Günümüz siyasetinin en büyük gücü seçimlerin varlığıdır. Yönetilenlerin bu gücünü isabetli şekilde kullanabilmesi için iradelerini hür bir şekilde hayata geçirecek vasatın oluşturulması gerekir. Bu coğrafyada yaşayanlar içerisinde ülkemiz şanslı bir konumdadır. Çünkü iyi veya kötü, az veya çok insanların tercihleri yönetime yansıyor. Ülkelerin siyasi, tarihi, kültürel ve sosyolojik birikimlerine göre seçimin nasıl yapılacağı farklılık arz edebilir. Ama her ne şekilde olursa olsun seçilenin denetimi günümüz yönetim tarzında merkezi konumu işgal etmektedir.
Denetimin bir ayağı yasamanın yürütmeyi denetlemesi diğer bir ayağı ise yargının denetlemesidir. Bu iki denetim egemenliğin millete ait olmasının ve hukukun üstünlüğü ilkesinin bir yansıması olarak vazifesini yerine getiriyor. Doğrudan yapılan bu denetimlerle devletin gücünün geniş bir alana yayılması sağlanıyor. Bu iki denetimin adil, tarafsız ve bağımsız bir şekilde yürütülmesi devlet aygıtlarının sağlıklı çalışmasını sağlayacaktır.
Bu denetimlerin dışında muhalefetin iktidarın işlemlerine karşı bir denetimi söz konusudur. Burada muhalefete düşen itiraz makamı olmaktan ziyade engelleme, teşvik etme, yön verme, yol gösterme ve tavsiye etme şeklinde görevini yapması önemlidir. Salt itiraz konumunda kaldığında halkın taleplerini yöneticilere aktarma vazifesini ihmal etmiş olur. Çünkü yöneticiler bazı talepleri karşılamaya sıcak bakmıyor olabilirler, bu yüzden bu taleplere karşı sağır kalabilirler. Ama muhalefetin bu talepleri gündeme taşıyarak zinde tutması sonucunda bu taleplerin iktidar nezdinde karşılık bulması kaçınılmaz olur. Böylece iktidar hem yaptıklarıyla hem de yapmadıklarıyla muhalefet tarafından bir denetime tabi tutuluyor.
Bunun yanında yürütme gücünün kendi içerisinde yaptığı denetimden de bahsedebiliriz. Bunun en bariz örneği olarak koalisyon hükümetlerinde ortakların birbirlerini denetliyor olmasını gösterebiliriz. Yürütmenin etkin bir şekilde çalışması için ortakların alınacak kararlarda, uygulamalarda ve tercihlerde ortak mutabakatla hareket etmesi gerekir. Bu şekilde hareket edilmesi yürütmenin kendi arasında dolaylı yoldan denetlenmesini sağlıyor.
Ne yazık ki, yürütmenin tek bir kişi de toplandığı sistemlerde bu denetim mümkün olamıyor. Özellikle yasamanın gerek kurumsal anlamda gerekse yürütmeyi elinde bulunduran kişinin yasama üyeleri üzerindeki etkisiyle pasifize edildiği sistemlerde iç denetim mekanizmasının işlemesi çok zordur. Tam bu noktada devreye yürütmenin sayısal çoğunluğu sağlayamaması ihtimaline karşı oluşturulan ittifaklar giriyor. Çünkü sistem seçimi kazanmak için sayısal çoğunluğu zorunlu kılıyor ve bu çoğunluğun sağlanabilmesi için seçim öncesinde ittifaklar kurmak gerekiyor.
Ne derece başarılı olacağı henüz test edilmiş olmamasına karşın ittifaklar bir denetim mekanizmasına dönüşebilir. Mevcut sistemin en büyük arızası zaten kararların denetimsiz tek elden alınıyor olabilmesidir. Hukuki olarak ittifakların bunu engellemesi mümkün değil ama ittifak protokolleri ve farklı istişare birimleriyle azaltma şansı var. İmkânsızlığın içerisinde az da olsa hâlâ bir imkânın varlığı yine de olumlu bir durumdur. O yüzden denetimin önemsendiği bir vasatta bu imkânların varlığı da önemlidir. Ama ideal olan, denetim mekanizmasının rahat işleyebildiği bir sistemin inşasıdır.