Kadın örtüsü ile gündem bir kez daha belirleniyor.
Araştırmalar.
Anketler.
Türbanın dört kat arttığına dair hayıflanmalar.
Meğer artan başörtülü sayısı değil de, örtülerini türban olarak adlandıranların sayılarıdır.
Ama örtülü eşleri olan bir iktidarın zamanında da jurnaller, yine örtü üzerinden kabul görmekte.
YÖK şiddetle itiraz edip ben yapmadım dese de Cumhurbaşkanı bir rektör atamasında: "Karısı kara çarşaflıdır dediler. Dehşete düştüm. Rektörlüğe soyunduğuna göre olsa olsa eşi başörtülü birisidir" diye düşündüm. Talimat verdim araştırdılar. "Adam bekâr" dediler. Bir yanlışlık vardır, belki boşanmıştır, bir daha bakın dedim. Sonra hiç evlenmemiş dediler".
Cumhurbaşkanının bu açıklamaları ile iki taraf da olayı çekiştiriyor.
Laikçi cephe üzerlerine atılanın iftira olduğunu yana yakıla ispat derdine düşüyor.
Kanıt göster diyorlar.
Sanki bunlar Türkiye de hiç olmuyormuş pozlarına bürünüyorlar.
Hâlbuki son yüzyılımızı örtü mağdurları ile geçirdiğimizi, sadece biz değil dünya âlem bilmekte.
Başıörtülü kadınların nasıl ülkenin Kızılderilileri olarak dışlandıklarını.
Bürokraside eşi örtülü erkeklerin, ne dayanılmaz cenderelere uğradıklarını.
Ama herkes bir şekilde duruma uyum göstererek, kimileri güngörmez padişahın kızı gibi karısını dışarı çıkarmayarak, tehlikeyi bertaraf etme yolunu seçmekte.
Örtülü eş üzerinden karalanmamak, üzeri çizilen bürokrat damgası yememek için yakın tarihimizdeki türlü trajedi, hâlâ devam etmektedir.
28 Şubat tan sonra, kimi uyanık erkekler kariyeri önünde örtülü eşini görüp tedbir almakta gecikmedi, kadıncağızın saçlarını açarak ön plana geçmeyi başardı.
Burada ise, cumhurbaşkanımız "olsa olsa eşi başörtülüdür" diyor, nereden bilsin çarşaf gibi rejimin iyice belalısı bir ihbar notunu alacağını.
İnsan hakları açısından şaşırtıcı olan, Cumhurbaşkanının; rektörün çarşaflı eşi olduğu notunu aldığında dehşete düşme meselesi.
Sayın cumhurbaşkanı neden bu kadar dehşete düştüler acaba
Bu ülkede terörist eşi olanlar bile milletvekili olurken, eşi çarşaflı diye gelen bir nottan niçin bu denli dehşete düştüler, işte onu hiç anlayamadım.
Eli kaleşnikoflu bir terörist miydi bu kadın, çok mu can almıştı ki bu kadar dehşete düştüler.
Mesela aynı cumhurbaşkanı rektör için; "AİDS li idi, eşcinseldi, teröristti, devleti zarara uğratmıştı" ifadeleri olsa idi şayet.
Yine kameralar karşısına geçip çarşaf karşısında bu kadar rahat dehşete düşer gibi bir dehşet yaşayabilecek miydi
Hayır yaşayamayacaktı.
Belki dehşeti içinde yaşayacaktı.
Ama sözcüklere hiç yansıtamayacaktı, dışlaştıramayacaktı.
Fakat tanımlanan kara çarşaf olunca, resmi ideolojiden geçer not alabilmek kaygısı ile midir ki çok rahat bir şekilde, dehşet kelimesini kullanabilmekte.
Cumhurbaşkanı gibi herkes bilmekte ki, bu ülkede rejimin batı taklitçisi imajını tersyüz eden çarşafa şefkat göstermek, laikçilerin şimşeklerine hedef olmaktır.
Bu sebeple ülkenin çarşaf giyen kadınlarına hakaret, yıllardır alışageldikleri bir geleneğin izdüşümünden olsa gerek; onların Carettalar kadar bile canlarının acıdığının, kalplerinin kırıldığının üzerinde kimsenin durduğu yok.
Ha onlar da vergi veriyor, çocukları cephede ölüyor, suç oluşturacak zararlı maddeler kullanmıyor, devlete zarar vermiyorlar, iyi vatandaşlar artılarına rağmen; ülkenin batıcı, modern, resmi imajına verdikleri zarar affedilir gibi değil.
Bu yüzden bu ülkede herkes ağzını doldurarak, dişlerini sıkarak, öfkesini saklamaya hiç gerek duymayarak; bir onlara bu kadar rahat dehşet cümleleri kurabilmekte.