İslam dünyasının dört bir yandan kuşatılmasına, işgal

edilmesine, zulme uğramasına en açık şekilde şahit olduğumuz günlerden

geçiyoruz. Coğrafyanın her bir yanı karışıklık, her bir yanında acılara şahit

oluyoruz. Mekânın terörize edilişine şahit oluyoruz. Ortaçağ da ilkel insanlar

olarak görülen mazlumların üzerine yapılacak saldırıların meşrulaştırıcı

Papalık doktrinleri, bugün Müslümanların terörist ilan edilmesi ve İslam

dünyasının sömürülesi mubah topraklar haline getirilmesiyle devam ediyor. Bugün

haksız savaşınızı Müslümanlar üzerine yaparsanız meşruluk sorunu çekmiyorsunuz.

Çünkü Müslümanlar dünyanın bugünkü zencileri konumuna getirildi. Bugün

yaşadığımız bu Ortaçağ a dönüş maalesef eskisinden çok daha vahim, çok daha

dehşet verici bir hâl almış durumda.

İslam ın bu hedef haline getirilişi elbette yeni bir

durum değil. Bazılarının dönemin ruhuna uyarak girişmiş oldukları diyalog

projeleri de çöktü. Bu diyalogu Batı başlatmıştı ve yine bitiren Batı nın

kendisi oldu. Artık Batı da farklılıklar arası birliktelik dönemi bitmişe

benziyor. Göçmenler üzerinden yüklenilen Müslüman nüfuslar, Batı da her geçen

gün daha fazla dışlanıyorlar. Koşullar sosyal açıdan git gide Nazizim-Faşizm

öncesi koşullara yaklaşıyor. Bu defa patlayacak bir sosyal buhran ihtimaline karşılık

fiziksel alandan atılması gerekenlerin kimler olması gerektiğinin algısı

şimdiden oluşturuluyor. Zaten farklı coğrafyalarda terörist ilan edilen

insanların, yakında kendi aralarına karışmış olduklarını fark etme oyununa

başvurabilirler. Ancak burada ilgi çekici durum, her zaman ki gibi

Müslümanların içerisinde bulundukları bu dünyayı yanlış okuma durumudur.

Müslümanlar arası Siyasal Darwinizm

Zamanında Yalta da toplanan ülkeler bu aralar kendi

aralarında yeni bir Yalta çerçevesi oluşturma telaşı içerisindeyken, ikinci

Yalta yı gerçekleştirme iddiasındaki bizler maalesef birbirimizi yemekle

meşgulüz. Bu durumu dikey olarak en küçük bir cemaatten tüm İslam dünyasına

kadar uzatabiliriz.

Küçük menfaatler peşinde koşmak, ortalama bir Müslüman

hedeflerini göz ardı etmemize neden oluyor ve küçük grupların çıkarlarını tüm

ümmetin çıkarlarıyla karıştırmaya başlıyoruz. Yani bugün İslam dünyasında bir

tür siyasal Darwinizm var denilebilir. Kendine tehdit olarak algıladığın

rakibini elemek adına, parayla, kasetle, görüntülerle ve çeşitli hilelerle bel

altı vurmak bugün bizim için çok normal bir durum haline gelmiş durumda.

Üstelik bu durum demokrasinin bir parçası olarak görülüyor. Yani tam bir

anomali hali mevcut.

Dinin Araçsallaştırılması

Müslümanlar açısından birbirini saf dışı bırakmaktan daha

kötü bir durum da, üzülerek söylemek lazım ki dinin araçsallaştırılmasıdır.

Bugün bütün iktidarlar bunu açık açık yapmaktan geri durmuyorlar. Dinimiz,

Müslümanların kendilerini anlaması ve insani potansiyellerini gerçekleştirmelerine

hizmet etmekten ziyade, bireyleri iş ve idare için en kullanışlı hale sokma

amacıyla kullanılıyor. İnsanlar, sözde fetvacıların yardımıyla, gidişatı

sorgulamaktan aciz bırakılıyor ve toplumsal düzene ciddi itirazlar sunamaz hale

getiriliyorlar. Aksine bu kişiler aracılığıyla mevcut durum sanki kaçınılmazmış

gibi gösteriliyor ve mevcut nizamın ihtiyaçlarının hizmetkârı olunması teşvik

ediliyor. Bu süreç bize göre tam da dinin aşağılanmasına karşılık geliyor. Bu

süreçle insan hayatını anlamlandırma konusunda yoksun bırakılıyoruz ve bütün

ilişkiler araçsal düzeye indirgeniyor.

Ortaya Çıkan Yeni Küresel Trend

Müslümanlar arasındaki

mevcut sorunların sayılmakla bitmeyecek bir görüntü sergilemesinin yanında,

bugünlerde yavaş yavaş ortaya çıkan bir küresel trendin altını çizmek de son

derece önemli görünüyor. Amerikan devlet aklı çeşitli sebeplerle bir süredir

yeniden Soğuk Savaş yıllarındakine benzer bir kutuplaşmanın dünya için daha

yararlı olabileceğini dillendiriyordu. Gidişata bakılırsa geçmişte ortaya

çıkarılan Komünizm le savaş, bugünlerde yavaş yavaş demokratik rejimlere karşı

otoriter rejimler şeklinde kendisini gösteriyor. Türkiye de yapılan

otoriterleşme tartışmalarını da bu yönde okumakta yarar var. Türkiye yeni bir

tercih yapma sürecine sokulabilir. Eskiden bölgeye demokrasi naraları atan

Türkiye için bugünlerde otoriterleşme eleştirileri boşuna yapılmıyor. Eskisine

göre daha fazla kitle toplumu haline gelmiş Türkiye de ortaya çıkabilecek

kutuplaşmalar sonucu istenmeyen olaylar yaşanabilir. Umarız bari bu süreci iyi

analiz eder ve suni kutuplaşmalara kapılıp kaybeden tarafta olmayız.