gelen bir yürüyen et parçası değiliz.

Böyle olmadığımızı yakınlarımızdan ölen biri olduğunda anlarız.

Ölenin teni yatakta yatıyor ama yakınları bir an önce kara toprağın altına atmak için acele ediyorlar.

Tenleri birbirine çeken bir şey vardı, o yok oldu. İşte o yok olana da iyi bakalım. Onunla da barışık olalım. Tenimiz yaratılmadan yıllarca önce Rabbimiz ruhumuzu yaratmış ve kendimizi kendimize şahit yapmış. “Hani Rabbin, Adem oğlunun sırtlarından zürriyetlerini almış ve kendilerine şahit kılmıştı. ‘Ben, sizin Rabbiniz değil miyim’ (demişti de). “Evet, (sen bizim Rabbimizsin) şahidiz” demişlerdi. Kıyamet gününde, “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye. (Dünyaya gelen ve gelecek olan her insanda İslâm’ın mührü Rabbimiz tarafından vurulmuştur.) (A’raf süresi ayet 7/172).

Kendimiz kendimize şahitlik yaparak  şöyle diyoruz: “Sensin bizim Rabbimiz. Yaratan sen, yaşatan sen, yöneten sensin” diye söz verdiğimiz halde günümüzde, “Yaratan sen, yaşatan sensin” diyoruz ama yöneten olarak Avrupa Kriterlerini, Amerika dayatmalarını,, Birleşmiş Milletler sözleşmelerini kabul ederek önce kişileri kendine düşman ediyoruz, sonra milletleri birbirine düşman hale getiriyoruz.

Milletleri birbirine düşman etmeden kendimizin düşmanı oluyoruz.

Kişi kendine zalim olmadan başkasına zulmedemez.

Rabbimiz buyurur:

“Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendilerine zulmederler” (Yunus 10/44).

Kişi, kendini satmadan yakınlarını, insanlarını, arkadaşlarını satamaz.

Allah’ın indirdiğini inkâr edenlerin kendilerini sattıklarını haber verir Rabbimiz:

“Allah’ın kullarından dilediğine kendi fazlından (vahiy) indirmesini kıskanarak ve azgınlık yaparak, Allah’ın indirdiklerini inkâr etmekle kendilerini ne kötü şeye karşılık sattılar da, gazap üstüne gazaba uğradılar. Kâfirler için hor ve hakir edici bir azap vardır” (Bakara 2/90).

İslam hukukuna göre kişinin saçının teli satılmaz. Yani zülfünün teli terazinin bir kefesine konulsa, öbür kefesine dünya büyüklüğünde altın top koyulsa satış batıldır.

Haksız yere akıtılan bir damla kan dünyadan değerlidir.

Kan bağışı yapılır da, kan satışı yapılamaz.

Saçımız, kanımız maddi olanıdır. Dünya bizim bir damlamıza denk değilken ruhumuzu satmak niye?

Dünyayı düzeltmeden önce kendimizi düzeltelim.

Dünya barışından önce kendimizle, ailemizle, akrabalarımızla, komşularımızla, mahallemizle, şehrimizle ve bütün şehirlerle barışalım.

Kendimizle barışmadan başkasına barış eli uzatılamaz.

Rabbimiz buyurur:

“Allah’ın (her insanı) önünden ve ardından takip edip, Allah’ın emrinden/emriyle onu koruyan (melekleri) vardır. Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez. Bir topluma (kötülükleri sebebiyle) azap istedi mi onu geri çevirecek yoktur. Onlar için Allah’tan başka yardımcı dost da yoktur” (Ra’d süresi ayet13/11, ayrıca bak, Enfal 53, En’am 129).

Kendimizi unutmamak için kendimizi yaratanı hatırlayalım.

“Allah’ı unutan ve Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Haşr süresi ayet 59/19).

Aynaya bakıp saçımızı başımızı düzeltirken bir tek kirpiğimizi yaratamadığımızı, göz bebeğimizin dünyaya ve tüm yıldızlara değdiğini, hepsinden değerli olduğunu, sevgilerimizin giriş ve çıkış kapısı gözlerimizi yaratanı hatırlarsak kendimizi unutmayız.

İnsanız, bilerek veya bilmeyerek yanlış yapar ve kendimizi israf ederiz.

Yirmi kadar ayette israf etmek yasaklanırken üç ayet dünyanın yetiştirdiği şeylerin israfından bahsederken geri kalan ayetlerin hepsi insan israfından bahseder. Çöpe atılan ekmek israf olduğunu biliriz de cehennem küllüğüne atılan insanların israf edildiğini bilmeyiz.

Hatta cehennem kendi çocuklarını ve tüm dünya insanını sevk etme şirketi gibi çalışan devletlere hayranlıkla bakarız.

Bu bakış bile kendimizi israf sayıldığı gibi onların insanları ateşe atma şirketine engel olmama suçunu da işliyoruz.

Her şeye rağmen Allah’tan ümidimizi kesmememiz gerektiğini Rabbim haber verir:

“De ki: Ey kendilerini israf eden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları afveder. Muhakkak O bağışlayandır, merhamet edendir” (Zümer süresi ayet 39/53).