Yorgun zamanın insanlarıyız. Daha doğrusu yorgun düşmüş, kendini yitirmiş, değersizliğin bir değer olduğu dönemin insanlarından söz ediyoruz. Bu, insanın kendi kendisine yaptığıdır. Hiçbir şey kendiliğinden olmaz. Nedenler ve gerekçeler insanı bahanelere itiyor.

İnsanın yücelmesi, çileyle yoğrulan bir hayatın sonucuyla olur. İnsan ömrünün başlangıcından itibaren kendini bulduğu, bilinçli adımlarla ilerleyişe başladığından geleceğin yol ufku belirir. O ufuk artık bir amaca dönüşür. Amaç insanın yüceliş sürecinin başlangıcından itibaren kendini belli eder. Bir anlamda kitlelerin bulunduğu yönde bir insanın kendisini farklılaştırma çabasıdır. Herkes gibi olmak yerine, kişiliğini ve karakterini geliştirmesiyle birlikte ayrılış zamanı olur. Hiçbir zaman gurura kapılmadan insan olma duygusunu yitirmeden emin ve güvenilir bir yürüyüşü sürdürmesi geleceğini belirler kişinin.

Hayatın aşk dili olur bu. Bir tutkuya dönüşür. Yaptıklarından kendisi de emin olunca huzurlu olur.

Zamanın görüngüsü insanları yanıltıyor. Bulanıklık, sislilik, belirsizlik insanları kuşatınca yolunu yitirir. Şaşkınlığın başlıca nedenleridir bunlar. Yol bulma, yönünü yitirmeme çabası böylesi zamanlarda önem kazanır. Doğayı her yönüyle yaşayanlar birçok şeyin farkına varırlar. Bir ormanda, bir dağda veya ortamda sis basınca insanın sesinin ötelere ulaşması zorlaşır. Kişi istediği kadar bağırsın birkaç yüz metre ötesine sesini duyuramaz. Sis dağılmadıkça sesini ancak kendisi veya en yakınında olanlar duyar. Biz bunu yaşadık.

Çağın karmaşık, bulanık, sisli, gürültülü ortamı insanı boğacak bir yoğunlukta. Eski ifadeyle kesafet bunaltıcı. Böylesi bir ortamın sağlıklı olması düşünülemez. Değerler bir anda değersizleşir. Çünkü onların farkına varılamaz.

Ses kirliliğini oluşturan sıradanlıkların, boş ifadelerin, gereksizliklerin yoğunlaşmasıdır. Sanki bir şeyler varmış gibi bir karmaşa var ama o karmaşada hiçbir değerin üretilmesi söz konusu olamaz. Üretilenler de ne yerini ne de karşılığını bulur.

İnsanın kendisinin itibarsızlığı önce kendisini sıradanlaştırır. Sıradanlık kapılmış olunan sürü içinde yitişidir. Koyunlar görünümleri itibariyle uysal hayvanlardır. Sürü birbirini takip eder, birbirlerinin kuyruklarının altına başlarını sokarlar sıcak havalarda öndekiler nereye giderlerse, peşlerindekiler de onları izlerler. Kimi zaman haberlere konu olur. Öndeki biri uçurumdan atlayınca peşinde bulunanlar da aynı yolu izlerler ve telef olurlar. Keçiler daha bireyseldirler, başlarını alır giderler dağılırlar, en sarp yerlere tırmanırlar ve otlanırlar.

Ekonomide ve kimi faaliyet alanlarda, önlerini göremeyenler yeni bir atılım içinde olmazlar. Onlardan önce biri bir atılım yapmış başarıya ulaşmış ise diğerleri de aynı yolu takip ederler. O zaman bir iş sektöründe farklı alanlardan çok belli alanlardakilerde bir yoğunlaşma olur. Herkes aynı işi yapınca da alan daralır. Yeni arayışlarda olanlar ise yeni bir yol bulur, bir ufuk açılır orada başarıyla yolunu sürdürür.

İnsanlığın krizi sıradanlaşmasıyla başlar. Bu tıkanıklık onların yol bulmalarını zorlaştırır. O zaman da kitleler içinde ufku açık, bilinci yerinde olan, gözlerini açar zihin dünyası işlemeye başlar çıkış yolunu bulmaya bakar. Onun çıkışı ve ilerleyişi bir başlangıç olur. Uyanış, farkına varış yeniden doğuş ve dirilişi gerçekleştirir.

Sürekli olarak aynı yol ve yöntemler, ifadeler, konuşma tarzları, eylemlerin benzerliği sıradanlaştırır. Kalabalıklar içinden öne çıkanlar ve başarılı olanlar kendilerini belli ederler. Güvenilir olduklarından onların itibarı kendiliğinden oluşur.

İnsan, olumlu ya da olumsuz eylemleriyle kendini belli eder. Olumsuzlukların olduğu ortamlarda gürültü patırtı çok olur, kaotik ortam da insanların sağlıklı düşünmelerini engeller. Sağlıklı ve sakin ortamlarda düşünce derinliğinde daha verimli olunur. Şiirin, sanatın, edebî eserlerin zirvesi o zaman oluşur. Bu da o toplumun en itibarlı zamanıdır.