İsrail in dünya hâkimiyeti mücadelesi 5770 sene öncesine dayanıyor. Kabbala, Muharref Tevrat ve Talmut ta belirtildiği üzere onlar kendilerini üstün ırk olarak görüyor, diğer insanları ise kendilerinin köle si. Nil den Fırat a bütün toprakları Allah ın onlara vaat ettiğine inanıyorlar. Arz-ı Mev ûd adını verdikleri toprakları elde ederek Büyük İsrail Devleti ni kurmayı amaçlıyorlar. Anadolu muzun bir bölümü de bu topraklar içinde. İsrail in Türkiye yi önemsemesinin temelinde bu yanlış inanışları yatıyor. Hükümet, Şimon Peres i TBMM de konuşturduğu zaman Bir Ülke İsterim şiirini okumuş, AKP milletvekilleri de onu çılgınca alkışlamıştı.
Siyonistler 1897 de, Theoder Herzel başkanlığında, İsviçre nin Basel şehrinde, 100 seneyi plânlayan bir kongre yaptılar. İlk 50 senede Abdülhamit i tahttan indirmeyi, Osmanlı yı yıkmayı, İsrail Devleti ni kurmayı hedeflediler. İttihat ve Terakki marifetiyle 1908 de Abdülhamit i tahttan indirmeyi başardılar. Çünkü Abdülhamit onlara bir karış bile toprak vermemişti.
1908 den itibaren, İngiltere nin de teşvikiyle Filistin bölgesine Yahudi göçü başladı. Çeşitli hilelerle bu süreç devam etti; bölgede kavga ve çatışmalar oldu. Ateş ve barutun yan yana bulunamayacağı gibi, Filistin ve Yahudilerin bir arada yaşaması mümkün olmuyordu. Kavga ve çatışmalar bahane edilerek, konu İngiltere tarafından BM ye taşındı. ABD nin de desteğiyle BM, 1947 de bölgede iki ayrı toplumun oluşmasına karar verdi. İsrail de, Mayıs 1948 de devletini ilân etti.
Siyonizm in en büyük hedefi İslâm dinini yok etmektir. İslâm ı Dünya hakimiyetleri nin önünde en büyük engel görüyorlar. Müslümanlarla çevrili ve Kudüs gibi kutsal toprakların bulunduğu bir coğrafyanın kalbine bir fesat yuvasının yerleştirilmesi iyi niyetle izah edilemezdi. Bu, Siyonistlerin fanatikçe sarıldıkları inançlarının gereğidir. Son hedefleri olan Arz-ı Mev ûd a ulaşmak için her yolu mubah görmekte, her çılgınlığı yapmaktadırlar.
İsrail Laftan Anlamaz
Peki, bunları niçin yazıyorum Bugün yaşanan vahşet Siyonistlerin inançlarının bir gereğidir, gerçeğini anlatmak için. Siyonistlerin 100 yıllık hedefi Arz-ı Mev ûd a ulaşmaktı. Bu da 1997 ye tekâbül ediyordu. Bugün, 17 sene gecikmesine rağmen hedeflerine ulaşamamış olmanın çılgınlık ve gözü dönmüşlüğü ile hareket ediyorlar.
Erbakan Hoca, 1969 dan itibaren, Siyonistlerin bölgede huzuru kaçıran, dünya barışını tehdit eden bir çıbanbaşı olduğunu anlattı. Sömürme ve kan içme üzerine kurulmuş plânlarını deşifre etti. 1 doların üzerindeki 13 basamaklı piramidin ne anlama geldiğini, çalışma yöntemleriyle birlikte ortaya koydu. Siyonistler, Basel de 100 sene sonra Arz-ı mev ûd a ulaşmayı plânlamışlardı. 1997 de onların planlarını alt üst eden Erbakan Hoca nın Başbakan olarak icraatın başında olması, Allah ın bütün insanlığa merhametidir, diye düşünüyorum.
Ariel Şaron un 1997 de söylediği şu söz her şeyi anlatmaya yetiyor, sanırım: Erbakan yarım dönem başbakanlık yaptı, biz plânlarımızı on sene ertelemek zorunda kaldık; eğer bir dönem başbakanlık yapsaydı, bütün plânlarımızı unutacaktık.
Siyonistler, yanlış inançlarına fanatikçe sarılıyorlar. Bunu bilmeden bugünkü yaşananları okuyabilmek mümkün değildir. Müslümanların geleceği, dünyanın huzur ve barışı için Siyonist tehlikenin iç yüzünün çok iyi bilinmesine ihtiyaç vardır.
Bugün şahit olduğumuz cinayet, katliam ve soykırımı tahlil ederken Erbakan Hoca nın şu sözünü unutmamalıyız: İsrail haktan, hukuktan anlamaz; ancak yaptırımdan anlar.
Bu gerçekler ışığında tedbirler alınmalıdır. Kutsal topraklarda yaşanan katliamı durdurmak için, önce bütün Müslüman ülkelerin desteğiyle Gazze de bir Barış Gücü oluşturulmalı; sonra da vakit geçirmeden bütün birimleriyle İslâm Birliği ni kurmanın adımları atılmalıdır.
Vahşete seyirci kalma!
Siyonistlerden anlayış beklemek cellâttan merhamet beklemekten farsızdır. İsrail ölçü ve kural tanımayan bir terör çetesidir. BM nin aleyhlerinde verdiği hiçbir karara uymamıştır.
Şu örnek Gazze de yaşanan vahşetin sınır tanımazlığını anlatmaya yeter, sanırım: Bayramın 2. günü, Ebu Cebir ailesi El-Bureyc Semti ndeki evlerinde sohbet halindedir. Aniden yapılan saldırıda kuvvetli bir patlama olmuştur. Aynı aileden 22 kişi hayatını kaybetmiştir. Ailenin hayatta kalan tek ferdi olan Ebu Cebir olayın dehşetini şöyle anlatır:
-Gökten volkan lâvları gibi şarapnel parçaları yağıyordu. Her yer kızıla boyanmıştı. Cesetler havada uçuşuyordu. Amcamın 8 aylık hamile kızı Dünya, patlamanın şiddetiyle karnı yarılmış, cenin dışa çıkmıştı. Amcamın ise bedeninin yarısı evin içinde kalmış, diğer yarısı sokağa fırlamıştı. Evimin penceresinden tanık olduğum bu manzara karşısında yaşadığım şoktan ancak yarım saat sonra kurtulabildim.
Gazze de görev yapan Türkiye Kızılay ı personeli Serhat Şaylan ın anlattıkları da bir o kadar ürpertici: Hiçbir şey TV den görüldüğü gibi değil. Sokaklar ölüm kusuyor. Çocuklar korku içinde. Annesini babasını kaybeden çocuklar Bomba ve uçak seslerine, acıya, ölüme alışmış çocuklar Alışmaya başladıklarında ise sahildeki görüntüler ortaya çıkıyor.
Başta Müslümanlar olmak üzere, bütün dünyanın empati yapmasının tam zamanı: Bu faciayı yaşayan ben ve çocuklarım olabilirdik. Bu manzaranın bize de sirayet etmesi mümkün. Erbakan Hoca nın şu uyarısı bize ışık tutmalı: Filistin e sahip çıkmak hem insanî, hem imanî bir görevdir.
Hepimiz yaşadığımız dönemden sorumluyuz. Bütün dünya, gözü dönmüş terörist bir çetenin yaptıklarına karşı çetin bir imtihandan geçmektedir. Bakalım, insanlık hiçbir sınır tanımayan bu vahşet karşısında insanlık ölmedi diyerek değerlerine sahip çıkma onurunu gösterebilecek mi Hiç şüphe yok ki; hem melekler, hem de tarih bu tutumu yazacaktır!