Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İyi insan olmak; Allah’a kulluk şuuruyla, dünya hayatını baştan sona Kur’an’la, sünnetle, salim fıkıhla düzene koymaktır. Allah’ın rızası İslam’a teslim olmuş müminler, Allah’ı severler, Allah da onları sever. Müslüman kardeşlerine karşı merhametli olurlar, müşfik ve yumuşak davranırlar. Ancak, zulüm karşısında, Allah’a kulluğu reddeden kâfirler, müşrikler ve münafıklar karşısında onurlu, şiddetli ve dik dururlar. Toplumda iyinin, güzelin, doğrunun, faydalının adaletin esas alındığı adil bir düzenin kurulması için cihat ederler. Hak ile batıl, insanın dünyadaki imtihanı için önüne konulmuş iki seçenektir. Hak; İslam’dır. Milli Görüştür. Batıl; Siyonizm’dir, haçlı batının ürettiği materyalizdir. Kaba kuvveti, çoğunluğu, çıkarı, imtiyazı üstün tutmaktır. İslam’ın adil düzeni, saadet düzenidir. Batılın düzeni zulüm düzenidir, buna kapitalizm denir. Bir toplum, ancak İslam’ın adil düzeniyle saadet toplumu olabilir. Bir saadet toplumunda huzur, barış ve kardeşlik, insan hak ve hürriyetleri, refah, adalet, izzet, onur ve şeref olur. Bu da sadece Milli Görüş’le sağlanır. Bunun başka bir yolu yoktur. Fert ve toplumların son görevi, Müslüman olarak ölmek ise, bu da İslam’ca düşünmek ve yaşamak ile sağlanır.
İSLAM’CA DÜŞÜNMEK
İslam’ca düşünmek ve yaşamak, fert ve toplumların dünyadaki imtihanları için çok kıymetli bir esastır. Bu esasın üçayağı vardır. 1-Hakkı üstün tutmak; kaba kuvveti, çoğunluğu, imtiyazı ve çıkarı değil, hakkı, İslam’ı üstün tutmaktır. Hakkın üstünde hiç bir güç tanımamak, bilmemektir. 2- Maneviyatçı olmak; dünya hayatının geçici, ahiret hayatının ebedi olduğuna inanmaktır. Ahlak ve maneviyat olmadan hiçbir saadete ulaşılamaz. Günahlar üzerine bina edilmiş bir hayat tarzıyla insan iyi insan olamaz. Allah; şeytanın, adımlarına tabi olmayın diyor. Şeytanla yol yürüyenler, sonunda cehennemi boylarlar. 3-Nefis terbiyesini esas almak; nefse esareti değil, hakka teslimiyeti esas almadan faydalı olunmaz. Bir insan nefsini terbiye etmezse diğer insanlara faydalı olamaz. Hayırlı bir iş yapmak, nefis terbiyesi mümkündür. Bunlar İslam’ca düşünmenin kimyasıdır.
İSLAM’CA YAŞAMAK
Hakkı üstün tutmak, maneviyatçı olmak, nefis terbiyesini esas almak, fert ve toplumların eylemlerine yansımıyorsa, bu faydasız bir şey olur. Mesela, bir kimse dava kardeşinin hukukuna riayet etmiyorsa, kendisi için arzu ettiği bir şeyi kardeşi için de istemiyorsa, bu insan sınıfta kalmış demektir. Eğer özünde, hakkı üstün tutarsan, maneviyatçı olursan, nefis terbiyesini esas alırsan eylemlerinde Allah Teâlâ üç şeyi ortaya çıkarır. 1-Hidayet; doğru ile yanlışı, faydalıyla zararlıyı, adaletle zulmü, güzelle çirkini, iyiyle kötüyü ayırt edip güzelin, iyinin, faydalının, adil olanın, doğru olanın peşinde koşmak demektir. İslam’ca yaşamanın birinci esası budur. Kur’an’ın önemli sıfatlarından birisi de, hadi, yani yol gösterici olmasıdır. İslam’ca yaşamak, Kur’an’la yaşamaktır. Kur’an’la yaşamak için ise Peygamberimizin sünnetine ihtiyaç vardır. Milli Görüşçü olmak, hidayet sahibi olmaktır. 2-Feraset; hayırla şerri ayırt edip, Hakkın peşinden koşmak demektir. Özünde hakkı üstün tutar, maneviyatçı olur, nefis terbiyesini esas alırsan, hidayete göre hareket edersen, Allah Teâlâ sana feraset verir. Bu sayede hep İslam’ca bir yaşam üzerinde olursun. 3-Dirayet; doğru bildiğini hayırlı olduğuna inandığını sonuna kadar savunmak demektir. Hidayet, feraset ve dirayet, İslam’ca yaşamanın fiziğidir. Milli Görüşçü olmak demek, bunlara sahip olmak demektir. Temeli sevgi ve kardeşliktir. Gayesi bütün insanlığın saadetidir. Milli Görüş, bizim kimliğimizdir. İslam’ca yaşamak için; “Yaşanabilir bir Türkiye, Yeniden büyük Türkiye, Yeni bir Dünya” kurmanın derdiyle dertlenmek gerekir. Bu derdi taşımayan bir kimse, İslam’ca düşünmüyor ve yaşamıyor demektir.
FAYDALI OLMAK
Peygamberimiz, “İnsanların hayırlısı, insanlar için hayırlı olandır” buyuruyor. Fert ve toplumun saadeti için adil bir düzeni kurmanın mücadelesini veren her insan, hayırlı insandır. İyi ve hayırlı insan, her işinde Allah Teâlâ’nın rızasını, yani İslam’ı gözetir. Güçlünün, zalimin değil, Haktan ve haklıdan yanadır, hakkin ve haklının yanında yer alır. Mazlumun koruyucusudur.
İyi ve faydalı insan; emeğe ve alın terine saygı duyar, emanetleri ehline verir, kardeşlik hukukuna zarar verecek davranışlardan kaçınır. Kardeşinin arkasından iş çevirmez. Haramlardan ve zulümden sakınır. Ahlaksızlığın her türlüsüne, köleliğe, ezilmeye ve sömürülmeye, dışa bağımlılığa karsıdır. Efendilikten bağımsızlıktan yanadır. Müslümanların ırk, renk, dil, ayırımı yapmaksızın kardeş olduğunun bilincindedir. Müminleri kardeş bilir. Bunun içindir ki, müminleri birlik, beraberlik, dayanışma, yardımlaşma ve kardeşlik bayrağı altında toplanmaya, bir vücut haline gelmeye çağırır, ırkçılığı kesinlikle reddeder, üstünlüğün ancak takvada olduğuna inanır ve böyle kabul eder. İyi ve faydalı insan olmak, yalnız İslam âlemini ve o ülkelerin insanlarını değil, tüm dünya insanlarını huzur, saadet, adalet, güven ve mutluluk ortamına, imkânına kavuşması için ter dökmekle olunur. İyi insan, ifsat eden değil, ıslah edendir. Düşünce disiplinine ve güzelliğine, konuşma disiplini ve güzelliğine, çalışma disiplini ve güzelliğine, davranış disiplini ve güzelliğine sahip olur. Hayırlı insan, gururla değil, şuurla hareket eder. Gurur nefsin şımartılmasıdır. Bitmez tükenmez ihtiraslara yol açmasıdır. Şuur, hem nefis, hem de ihtiras taşkınlıklarının önünü kesmek, ayrıca doğru olanın üzerinde yoğunlaşmak ve isabetli olana yönelmektir. Gurur, böbürlenmeyi tahrik ederken, şuur ise hem tevazuyu, hem de sıhhatli düşünmeyi temin eder. Şuurun bozulduğu yerde gurur hâkim olur, insanları küçümser, kırıp geçirir. Şuurla hareket edenler, hedeflerine ulaşırken, gururla hareket edenler sonunda kaybederler. Allah’tan Gazze’de cihat eden kardeşlerimize acil yardım dilerim. Selam hidayete tabi olanlara…