Bunun önemli sebeplerinden biri kentsel ısı adası olarak adlandırılan olay. Basitçe anlatmak gerekirse şehirlerin yoğun yapılaşmış bölgeleri, çevrelerindeki daha az yapılaşmış alanlardan daha sıcak olabiliyor. Bunun sebebi yalnızca havanın sıcak olması değil. Beton, asfalt ve benzeri yüzeyler gün boyunca güneşten gelen enerjiyi emiyor, ardından özellikle geceleri bu ısıyı tekrar çevreye veriyor.
Doğal alanlarda ise durum biraz farklı. Ağaçlar ve bitkiler gölge oluşturuyor, toprağın ve bitkilerin içerdiği su buharlaşarak çevrenin serinlemesine yardımcı oluyor. Betonlaştıkça bu doğal soğutma sistemi de ortadan kalkıyor.
İSTANBUL NEDEN GİDEREK DAHA FAZLA ISINIYOR?
İstanbul’un hızlı büyümesi beraberinde ciddi bir yapılaşma baskısı getirdi. Yeni yollar, binalar, otoparklar ve diğer yapılar şehrin yüzeyini giderek daha fazla kapladı. Özellikle bazı yoğun mahallelerde ağaçların ve açık alanların yerini beton ve asfalt aldı. Üstelik sorun yalnızca betonun fazla olması da değil. Binaların birbirine çok yakın yapılması, sokakların daralması, yeşil alanların bölünmesi ve doğal hava hareketlerinin engellenmesi de şehrin mikroiklimini etkiliyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar da bunu destekliyor. İstanbul’da 1960–2012 arasındaki verileri inceleyen bir çalışmada, özellikle yaz aylarında kentsel ısı adası etkisinin belirgin olduğu ve gece saatlerindeki ısı adası şiddetinin zaman içinde arttığı görüldü.
Bu ayrıntı özellikle önemli. Çünkü sıcaklık problemi sadece öğlen saatlerinde yaşanmıyor. Gün boyunca güneş altında ısınan binalar, yollar ve diğer sert yüzeyler akşam olduğunda da ısı yaymaya devam ediyor. Böylece şehir gece boyunca yeterince soğuyamıyor.
Bu durum özellikle sıcak hava dalgalarının yaşandığı dönemlerde daha da önemli hale geliyor. Çünkü gündüz aşırı sıcak olan bir şehir geceleri de serinleyemediğinde insan vücudunun dinlenme ve toparlanma imkânı azalıyor.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İLE KENTSEL ISI ADASI AYNI ŞEY DEĞİL
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. İklim değişikliği, küresel ölçekte sıcaklıkların uzun vadede yükselmesine neden oluyor. Kentsel ısı adası ise şehirlerin kendi yapısı nedeniyle çevrelerine göre daha fazla ısınmasıyla ilgili. Fakat İstanbul açısından asıl problem ikisinin bir araya gelmesi. Önümüzde sadece “hava sıcak olacak” şeklinde bir problem yok. Şehrin kendisi de sıcaklığı artıran bir unsura dönüşebiliyor.
BETONLAŞMA MESELESİ DE BUNUN ÖNEMLİ BİR PARÇASI
Bir şehirdeki her beton parçası tek başına büyük bir sorun olmayabilir. Sorun, bunun milyonlarca metrekareye yayılmasıyla ortaya çıkıyor. Asfalt yolları, beton kaldırımları, binaları, otoparkları ve diğer sert yüzeyleri düşünelim. Bunların büyük bir kısmı güneş ışığını emer ve ısınır.
Bunun karşısına bir ağacı koyduğumuzda ise farklı bir sistem görüyoruz. Ağaç yalnızca gölge sağlamıyor. Aynı zamanda su döngüsünün bir parçası olarak çevresinin serinlemesine katkıda bulunuyor. Bu nedenle şehir planlamasında “kaç tane ağaç diktik?” sorusu kadar ağaçları nereye diktiğimiz de önemli. Bir mahallede yüzlerce küçük yeşil alan bulunması ile insanların gerçekten kullanabileceği büyük, gölgeli ve birbirine bağlı yeşil koridorların bulunması aynı şey değil. Bu yüzden İstanbul’un ihtiyacı yalnızca daha fazla yeşil görüntü değil. Daha doğru planlanmış yeşil alanlar.
ULAŞIM DA BU PROBLEMİN BİR PARÇASI
İstanbul’un ulaşım sistemi de şehirdeki beton ve asfalt miktarını doğrudan etkiliyor. Sürekli yeni yollar açılması, geniş asfalt yüzeylerin çoğalması ve otomobil odaklı şehir planlaması yalnızca trafik sorununu büyütmüyor. Aynı zamanda sıcaklığı artırabilecek sert yüzeylerin de çoğalmasına yol açıyor. Bu yüzden toplu taşıma, yürüyüş ve bisiklet altyapısı aslında iklim politikasıyla da bağlantılı. İnsanların günlük ihtiyaçlarının bir kısmına yürüyerek ulaşabildiği, toplu taşımaya rahatça erişebildiği ve gölgeli yaya yollarının bulunduğu bir mahalle hem daha yaşanabilir hem de sıcak hava koşullarına daha dayanıklı olur.
PEKİ ÇÖZÜM NE?
“Her yere ağaç dikelim” demek de “bütün çatılar beyaza boyansın” demek de tek başına yeterli değil. Üniversitelerde yapılan çalışmalar da farklı çözümlerin birlikte uygulanmasının daha etkili olabileceğini gösteriyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı modellemelerde çatıların daha yüksek yansıtıcılığa sahip olması, yeşil çatılar ve yeşil duvarlar gibi farklı uygulamaların sıcaklık üzerinde etkili olabileceği görüldü. Bir araştırmada ise Kartal ilçesi üzerinden yeşil çatılar, sokak ağaçları, yeşil yaya yolları ve daha fazla güneş ışığı yansıtan yüzeyler birlikte incelendi. Çalışmada bu önlemlerin birlikte uygulanmasının hava sıcaklığını azaltabileceği ve binaların enerji performansını iyileştirebileceği hesaplandı. Buradan çıkarılacak sonuç oldukça açık. Şehri serinletmek için tek bir sihirli çözüm aramak yerine birçok küçük ve orta ölçekli çözümü aynı anda uygulamak gerekiyor.
YETKİLİLER NE YAPABİLİR?
Burada en büyük sorumluluk merkezi ve yerel yönetimlerde. İlk olarak İstanbul’un hangi bölgelerinin daha fazla ısındığı çok daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkarılabilir. Sadece ilçeler bazında değil, mümkünse mahalle ve hatta sokak ölçeğinde sıcaklık haritaları oluşturulabilir. Hangi mahalleler yazın en fazla ısınıyor? Hangi bölgelerde ağaç ve gölge alanı çok az? Hangi okullar aşırı sıcak yüzeylerle çevrili? Hangi hastaneler ve toplu taşıma durakları sıcaklığa fazla maruz kalıyor? Hangi bölgelerde asfalt ve beton oranı çok yüksek, Bunların tamamı ölçülebilir. Daha sonra bu verilere göre önceliklendirme yapılabilir.
İkinci olarak yeni imar planları hazırlanırken sadece “buraya kaç bina yapılabilir?” diye düşünülmemeli. Aynı zamanda “bu yapılaşma bölgenin sıcaklığını nasıl değiştirecek?” sorusu da sorulmalı. Çünkü bugün yapılan bir imar planının etkisi sadece bugünü ilgilendirmiyor. O karar, o mahallede 20 veya 30 yıl yaşayacak insanları da etkiliyor.
Üçüncü olarak mevcut mahalleler için de çalışmalar yapılabilir. Bütün bir mahalleyi yıkıp yeniden yapmak gerekmiyor. Bazı otopark alanları yeşillendirilebilir, kaldırımların uygun bölümleri ağaçlandırılabilir, meydanlara gölge sağlayacak alanlar eklenebilir ve mümkün olan yerlerde geçirgen zeminler kullanılabilir. Ayrıca binaların çatılarının değerlendirilmesi de önemli. Her çatının yeşil çatı olması mümkün olmayabilir ancak uygun yapılarda bu sistemler desteklenebilir.
Ahmed Emin Solhan
YARALI BİR İKRARNAME
İçimdeki vesveseye ortaklık eden yağmurun altında ısırıyorum parmaklarımı;
Islanarak ve ağlayarak.
Kendi yazdığım hikâyeyi
Bağırsak gurultusundan muzdarip olana anlatacak değilim.
Bu kirli yüzüme bulaşan, sivriliği körelten düzeneği;
Kalbimle aklım arasında olmayan neresi varsa oradan vuracağım.
Yeniden başlayacağım:
Gözünden vurulmayan turnayı aramaya.
"Kalpten" diyecek bir çilekeş ve ben yine
Sağıma soluma bakınmadan,
Yetimin yolunda ikrarı,
Yolu önüme çıkarana imanı eksik etmeyeceğim.
Mehmet Emin Gülicem
NE OKUYALIM?
ALLAH DOSTU ERBAKAN
Milli Gazetemizin yazarlarından araştırmacı-yazar Ekrem Şama’nın kaleme almış olduğu eserlerden biri olan “Allah Dostu Erbakan” kitabı 2 ciltten oluşan bir eserdir. Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın manevi dünyasını daha yakından tanımamıza vesile olacak olan bu eserde yüzlerce isimden hatıra ve şahitlik mevcuttur.
Hacı Abdullah Hasip Efendi, Abdülaziz Bekkine Efendi, Mehmed Zahit Kotku Hazretleri gibi Allah dostu büyük zatlardan manevi dersler alan Merhum Necmettin Erbakan Hocamızın; iyi bir aile terbiyesi ile geçen çocukluk döneminden sonra genç yaşlarından itibaren gönül dünyasını tasavvuf yoluyla şekillendirmiş büyük bir lider olduğuna bu kitapta çokça şahitlik edeceksiniz.
Kitabın her iki cildinde de önce ahlak ve maneviyat diyerek canıyla, malıyla Allah yolunda son nefesine kadar cihad etmiş olan Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı, hayatının her döneminden kendi hayatımızda örnek alacağımız dersler ve ibretlik olaylarla dolu hatıralar ve şahitlikler bulacağız. Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı daha yakından tanımamıza vesile olacak bu eseri mutlaka okumamız ve okutmamız gerekiyor.
Yazar: Ekrem Şama
Yayınevi: Yenidevir Yayınları
Sayfa Sayısı: 704
PROF. BİR KİTAP BAĞIMLISININ HİKAYESİ
Eğitimde liderlik ve ahlak konularında çalışmaları ile tanınan eğitimci-yazar Dr. Ahmet Kılıç hocamız bu eserinde bir kitap bağımlısı olan üniversite öğrencisi bir gencin hikayesini anlatıyor. Uzun hikaye türündeki bu eser, akıcı dili ve sürükleyici olay örgüsü ile elinizden bırakmadan okuyacağınız bir kitaptır.
Kitap konusu itibariyle kitap bağımlısı olan üniversite öğrencisi bir gencin kiracı olarak kaldığı evin terasında terk edilmiş bir vaziyette bulduğu büyük bir kitaplıkla karşılaşmasını ve sonrasında başına gelen bir takım olayları anlatmaktadır. Konumuz kitap bağımlısı bir gencin hikayesi olunca kitapta çok sayıda farklı kitaptan alıntılara yer verilmiştir. Kitabın bizi diğer kitaplara ulaştırması hikayeye ayrı bir renk katarak kültürel bir zenginlik oluşturmuş.
Yazar üniversite okuyan bir gencin günlük hayatında yaşayabileceği olayları anlatırken o gencin gözünden, yaşadığı mahallenin, oturduğu apartman dairesinin, okuduğu üniversitenin tasvirini yaparken bolca söz sanatlarından istifade ederek bizi bir edebiyat şölenine davet etmektedir. Aynı zamanda eser üniversite öğrencisinin yaşayabileceği maddi sıkıntıları, düşünce dünyasını, duygusal değişimlerini ve sosyal hayata bakışını da muazzam bir şekilde yansıtarak bizi o yaşlardaki gençlerin dünyasında bir yolculuğa çıkarmaktadır.
Kitabı okurken kitabın ana karakteri olan gencin zihin dünyasından geçenler; satır aralarında ders niteliğindeki muazzam sözler ve hatırlatmalarla öylesine süslenmiş ki bir yandan hikaye okurken diğer yandan da tefekkür dünyasında bizleri gezintiye çıkarmaktadır.
Yazar: Dr. Ahmet Kılıç
Yayınevi: Muhkem Kitap
Sayfa Sayısı: 160





