Çocukluğunuzda her şey tozpembe görünür. Güneşin sizin için doğduğunu, insanların sizin için koşuşturduklarını sanırsınız. O günlerde hayatı oyunlar kadar berrak ve pürüzsüz görürsünüz. Çevrenizdeki çıkar alışverişlerini, türlü türlü entrikaları, ihlal edilen hakları, akıtılan gözyaşlarını ve kötülüğün her türlüsünü göremez ve bilemezsiniz. Kalbiniz bir kar tanesi kadar berrak ve durudur.

Gençliğe adım attığınızda ise her şeyin zorlaştığını fark edersiniz. Hayat oyunlardaki kadar kolay ve tekdüze değildir çünkü. Büyüklerin sudan sebeplerle birbirlerine hasım kesildiklerini gördüğünüzde işinizin hayli zor olduğunu fark edersiniz. Lakin hayatın başında ve en verimli çağındasınızdır. O yüzden kendinize fazlasıyla güvenir ve inanırsınız.

Başınızı kaldırsanız her şeye ulaşabileceğinizi düşünürsünüz. Yorgunluk nedir bilmezsiniz, gün boyu süren koşturmalarınız geç vakte kadar devam eder, fakat enerjinizden hiçbir şey kaybetmezsiniz.

Lakin yaşlılık öyle değildir. Sağlık, güç, enerji, güzellik, hafıza ve direncinizin elinizden kayıp gittiğini fark edersiniz. Bir kayıplar listesi oluşturur ve elinizden çıkanları tek tek kaydedersiniz.

Duçar olduğunuz en belirgin şey ise yalnızlıktır. Akranların büyük bir kısmı hayatta değildir. Gençler ise sizin çok uzağınızdadır o yüzden ulaşamazsınız.

Kayıplar arttıkça kendinizi daha yalnız hissedersiniz.

Tehlikeyi umursamaz, kendinize güvenir ve hayatın bütün yükünü tek başına omuzlayabileceğinizi sanırsınız.

Yaslandığınız iki şey vardır. Çocuklarınız ve hatıralar… Bir ömrün tarihini zihinsel arşivinizde taşır ve hatıralardan büyük güç alırsınız.

Benim zamanımda diye başladığınız cümleler, geçmişi günümüze taşıyan bir köprü olur. İnsanların yaşam tarzları, düşünceleri beğenileri değişime uğramıştır lakin siz hayallerinize geri döner ve o günleri yeniden yaşarsınız.

Gençliğinizde yakındığınız meşgalelerin aslında sizi hayata ne kadar bağladığını fark edersiniz fakat iş işten geçmiştir.