İlk gençlik yıllarım bir nevi kaçış yıllarımdır.
Üzerime doğru gelen ne varsa hepsinden kaçmak için bir
sığınak aramışımdır.
Okuldan kaçışlarım (biz ona okulu kırmak derdik) ile
kitaplardan kaçışlarım aynı yıllara rastlar.
En çok zorlandığım da bu olmuştu galiba.
Kitaplardan kaçayım derken yine kitaplara yakalanmıştım.
Ders kitaplarından ders dışı kitaplara kaçmıştım adeta.
Pakistan, Mısır ve Cezayirli yazarların Türkçeye çevrilen
kitaplarından başımı kaldırıp yerli kitaplara fırsat bulduğumda Ali Bulaç ı
saymazsak ilk okuduğum kitap Mehmet Doğan ın Batılılaşma İhaneti kitabıdır.
Bu kitap bana hem okumayı sevdirmiş hem de makul seyir ve
seviyede tartışmanın gerekliliğini.
Yakın tarihin bize en uzak tarih olduğunu bu kitapla fark
etmiştim.
Mehmet Doğan ın yazdıklarında beni ilk çeken şey dili
kullanma biçimiydi.
Daha o zamanlar onun kelimelerden dünya oluşturabilecek
denli bir ufka sahip olduğunu anlamıştım.
Bir süre sonra Büyük Türkçe Sözlük le karşımıza çıktı
Mehmet Doğan.
Lise son sınıfta tarih öğretmenimin sözlük okuyun
tavsiyesini geç de olsa bu sözlükle yerine getirmiştim.
İlk olarak yanılmıyorsam 1981 yılında basılan bu sözlük
yirmiyi aşan baskı yaptı.
Açıklayıcı metinlerle güncellenip genişletilen bu sözlük
Mehmet Doğan ın Türk kültürüne hizmeti bakımından yüz akıdır.
Mehmet Doğan ın onlarca eserini tutup burada sayacak
değilim.
Fakat şu kadarını da söylemeden geçmeyeyim, Doğan, konusu
ve içeriği ne olursa olsun bütün yazdıklarında Türkiye nin değişim ve dönüşüm
macerasının saklanan yüzünü açığa çıkarmaya çalışmıştır.
Şimdi elimde Mehmet Doğan ın en son çıkan ve kelimeleri
asli vatanlarıyla buluşturmak için arkeoloji çalışması diyebileceğimiz bir yeni
kitabı var: Kelimelerin Seyir Defteri .
Ömrüm Ankara kitabına değinmeyi de bir başka sefere
sakladım.
Kelimelerin Seyir Defteri iki bölümden oluşuyor.
Kitapla aynı ismi taşıyan birinci bölüm 21 yazıdan
oluşurken Kamusun Namusu ismini taşıyan ikinci bölüm ise 45 yazıdan
oluşmakta. İlk bölümde kamus, kanun, şehir, kılavuz, turfanda, eğitim, cadde
vb. kelimeler teşrih masasına yatırılmış.
Konuşmayla komşu arasındaki ünsiyet, evren ile acun
arasındaki mukarenet, şen olmanın neşelenmek dışındaki başka anlamları bu
bölümde konu ediliyor.
Bu meyanda yine tapelemekle tepelemek arasındaki sıhriyet
arayışına giriliyor.
Aynı şekilde Mehmet Doğan bir yandan yayla, yaylak ve
yaylamak kelimesinin bugüne ulaşmayan pastoral tınısını nasıl bugünlere
ulaştırabilirimin kaygısını güderken diğer taraftan muhayyer makamından fasıl
geçip Türkçenin koparılan uzuvlarını organ/urgan bulanıklığı içerisinde yerine
monte ediyor.
Kitabın ikinci bölümü dil meselesini değişik cepheleriyle
ele alıyor.
Dil devrimi, harf inkılabı, devlet ve millet dili,
Osmanlıca öğrenmek, eğitim meselesi, sözlükler, dil kurumu, dil bayramı,
Türkçeden Türkçeye tercüme, medeniyet dili, kültür kelimesinin kökeni,
Anayasanın dil yarası gibi konular dün-bugün bağlamında işleniyor.
Kelimelerin anlam aşınması ya da tedavülden kalkan
sözcüklerin geçen zamanla beraber aldığı şekli kelimelerin seyru seferinden
rahatça gözlemlemek mümkün.
Kelimeler dünden bugüne ve bugünden de yarına içerdikleri
anlamları da yanlarına alarak uzun bir yolculuğa çıkarlar.
Bize düşen sözcüklerin dilinin altındaki baklayı ortaya
çıkarabilmektir.
Her kelimenin peşine bir insan takmak yerine herkes
Kelimelerin Seyir Defteri ni okuyarak kendi kişisel tarihini kavrayabilir.
Bu kitap yeryüzünde kurulacak bir cümleye kendini
hazırlayanlar içindir.
Acele ediniz, kitap kalır belki ama hayatı
yaşayabileceğimiz kelimelerimiz bitebilir.