Ben çok insana güvendim. Söz ve davranışıyla asgari insani şartları taşıdığını gördüğüm her insana hemen güvendim. Bu açıdan düşünürsek çabuk güvenen bir insanım. İşte konunun nirengi noktası da çabuk kelimesinde saklı galiba. Ülkemizde yaygın kanaat şu; kimseye güvenme! Oysa insanın güvenmesi gerekmez mi?
İnsan ilk önce Allah’a güvenmelidir. Bu şeksiz şüphesiz böyle. Allah’a güvenen insan Allah’a inanana da güvenmeli değil mi? Biz Müslümanlar her şeyden önce Allah’a güveniyoruz. Neden? Allah’a inandığımız için. Öyleyse Allah’a inanan başka insanlara da güvenmeliyiz değil mi? Müslüman Müslüman’a güvenmeli değil mi? İşte tam bu noktada sorun başlıyor. Günümüzde Müslüman Müslüman’a diyor ki; bize mi güvendin? Müslümanlar Müslümanlara güvenmeyecek de Yahudilere mi güvenecek!
Sahibi ve yöneticisi Müslüman olan şirketlerde kimse kimseye güvenmiyor. Bu çok ciddi bir sorundur. Bir Müslüman çalışan bir Müslüman işyeri sahibine ya da işyeri yöneticisine güvenmeyecek de Hıristiyanlara mı güvenecek! Bu güven meselesini sorun haline getiren yöneticilerdir. Herhangi bir işyerinde, çalışan yöneticisine güveniyor ama yönetici çalışanına bana güvenme diyor. Peki, kime güvensin? Falan işyerinde çalışan o işyerinin yöneticisine güvenmesin de filan işyerinin bilmem kimine mi güvensin! Bu sorun özellikle para (maaş) meselelerinde gündeme geliyor. Yönetici çalışanına aynen şunu diyor; bize mi güvendin? Herhangi bir işyerinde herhangi bir çalışan o işyerine güvenmesin de nereye güvensin? Çalışan bir insan nerede çalışıyorsa geliri de oradandır; oradan gelen o geliriyle hayatını idame ettirir, geçimini sağlar. Bundan doğal ne olabilir. Eğer bir insan gayr-i meşru iş yapmıyorsa, alın teriyle geçiniyorsa, helale harama dikkat ediyorsa bu insanın tek gelir kaynağı çalıştığı kurumdur. O kurumun yöneticisi bize mi güvendin diyerek o insana niye gayr-i meşru işler yapmıyorsun demiş olmuyor mu, oluyor. Peki, Müslüman gayr-i meşru işler yapar mı? Müslüman’sa kesinlikle yapmaz!
Bugün herhangi bir Müslüman herhangi bir Müslüman’a güvenmiyor. Bu cümleyi kurarken içim acıdı; biz Müslümanlar birbirimize güvenmeli değil miydik? Neden kimse kimseye güvenmiyor? Ülkemizde öyle şeyler yaşandı ki artık güven kelimesi tedavülden kalktı neredeyse. Aynı odada karşılıklı çalışan insanlar birbirini gammazlıyor. Aynı işyerinde çalışan insanlar maaş zammını kendisine istiyor da yanındaki insan için istemiyor. Yazılı ve sözlü ortamlarda kendisi hakkında güzel sözler söylenmesini istiyor da başkası hakkında güzel sözler söylenmesini istemiyor. Kendisi makam ve paraca üstün olmayı istiyor da başkası için istemiyor. Kendisi arabaya binmek istiyor da başkası için istemiyor. Kendisi ev almak istiyor da başkası alsın istemiyor. Kendisi dükkân açsın istiyor da başkası açsın istemiyor. Kendisi çağrılsın istiyor da başkası çağrılsın istemiyor. Kendisi memur olsun istiyor da başkası olsun istemiyor. Kendisi öğretmen olsun istiyor da başkası olsun istemiyor. Kendisi yüksek makamlara atansın istiyor da başkası atansın istemiyor. Kendisi başarılı olsun istiyor da başkası başarılı olsun istemiyor. Bu kendisine isteyip başkası için istememek hayatın her alanında var; hayatın her alanında yaşanıyor. Yaşayanlar ve yaşatanlar da Müslüman. İki Müslüman bir araya gelse üçüncü Müslüman’ın dedikodusunu yapıyorlar ve o Müslüman hakkında bir tane güzel bir dilekte, bir tane müjdede bulunmuyorlar. Oysa Müslüman müjde vermeli değil miydi? Kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemeli değil miydi? Müslümanlar kardeşti değil mi? Müjde vermesini beklediklerimizin gündemlerinde dahi olmadığımızı biliyoruz. Bana mı güvendin? Evet, sana güvendim!
Güvendiğimiz dağlara kar yağmakla kalmadı buz tuttu buz!