Seçim sath-ı mailine girildiği şu günlerde siyasal arenada yaşanan her bir gelişme anlık takip ediliyor. Cumhurbaşkanı adayı açıklanmasına beş kala çıkan kriz, ittifak listelerinin teslimine beş kala değişen denge siyasette 24 saatin ne kadar uzun olduğunu güçlü bir şekilde yeniden hatırlattı.

Milletvekili aday listelerinin hangi sürprizlerle neticeleneceği hususu, önümüzdeki günlerin en fazla merak edilen konusu olacak.

Elbette bu merakın odağında ittifak içinde sürdürülen mücadelelerin izleyeceği seyir bulunmaktadır. Son olarak HDP’li bir yetkilinin içinde küçümseme barındıran “binde sıfır noktalarda olan siyasi partiler” nitelemesi ittifak içinde yürütülen mücadelede verilen mesajlara örnek teşkil etmektedir.

HDP, oyu az olan partilere dikkat çekerek aslında kendi oy oranını öne çıkartmakta ve pazarlık gücünü artırmaya çalışmaktadır.

Hâlbuki bu mesaj doğru bir mesaj değildir. Zira partilerin ittifaka katkısını yalnızca “oy” üzerinden açıklamak eksik değerlendirmeye neden olmaktadır. Dahası bu mesaj sayısal olarak güçlü olanın diğerleri üzerine tahakküm kurmaya çalışmasıdır.

Onun için ittifakın temel mantığını yeniden hatırla/t/makta yarar bulunmaktadır. İttifak sisteminin cari olduğu ülkelerde siyasi partiler iktidarda kalmak, iktidara gelmek, siyaseten varlığını devam ettirmek gibi belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelerek blok oluştururlar. Bunu, güçlerin birleştirilmesi yoluyla sonuç almaya çalışmak olarak görmek gerekir.

Ancak ittifaka katılacak partilerin ittifaka etkisi tek bir kriter üzerinden belirlenmez. Sahip olunan tahmini oy yüzdesi, yurt genelinde teşkilatlanma düzeyi, finansal gücü, kamuoyu algısı gibi birçok kriter bu süreçte aktif rol oynar.

Örneğin HDP’nin sahip olduğu oy yüzdesi tek başına bir kriter olamaz, zira getireceği kadar götüreceğinin olma ihtimali de dikkate alınmak durumunda kalınır.

Yine aynı şekilde örneğin Saadet Partisi’ni tahmini oy oranı ile değil ittifaka sağladığı meşruiyet üzerinden değerlendirmek gerekir. Hâlihazırda içinde Saadet Partisi’nin olmadığı bir Millet İttifakı’nın kamuoyunda nasıl bir algıya sahip olabileceği düşünülmek durumundadır.

Bu durumda Saadet Partisi’nin ittifaka etkisinin HDP’nin çok üzerinde bir orana sahip olduğunu söylemek mümkün hale gelmektedir.

Büyük Birlik Partisi’nin, Hür Dava Partisi’nin ve Yeniden Refah Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katılması süreci de benzeri bir okumaya tabi tutulmalıdır. Karar alma sürecinde alınacak oy yüzdesinden ziyade bu partilerin oluşturacağı psikoloji ve kamuoyu algısı hesaba katılmalıdır.

Partilerin ittifak süreçlerini ne denli doğru yürüttüğü hususu tam da pazarlık konusunun gündeme geldiği şu günlerde büyük önem arz etmektedir.

Zira henüz seçim ortamına girilmediği halde aylar öncesinden kendisini bir ittifakın içerisinde gösteren partiler aslında kendi pazarlık güçlerini zayıflattıklarını bugün daha iyi anlamaktadır.

George Homans’ın alışverişte sosyal davranış ile ilgili şu sözü önemlidir: “A’nın B’ye çıkar sağlayacak eylemde bulunmaktan elde edeceği net çıkar B’nin A’ya çıkar sağlayacak davranışta bulunmaktan sağlayacağı net çıkardan daha azsa ve bunun sonucunda B davranışını A’nın lehine değiştiriyorsa A, B’nin üzerinde güç uygulamış demektir. B, A’dan daha az pazarlık gücüne sahiptir, çünkü A’ya A’nın ona ihtiyacı olduğundan daha çok ihtiyacı olduğunu düşündürmektedir.”

B’nin bu şekilde A’ya bağımlı olduğu izlenimi vermesi A’nın daha az tavizle daha çok şey koparmasını sağlamasına neden olmaktadır.

Mevcut ittifak örneklerinden somutlaştıralım. Örneğin Millet İttifakı’nda Saadet Partisi CHP’ye oranla daha fazla pazarlık gücüne sahiptir. Çünkü Saadet Partisi’nin bugün ittifaktan ayrıldığı yönünde yapacağı bir açıklama ittifakı büyük ölçüde zora düşürecek potansiyele sahiptir. İyi Parti tecrübesinden çok daha farklı neticeler ortaya çıkaracaktır. Benzeri durum Cumhur İttifakı’nda da MHP bakımından geçerlidir. Bugün MHP’nin ittifaktan ayrılması kamuoyu algısı bakımından “devletin bekası” üzerine kurgulanan siyasal tavrın boşa düşmesine neden olacaktır.

Onun için “koltuk üzerinde pazarlık” ilkesinde yürüyen ittifaklarda “pazarlık gücünü” koruyamamak ya da dikkate almamak siyasi partilerin düşeceği telafisi zor durumları beraberinde getirecektir.