İnsan dengesinin bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu,
yeni değil. Batı düşüncesinin üzerimize abandığından beri var olan sorunlardan.
Kuru bir aklın devreye girmesi kalp aklının devreden çıkmasıdır söz konusu
olan. Ruh dünyasının inceliklerinin terki insanı katılaştırdı ve
acımasızlaştırdı. Kalp narindir, incedir, süzücüdür. Duyguludur, naiftir. En
zor ve katı durumları bile inceltir süzgeçten geçirir. Sevgi yüklüdür. Kalbin
sevgisi akıl sevgisi ile karşılaştırılamaz.
Akıl acımasızdır, öfkelidir. Ağızdan çıkana kulak vermez.
Bağırır çağırır, öfkelidir.
İslâm insanın hem ruhuna, hem kalbine hem de aklına
yönelir. Dengelidir. Dengeyi kurunca insan daha zengin bir ruh dünyasına dâhil
olur.
Bunları oluşturan nedenler var elbette. İbadetler,
teslimiyet, nefis terbiyesi, zikir ve dualar ve çokça çalışma. Uçlarda
gezinmeme. Öfke patlamalarına neden oluşları denetleme.
Müslümanların başına bela olan hayata bakışın salt akıl
ile olması. Aklı öncelemesi. Dengeyi yitirmesi. Nefsin murakabesi, dengesi ve
korunması önemli. Müslümanlar ibadetleriyle içe yönelirler. Dışın olumsuz
etkilerini azaltırlar.
Müslümanların dillerine hâkim olamayışları aklın bir
başına hareket etmesindedir. Dengelerini yitirişleri ipin ucunu kaçırışlarıdır.
Sorunlar yığınla insanlığı kuşatmış bulunuyor. Bunların
altından kalkabilmenin tek yolu sakin ve salim bir kafa ve zihin. İnsan
kendisini başka nasıl denetleyebilir. Aklın refleksi anidir. Anında karşılık verir. Sonunun nereye varacağını
düşünmez.
Kalp aklı narin, duyarlı, incedir. Öfkeyi kaldırmaz.
Gelenleri kendi içinde eritir kendi kalıbına sokar. Aşk onda doğar, sevgi onda,
merhamet onda. Aklın ne tartısı ne ölçüsü var. Refleksleri anidir.
Müslümanlar belli bir disiplinden geçmediklerinden
özellikle dengelerini yitirdiler. Zihinleri çok karışık. Beslenme kaynakları
ruhlarına yabancı.
Müslüman gibi görünen, giyinen ve kimi ritüelleri de
yerine getiren ama akıllarıyla batı ruhuna teslim olmuş Müslümanların
dünyasındayız. Bu, giderek bir kangrene doğru hızla evrilme geçirmeye neden
oluyor. Çünkü akıl ile varılan sonuç metafiziği giderek yok saymaya götürür.
Hatta bu ileri bir aşamaya inkâra kadar. Yaratıcı kavramı bile tartışmaya
girer. Aklın eremediklerine kalp inan getirerek iman eder. Görünmeyenler yok
sayılır. Maddi olanlar öncelenir. Materyalist bir ruh egemen olur.
Bugün için Müslümanlarda akli yürütmelerle
medeniyetimizin birikimi olan kültürel oluş silinmek isteniyor. Kupkuru bir
iskelet gibi bir din algısı ile yeni bir hayat. Deneyimler, yaşanmışlıklar ve
çalışmalar yok sayılıyor. Bugünün mantığı ile yeni bir din oluşturulma çabası
var. Bunu da akli yürütmelerle yeni bir anlayışla yapma düşüncesine dayanıyor.
Aklın algılamayacağı fizik ötesi oluşlar ile ilgili kaygılı bir yapı
arzulanıyor.
Bu gidişle gide gide vahyin olağan üstü olan aklen
kavranmayan kimi durumların da yadsınması söz konusu olur. Melekler, ahiret
hayatı, cennet, cehennem ve hatta Allah bile tartışma alanına girer böylesi bir
durumda.
Akılla hem bir sonuca varmak hem de İslam ın kaynaklarına
inmek Bu nasıl bir mantık ise. Pozitivist ve materyalistlerin Tanrı yı inkârı,
Tanrı ile insan arasında elçilerin olamayacağı anlayışına kadar götürür.
Aklın tehlikeleri bunlar ve dahası.
Akıl ile kalp dengedir. Bunlar birbirini tamamlar. Biri
diğersiz olmaz.
Akıl inanır kalp bağlanır.
Aşk ve vecd hali budur.
İslâm insanlık için bir dengedir. Çünkü Allah tan gelen
bir yasa, bir düzen bir hayat anlayışıdır söz konusu olan. Ne akılsız ne
kalpsiz, ikisi birden anlamlı ve değerlidir.