Türkiye, gelenek olarak, tarihsel olarak, bölgesele olarak her dönem önemini korumuştur. Gelenek olarak dünyayı sömürmek isteyenlerin bu ülkeyi başıboş bırakmalarını zannetmek zaten ahmaklıktır. Düşmanı iyi tanımak bir savaşın gidişatını etkileyen en önemli unsurdur. Hemfikir miyiz?
Aynı fikirde olduğumuzu varsayıyorum. Tarihin yazıldığı değil yaşanmaya başladığı günden beri, Habil’in kanı toprağa düştüğünden beri yani her olayın sadece iki tarafı olabileceği not edildi. Kabil, hakkı olmayanı isteyen bunun içinde kan dökmekten çekinmeyenlerin başını çekti o günden beri. Habil ise sadakatin ve kulluğun, yani hakkın temsilcisi oldu. Bu tanımdan bile anlaşılacağı üzere bugün dünya üzerinde dökülen kanı takip etseniz silsile sizi Kabil’e kadar götürecektir. Bu esnada önünüze çıkan hiçbir ismin parşömenlere “hayır” irad edilmediğine şahit olmanız malum bir sonuç olacaktır.
Üzerine güneş batmayan imparatorluk olarak anılan İngiltere’nin bu namı çok masum aldığını söyleyebilir misiniz? Vikinglerden gördükleri vahşeti belki bahane edip dünya üzerinde Nil nehri kıvamında ve rezervinde kan akıtan bu milletin bir uzantısı olan Amerika diye bir melez ülke var karşımızda. Namı diğer özgürlükler ülkesi. Dünyanın en kısa fıkrası benim için az önceki cümle. Varlığını bir başkasının kanına borçlu bir ülkenin iyi niyetine bel bağlayanlara kızgınlıklarımın büyümesini yadırgamayın ne olur. İşine gelmediği yerde itikadını sorguladığımız Seyyid Kutub’un “Amerika’dan nefret ediyorum. En çokta Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum” sözünü arada paylaşıp ne söylediğini anlamaktan aciz halimize gülüyorum bazen. Acı bir gülümseme tabi bu.
Kan ve gözyaşının üzerine inşa ettiği varlığını sürdürebilmesi için köleleri zincirlediği korku ve öfke zincirlerini tüm dünyaya taşımak zorundaydı Amerika. İşkence ettiklerinin intikam almasına göz yumamazdı. Kendi düşmanını da kendi oluşturmalıydı. İnşa ettiği sanal dünyalarda dünyayı her zaman onlar kurtarmalıydı. Ürettiği sanal kahramanlarla meydan okumalıydı herkese. “İtalyan Aygırı” lakaplı cücesi Rus devi İvan’ı Rusya’da ringe gömerken Wietnam’ı görmemeliydi kimse. Kendi intikamcılarını da böyle üretti. İnsanlar sanal olduğunu bile bile içselleştirdi her şeyi. Irak’taki yetimler savaşı bitirmesi için Süperman’ı aramaya gitti. Afganistan Rambo olmasaydı ne hale düşerdi. Irak’ta kimyasal silah yokmuş meğer. Ve daha neler neler. Neyse ki mevzu sinema olduğu zaman biz Sovyet kaçkını Tarkovski babanın askerleriyiz! Sıkıntı yok yani…
Düşman seçerken çok dikkatli davrandı ama. Kendisine potansiyel tehlike gördüğü şey bir kavim, bir ülke değildi. Tarih boyunca korktuğu ve tarih bitene kadar korkmaya devam edeceği şey bir “fikir”di. Kurşun işlemediğini ve öldüremediğini fark ettiğinde kötüleyebileceğini keşfetti. Bunu öylesine kurumsal yapmalıydı ki aynı “fikir”de olanlar bile tercihlerini Amerika’dan yana kullanabilsinlerdi. Kendi ürettiği bahanelerle öldürdüğü Müslümanların intikam hakkını “terör” olarak dünyaya pazarlarken en büyük teröristin kimliğini saklamayı başardı bugüne kadar. Bir sır değildi aslında. Bunu söyleyebiliyorduk ama bir türlü inanmıyorduk. Hakkı olanın elinden aldığı intikamı kendi intikamcılarına yakıştırırken hiç utanmadı.
Dünyanın başına bela en büyük terörist Amerika’dır!
Dünyanın başına bela en büyük terörist Amerika’dır!
Dünyanın başına bela en büyük terörist Amerika’dır!
Bir kere daha tekrar edin ama bu kez kendi sesinizi duyabilin. Korkmayın. Telaş yok. Yanlış değil söylediğiniz. Hiçbir şekilde savunmak zorunda değilsiniz bu katilleri. Bir zorunluluğunuz var ama. Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlara nefretinizi dile getirme zarureti. İçinde onların olduğu hiçbir işin insani, vicdani ya da milli olabileceğini düşünmeyin.
Anadolu Gençlik Derneği kendine yakışanı yaptı yine. Kuklacıyı koydu hedefe. Mantıklı olanı da buydu zaten. İnsan olmanın gereği, Müslüman olmanın gereği buydu zaten. Göstermelik kukla infazlarının bizi selamete çıkarmayacağına parmak basıldı. Ülkemizin ortasına dikilmiş bu incirlikten kurtulmak hem ülke hem de bölge için gerekli ve zaruridir. Basınımız icazetini alamadığı için görmek istememiş bu anlamlı ve yerinde yürüyüşü. Belki yazmadılar ama hepsi gördü olanları. Tarihe not düşüldü. Üstelik ses gelmesi gereken yerden geldi. Mesajın yerine ulaştığını oradan anlıyoruz. Ne demişti Amerikalı bir yetkili hatırlayalım: “Türkiye’de Amerika karşıtlığı artıyor ve bundan memnun değiliz!” memnun olma diye yaptık zaten. Hamdolsun. (bu açıklamayı yapan Amerikalı değil miydi yoksa. karıştırmış olabilirim…)
Amerika karşıtı olmak bir dünya insanı için en doğal olanıdır. Bu karşıtlığa delil olsun diye size milyonlarca sebep sayabilirim. Sadece 2 milyon Irak’tan sayarım çünkü. Hesabı siz yapın isterseniz. Benim matematiğim pek iyi değil. Sıkışınca sözelci olanlardanım ben de!
Bu ülke bizim. Adalet bizim, adalet bize, adalet herkese. Yoksa yangın büyük, kovaların hepsi su yerine benzinle dolu. Nasıl ki benzinle söndürülmez yangın; dünyanın yarası da Amerika ile sarılmaz, sarılamaz!
Eli kalem tutanlar. Kendisine sanatçı diyenler, yazar, aydın diyenler. Yani gerçekleri söylemek için yalanı kullananlar. Gerçekleri örtmek için yalanı kullananların sayısı sizden fazla bugünlerde. Sarılın hadi yalanlarınıza. Durumu eşitleyelim hiç olmazsa…
Kalbinizin sahibine emanet olun…
Eyvallah!!!