Bismillahirrahmanirrahim
IRAK Bölgesel Kürt Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’deki bağımsızlık referandumunun öncesiyle sonrasında yaşananları hep birlikte izledik. Süreç gergin ve kamplaştırıcı üslupla yürüdü. Kimse kimseyi dinlemiyordu. Barzani’ye yapılan baskı ve tehditlere rağmen referandum yapıldı.
Irak ve Türkiye hükümetleri referandumun gayrimeşru, kanunsuz, hükümsüz olduğunu açıkladılar. Ansızın Barzani yönetiminin tepesine bineceklerini söylediler. Her iki ülke de İsrail’in ısrarla desteklediği IKBY referandumunu bölgede 2. bir İsrail’in kurulması olarak gördü.
Irak yönetimi Barzani’ye geri adım atması için 15 Ekim’e kadar süre tanıdı. Vazgeçmemekte ısrar edince, Irak yönetimi IKBY üzerine operasyon düzenledi. Ciddi bir direnişle karşılaşmadan Kerkük ve Bağdat’ta kontrolü yeniden sağladı.
Irak’ın toprak bütünlüğüyle ilgili hassasiyeti tabiiydi. Ancak yaşanan olay son senelerde gelişmiş değildi. İngiltere ’nin 100 sene önceye uzanan bölgeyi parçalama planları basına yansıdı. Olayı dünü, bugünü, yarınıyla ele alarak fotoğrafın tamamını görebilirdik. Değilse günübirlik düşünmek, kuklalara takılıp kalmak kaçınılmaz olurdu.
Bu anlayışın sonucu Hükümet, 16 Nisan ve 25 Eylül referandumlarında Barzani’ye karşı popülist tavırlar sergiledi. Yeniye kadar Barzani’yi hep devlet başkanı düzeyinde tuttu. Türkiye ziyaretinde bayrağını göndere çekti. Geçeceği yollara kırmızı halılar serdi. 16 Nisan referandumunda desteğini aldı.
25 Eylül referandumu için “Barzani’den bunu beklemiyorduk” dediler. Hâlbuki Kürdistan fikri dedesine kadar uzanıyordu. Babası Mustafa Barzani ABD desteğiyle birkaç kere atağa geçmişti.
BİR AHTAPOT MİSALİ
BATI, Çanakkale savaşlarından sonra Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyeceğini gördü. Emperyal emellerini artırdı. Türkiye ve İslam dünyasını çeşitli alanlarda kontrol etmeye çalıştı. Entrikalarla bölmeye, birbirine düşürmeye girişti.
ABD 1960’lı yıllarda Anadolu’ya “barış gönüllüleri” gönderdi. Bunlar halk arasında Türkiye dostu, barış meleği gibi dolaştılar. İnsanımızın çeşitli olaylara ilgilerini, tepkilerini, etkilenişlerini, hassasiyetlerini ülkelerine rapor ettiler. ABD Türkiye’nin psikolojik haritasını çıkardı.
ABD bu bilgiler üzerinden Türkiye’de sağ, sol kamplaşması oluşturdu. Türkiye içte birbirlerine soğuk bakmaya başladı. Öğrenci olayları, halk çatışmaları yaşandı. Kahveler, iş yerleri, evler silahla taranır oldu. Türkiye anarşinin kucağına itildi. Halk yarınlarından kaygılandı. 12 Eylül 1980’e kadar böyle devam etti.
1984’ten itibaren ABD terörü kontrolünde tutmaya başladı. Gizli servisleri, terör odaklarını kullanarak Türkiye ve İslam coğrafyasında ayrılık tohumları ekti. İç çatışmalar, savaşlar çıkardı. Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi. Türkiye’de İncirlik’i fesat yuvasına dönüştürdü. Terör odaklarını kullanarak vesayet savaşlarını yürüten ABD için İran İslam Şûrası Başkanı Ali Laricani, “ABD uluslararası DAEŞ’tir” (milligazete.com, 9. 6. 2017) demişti.
Mustafa Kaya kardeşim ABD’nin Türkiye’yi ahtapot misali kuşattığını yazdı: “Eğitim sistemimizi Fulbright Komisyonu ile kontrol etti. Askeri yapımızı NATO ile denetledi. Hollywood’la bizi kendisine hayran (!) bıraktı. Kiralık kalemleriyle zihin dünyamızı inşa etti. Sözde bilgi paylaşımlarıyla istihbarat yapımızı çepeçevre kuşattı.” (Milli Gazete, 15. 10. 2017)
SAVUNMA REFLEKSİMİZ EKSİK
DİKKAT ediyor musunuz? Oyunlar hep İslam dünyası üzerine. Bu coğrafya acıların merkezinde. Filistin, Afganistan, Sudan, Irak, Suriye, Mısır , Türkiye gibi ülkelerde yaşananlar bize ibret olmalı.
ABD zaaflarımızdan faydalanarak İslam ülkelerini terörün merkezi haline getirdi, onları birbirine düşürdü. Eksikliğimiz eğitimsizlik! Türkiye ve İslam dünyası oluşturacağı kaliteli eğitimle yeni nesillere dünyada oynanan oyunları, dostumuzu, düşmanımızı tanıtmalı; dış etkilere karşı kalıcı bir savunma refleksi oluşturmalıdır. Toplumumuzun tuzaklara düşmeyeceği “yüksek bir şuur” kazandırılmalıdır.
Yalnız suçlularla, teröristlerle mücadele etmek yeterli değildir. Suça, teröre sebep olan unsurlar da ortadan kaldırılmalıdır. Bunun yolu milli şuur üzerine kurulmuş eğitim sisteminden geçer. Her bakan değişikliğiyle “sistem”i değiştirirseniz eğitime kalite kazandıramazsınız.
Topluma değerlerimizi savunma refleksi kazandıramayışımız, FETÖ tehlikesini 50 sene sonra görmemizden anlaşıldı. O kadar ipucuna rağmen toplum FETÖ’ye uzun süre aldandı. “Başörtüsü teferruattır” derken “Sen ne diyorsun?” diyebilmeliydik. Meşru bir hükümeti yıkma girişiminde bulunurken, “Bu cesareti nereden alıyorsun?” denilmeliydi. Darbecilere övgüler düzerken “Çizmeden yukarı çıkma!” cevabını almalıydı. FETÖ’nün hızla yükselişi sorgulanmalıydı.
TBMM ’nin FETÖ Darbe Girişimi Raporu’nda eğitimimizin zafiyeti vurgulandı: “Devlet okullarında verilen din eğitimi, öğrencileri çarpık dini telkinlere karşı koyma kabiliyetiyle donatabilecek bir kalitede değildi.” Gençleri sömürgecilere, ülke düşmanlarına karşı kutsallarını savunma refleksi kazandıramayan eğitim her zaman sıkıntı üretir.