Hayatı dengeleyen nedir, nasıl bir bakışı var insanımızın?
Günümüz karmaşasında insanların durumlarını ve tutumlarını belirleyen kendimiz miyiz, başkalarının tutumlarına göre mi bir hayat tarzı seçiyoruz? Tepkiler üzerine olan yaşayışlar ne kadar insanın kendisidir, kendisinin yolunu ve yöntemini belirler?
Nefret üzerine kurgulanmış olan anlayışlar karşılıklı zıtlaşmalara, sertliklere ve tepkilere neden.
İnsanların davranışları ve hayata bakışları sanki âdeta, sadece tepkiler üzerine kurgulu. Başkalarının hayata bakışıyla yaşamanın huzursuzluğu ve gerilimi insanı fazlasıyla etkiliyor.
Bir Müslüman’ın hayatı başkalarına göre değil inanışı ve ilkeleriyledir. İnancımızın kesin sınırları olmakla birlikte serbestlik alanları oldukça fazla. Haramlar yasak sınırlarıdır. Bunlar belirgindir. Haramlar üzerine esneme yapılmaz. Çünkü insanlık için zararlı olanlardır.
İçimizi kemiren yabancılıkların, aykırılıkların, haramların, sınır tanımazlıkların giderek kökleşmesi sonucu kendi olmaktan giderek uzaklaşılıyor.
Yabancılaşma sürecindeki zıtlaşmalar ilişkileri keskinleştirdi ve kopuşları artırdı. Başkalarının hayat tarzı ve bakışı belirleyici. “Onlar bize böyle yaptı, biz de onlara aynısını yapacağız” intikam duygusu tamamen kendilik dışında bir tutum. Bu psikolojiyle ancak kendilerini rahatlatırlar. Oysa insanların birbirine yakınlaşamaya, birbirini anlamaya şiddetle gereksinimleri var. Böylesi bir durumdu kaybedenler bütün olarak bir millet olur. Birbirini anlama birbirini de tanımlamaya fırsat verir.
Siyasal dil, çıkarcılık olduğundan ve sadece kendilerinin ve çevrelerinin çıkarını düşündüklerinden başkalarına yaşama hakkı tanımamaya nedendir.
Günümüz ortamını en çok da geren ırkçılık. Irkçılık bir ırkın kendini üstün görmesi, diğerlerini aşağılaması ve hakarete vardıran sonuçlara varılması. Bu çığırtkanlığın sonuçlarının nereye varılacağı kestirilmeden azgın bir dil kullanılıyor. Bunun sonucu da şiddete yöneliniyor.
Bir Müslüman’ın yapması gereken inancının ilkelerinden ödün vermemesi. Kendini çıkar çarkına kaptırmaması. İnsanlığa zarar veren her türlü davranışlardan uzak kalması.
Kapitalist sistem içinde; renkte, görünürde Müslüman gibi, yaşayış ve tüketim hırsı açısından tam anlamıyla bir kapitalist. Çıkarlarını gözettiğinden tam anlamıyla ırkçı görünmemesine karşın içten içe ırkçılığa göz yumması ve hatta ırkçılık yapması. Sekülerleşmede karşı gibi olduğunu düşündüğü kıyasıyla çıkarları için savaştığı kimseler gibi yaşaması.
Kavramların bulanıklaşılması sunucunda hayatı tam anlamıyla çarpıklıklara bürünüyor. Kavramlar üzerindeki değişimler ana izleklerinden, yollarından, ilkelerinden uzaklaşılıyor. Kimi hâlleriyle ve tutumlarıyla Müslüman görünmeleri onları kurtarmıyor. Bu, daha çok zarar veriyor.
İlkeler ve inanışlar bağlamında saf inanç sahibi olmanın getirdiği zorluklar elbette var. Mevcut yapıların ve sistemlerin karşısında zorlanılıyor. Bu sistem içinde kendini var kılmanın yolunu bulma yerine sisteme ve onun kurallarına uyum sağlıyor zamanla onun bir parçası hâline dönüşüyor.
Kapitalist Müslüman, seküler, ırkçı, çıkarcı, hırsız, hak yiyici bir Müslüman tanımına neden olunuyor. Bütün bunlar insanın merhametsiz, acımasız bir tipe dönüştürüyor. Böyle olunca da karşı düşüncede olanların saldırılarına neden olunuyor.
Görüntüler insanı yanıltır. İç dünyaların zenginlikleri ve bağlılık ilkeleri asıl belirleyicidir.
Dünya hayatı dengelenmedikçe sağlıklı bir düzen beklenemez.
Önce kendimize bakmalıyız, kendimizi başkalarına göre değil, kendimizi ana ilkelerimize, inancımıza göre düzenlemeliyiz. Her türlü olumsuzluklardan sakınılmalı. Birazdan bir şey çıkmaz diye başlanınca birazlar çoğalır, giderek o hayat anlayışının bir unsuru olunur.