Geçen hafta yaşanan kriz sonrasında her şey daha net bir hale geldi. İttifakın en önemli özelliklerinden birisi olan uzlaşma kültürünün geri döneceğine dair iyimserlikleri haklı çıkarttı. Bir nevi çözüm bir zorunluluk haline gelse de uzlaşabilmekte ayrı bir aşamaya geçildiğini gösterdi. Kriz öncesine göre Millet İttifakı’nın neye tekabül ettiği de toplum tarafından nereye oturtulduğu ve nasıl kabul gördüğü de herkes tarafından görüldü. Liderlerin sorumlu tutumları yürütülen müzakereler de aslında endişelenilenin aksine daha da ümit verici bir süreci gözler önüne seriyor. ‘Seçilecek aday’ söyleminin de boşa düşmesini sağladı. Hatta seçilecek adaydan öte istenen ‘makul’ aday olduğu ortaya çıktı. İttifak uzlaşısının baştan yanlış bir yapı olduğu söyleminin de doğru olmadığını gösterdi.
İttifakı oluşturan bütün partilere de uyarı niteliğinde bir süreç oldu. Halkın dâhil olması ve süreci doğruya kanalize etmesi ittifakın halktaki karşılığını gösterdi. Olur da bir şekilde uzlaşıyı bozan, aykırı yöne gidecek olan ittifak birleşenlerine güçlü bir uyarı oldu. Bu da hareketli ve canlı bir ikaz oldu. Herkesin sağduyu ile yoluna devam etmesi gerektiğini, kimsenin kişisel istek ve arzularını dayatmadan ortak paydada yürümeye devam etmesinin gerekliliğinin belirginliği açığa çıktı. Baştan beri ilkeli olmayı, konuşmayı, ortak paydaları çoğaltmayı ve bunun toplumsal sıhhat için ne kadar mühim bir gelişme olduğunu hep birlikte görmüş olduk. İsimleri sürekli kriz çıkması konusunda dayatılan belediye başkanlarının tutumları da bu süreçte herkesin belli bir olgunluğa ulaştığının bir işareti oldu. Onların hem çözüm içerisinde olmaları hem de aktif bir şekilde işin içerisine dahli de son tahlilde ‘kaybedeninin olmadığı bir zafer(yolculuk)’ için müspet bir adım oldu.
Krizin çözümü aslında ittifak için pek büyük bir fayda getirmedi ama iktidardaki partinin elini zayıflattı ve onun elinden bir oyuncağını alıp, onun Millet İttifakı’nın dağılacağına dair olan ümidini kırdı. Haliyle konuşabilme zemini, duyguları ve alınganlıkları yönetebilme kapasitesi de bu ittifakın çözüm için beceri kapasitesini ve süreç yürütebilme özelliğini göstermiş oldu. Zenginliklerini daha da fazlalaştırarak yola devam edilmesinin önünü de açmış oldu. Tabi bütün bu süreç yaşanırken Demirel’in tarihi sözlerinden biri hep zihnimizin bir köşesinde yankılandı; “Rüzgârsız havada fırıldak dönüyorsa vardır bir üfleyeni.” Onun için algı mekanizmalarının hemen harekete geçtiğini görüyoruz. Bütün algıları, trolleri (sakallı-sakalsız, cübbeli-cübbesiz, eskimiş, köhnemiş kalemşorları) tarihin tozlu sayfalarına atacak bir rikkatle yürümenin vaktidir. Değişim herkese iyi gelecek, o açık ve bundan sonra yeni bir sayfa zamanı. Bu zamana kadar yürütülen çalışmalar bir daha gösterdi ki yürümek olgunlaştırıyor. Bu bakımdan sabırla ve rikkatle ve de gayretle yürümeye devam etmek gerekiyor. Hoşça bakın zatınıza…
Not: Erbakan Hoca (Allah rahmet eylesin), her şeyi çok güzel tane tane anlatarak metotlar ortaya koyarak geçti bu dünyadan. Hocaya atıf yaparak yalanlarınızı güçlendiremezsiniz çünkü hoca yalan dolanlarınızı boşa çıkartacak her şeyi açıkça ortaya koymuştur. Hayattayken ne söylediğinizi ne yaptığınızı herkes unutsa onun öz evlatları Saadet Partililer unutmaz. Bu bakımdan Saadet Partisi var oldukça, hocayı seviyormuş gibi yapmaktan vazgeçin. Siz kim hocayı anlamak kim! Bu bakımdan bir şeylere atıf yaparken dikkat edin. Gecen gün Millî Gazete bu yalanlarınızı yüzünüze çalacak, hocanın konuşmalarından bir kesiti hemen koydu ve iftiralarınızı yüzünüze çaldı. Ancak sizin ibret alacağınız, akıllanacağınız yok. Kaçınılmaz ya değişeceksiniz ya dönüşeceksiniz. Bunu hep beraber göreceğiz. Zaman en iyi ilaç.