Laik rejimi korurken insanları kaybediyoruz. Din ve ahlak ile ilgili en küçük imgeye tahammül edemeyenler; laik rejimin sağlam, dürüst ahlaklı hatta dindar insanlar tarafından korunacağını hiç akıl edememekteler.
New York Times gazetesinde "Türkiye kadın pazarı olmaktan memnun mu " başlıklı bir makale ile dışarıda ne hallere düştüğümüzü hiç dert etmeyen Oktay Ekşi, "dini motifleri günlük yaşantımızda bizlere dayatmak ve yaşamımızın dini kavramlar üzerine oturması gerektiği" mesajını zihin altımıza yerleştirmek. Böylece "din devleti"ne ulaşmak" gibi korkuları dert edeceğine, keşke toplumun sürüklendiği girdaplara üzülebilse idi.
Dini motifler hakikaten güçlü olsa idi, dine karşı olanların açtığı boşluk güzel ahlak ile temellendirilebilse idi, Türkiye dünyada "kadın pazarı" olarak anılmayacak, bu kirli karlı işe atılmak için çok hevesli bu kadar insan bulunmayacak, yabancı kadınların akınına uğramayacak, onları satışa çıkaran çeteler bu kadar rahat hareket edemeyecekti.
Daha önceki gün İzmir sahiline cesetler yağdı.
Gülüp oynadığımız; her kayanın, taşın etrafında çocuk kahkahaları ile yaz aylarını sevince boyayan, Ürkmez ve Seferihisar sahili ceset doldu. Cesetler Menderes ve Selçuk sahillerini de dolaştı.
Yılsonu haberlerine rekor yetiştiren Türkiye, dünya manşetlerine "cesetli sahilleri" ile çıkmaktan mutlu mu diye de sorabilir New York Times.
Yoksulluktan, başka ülkeleri kurtuluş gören Ortadoğulu ve Afrikalı ulusların çocukları, umutlarını gerçekleştirmek için para ile insan satan canilerle anlaşır. Gece yarısı denize açılan mülteci kafilesine çürük teknenin dümenini veren ismi Türk; "iki saat gidin Sisam a varacaksınız" der, denize atlayarak karaya yüzer. Feci kaza ile tekne parçalanır. Denizde buz gibi dalgalarla boğuşan aralarında kadın ve çocukların da olduğu 85 can. Sonuç kırk dokuz ceset, altı ağır yaralı, otuza yakın kayıp.
Yazın pek çok insanın yine aynı sahilde denize girmeye yüreği tutabilecek mi acaba
Belki kayıpları balıklar yiyip bitirecek, belki azgın kış dalgaları o zavallı insanları binlerce küçük parçaya ayıracak.
Ama insan hayatına kastedenler cesetlerden daha acınası zavallılar, bu topraklardan çıkmakta işte.
Yeterli dini ve ahlaki eğitim almış bir insan, onca canı bile bile ölüme yollar mı
Gazeteler, toplumsal bir vicdandan ne kadar uzak olduğumuzu hatırlatan haberlerle dolu.
Bir kâbus da Müzeyyen Işıkgöz ün hayatı.
Onbir yıl önce sezaryenle doğum yapar. Yine insanlık katilleri devreye girer, test edilmemiş kanı Müzeyyen e vererek AİDS virüsü kapmasına neden olurlar. Bu kez caniler okumuşlarımızdır, doktor ve hemşirelerdir.
Her şeyden habersiz Müzeyyen, çocuğunu kucağına alamadan hastalıkla boğuşmaya başlar. Acı ile geçen onbir yıl içinde küçük kızını kaybeder. Bu meşakkatli günlerinde herkes onu terk eder, sadece İmam olan eşi yanındadır. O da bu hasta kadını bırakıp gidebilir ama hayır. Karı koca başka insanların hayatlarına kattığı hatayı, birbirlerine destek olarak atlatmaya çalışırlar.
Fakat ne yazık ki Müzeyyen de, bu insanlık trajedisine yenik düştü ve önceki gün hayata veda etti.
İnsan yaşamına verilen zararın haddi hesabı yok bizim ülkemizde.
Bu topraklar zalimliği genlerimize bırakmadığına göre; sağlıklı bir dini ve ahlaki eğitimle ancak aşılacak bu açgözlü tiran trajedi. Rejimi koruyacağız derken; başıboş, eğitimsiz bıraktığımız insanlarımız o rejime zaten çok fazla kara leke sürmekteler.
Rejim ve insanlar; babalar ve oğullar gibi birbirinin devamıdır, birbirinin toplamıdır, mutluluğudur, huzurudur oysa.