Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İyi insan olmak, insan olarak yaratılmış olmanın gereğidir. İyilik kendiliğinden olmaz. İyi insan olmak için yaratan, yaşatan, hüküm koyan, yöneten Allah’ı tazim etmek, yani her daim “Allah-u Ekber” demek, yaratılmışların tamamına şefkat ve merhamet etmekle olur. İyilik; İslam’dır. İstikamet ise, din ve düzen olarak İslam’da karar kılmaktır. İslam; dünya ve ahiret saadetini teminat altına alan adil bir düzendir. Rabbimiz Allah iyilikle ilgili Kur’an’da şöyle buyurur. Bakara 177: “Gerçek hayır ve iyilik, hakiki Müslümanlık, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat gerçek iyiler ve hakiki Müslümanlar, kâmil insanlar, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman edenlerdir. Sevdikleri malları ve servetleri, canı gönülden, isteyerek yakınlara, yetimlere, dullara, kimsesizlere, öksüzlere, çevresi, çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolculara, yardım isteyenlere, medet umanlara, esirler ve kölelerin esaret boyunduruklarından kurtarılarak hürriyetlerine kavuşmasına-borçtan mahkûm olanların mahkûmiyetten kurtulmasına harcayanlardır. Namazları erkânına, şartlarına, vaktine riayet ederek aşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, antlaşma yaptıkları zaman antlaşmalarına riayet edenler, sıkıntılara sabrederek mücadele edenler, hastalığa, açlığa, mallarına ve canlarına gelen zarara tahammül edenler, harbin şiddetli zamanında sabrederek savaşanlar ve kararlı davrananlardır. İşte onlar imanlarında samimi olanlardır. Onlar, işte onlar Allah'a sığınarak emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dini ve sosyal görevlerinin bilincinde olan müminlerdir.” İyi insan olmanın bütün şartları bu ayette ifade edilmiştir. Bu ayette ifade edilen doğuyu, Çin, Hindistan ve Rusya olarak, batıyı da Hıristiyan ve Yahudileşmiş Avrupa, ABD ve Siyonist İsrail olarak okumak gerekir. Ayette din ve düzen olarak doğuya da, batıya da tabi olmanın iyilik olmadığı ifade ediliyor. Gerçek iyiliğin İslam’da olduğu, esaslarıyla birlikte izah ediliyor. Bir yerde, “Ben Milli Görüşçüyüm” demek; ben yönümü doğuya veya batıya çeviren değil, din ve düzen olarak İslam’da karar kılmış kimseyim demektir. Milli Görüş’ü böyle anlamayan herkes, Erbakan Hoca’mızın tabiriyle, kavanozu dışından yalayan kimse gibidir. Her Müslüman ve Milli Görüşçü bu ayeti yeniden okumalı, yön ve istikametini buna göre yeniden gözden geçirmelidir. Allah bizleri Kur’an’la dirilenlerden, sünnetle yol yürüyenlerden eylesin.

DERS ALMAK GEREKİRSE

Erbakan Hoca’mızın “açıları sağlam Müslüman olmak” sözü önemli bir hakikati ifade eder.

Bayezid-i Bestami’ye; “Falan kimse karada yürür gibi suda yürüyor,  havada uçuyor.” dediklerinde, o büyük Allah dostu diyor ki: “Balıklar ve kurbağalar da suda yüzüyor... Sinekler ve kuşlar da havada uçuyor... Görseniz ki bir adam seccadesini suya sermiş yüzüyor veya havada bağdaş kurmuş oturuyor; sakın ona iltifat etmeyiniz. Onun hâl ve hareketlerindeki istikamete ve onların da sünnete uygunluğuna bakınız.” Bir Müslüman, açıları sağlam şuurlu bir Müslüman değilse, dünya imtihanını kazanması zordur. Peygamber Efendimiz; “Kulun kalbi istikamet üzere olmadıkça imanı istikamet üzere olamaz. Dili dosdoğru olmayınca da kalbi istikamet üzere olamaz” buyurmuş, kalp, dil ve iman istikametini birbirine bağlamıştır. İnanan ve inancının gereğini yerine getiren insan, istikamet üzeredir. İyilik ve istikamet; gerçekten İslam’ca yaşayışın ve ahlâki vasıfların tümünün kendisinde toplandığı bir ruh halidir. Kur’an’dan ders almak gerekirse Rabbimiz şöyle buyuruyor. Hucurat 16: “De ki: Siz dindarlığınızı, dindeki samimiyetinizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Allah göklerin ve yerin bilinmeyenlerini, sırlarını bilir. Allah her şeyi en iyi bilendir.” İslam konuşulan değil yaşanması gereken bir saadet düzenidir.

NEFİS TERBİYESİ

Burada nefis; heva, hevesat ve kötü arzular demektir. Terbiye edilmemiş bir nefis; haramlara ve şeytana köleliğe yönelir. Terbiye edilen bir nefis ise; İslam’a, helallere ve Allah’a kulluğa yönelir. İnsan; İslam’a yönelişinde, riya ve kibirden kurtuluşunda, Allah yolunda cihatta doğru bir yol tutar, iradesini; kötülüklerden çıkma, batıla ve zalimlere boyun eğmeme, şeytan, nefis ve insanlardan gelebilecek baskı ve şüphelerden uzak kalmada Kur’an ve sünnete tabi kıldığı zaman, hep şu duaya talim eder. İsra 80: “De ki: Rabbim, dürüst olarak yiğitçe girilmesi gereken yere, emniyetle girmemi sağla. Dürüst olarak yiğitçe çıkılması gereken yerden emniyetle çıkmamı sağla. Bana kendi katından yardımcı bir güç, beni destekleyen bir devlet, bir iktidar ver.” Çıkılacak yer, batılın, şirkin ve nifakın yaşandığı yerdir. Girilecek yer ise, Adil Düzen’in, Kur’an ahlâkının yaşandığı yerdir. Nefislerini Kur’an’la terbiye edenler, bütün insanlığın saadeti için cihat ederler, emanetleri ehline verirler, nesil ırkçılığı yapmazlar, kendilerinden sonra davayı geleceğe taşıyacak yetişmiş insanlara tepeden bakıp, onları hakir görmezler. Onlar bizim yerimizi tutamaz demezler. Etrafına ve yol arkadaşlarına tepeden bakıp zulmedenler, hesap gününde işlerini zora sokmuş olurlar.

HER DURUMDA

Her durumda din ve düzen olarak İslam’a sarılmanın, her hükümde onu aramanın ve ona dönmenin temel kural olduğuna işaret eden Kur'an, bunun hayatımızda değişmez bir ahlak olmasını sağlamıştır. Bu güzel ahlâk ile sağlanacak şey, yalanla, zan, şüphe ve dedikodularla mücadeleyi artırmaktır. İslam’ı bilmiyorum diyorsun, ancak İslam’ı iyi bilen kimi kimselerle arana mesafe koyuyorsun ya, işte bu seni dünyada da ahirette de yalnızlığa düşürür. Birçok sadık insanın gönlünü kırmış olarak bu dünyadan göçüp gidersin de, bir türlü huzur bulamazsın. Önemli olan her şart altında İslam’a sarılmaktır. Selam hidayete tabi olanlara…