İnsanlık, insanoğlunun doyumsuzluğunu geçen doyumsuz bir zamana doğru gidiyor. Öyle ki insan, kıymetli ve kadim her şeyi gerisinde bıraktığı gibi kendinden geçtiği bir zamanı yaşıyor. Herkesin zamandan, zamana ait olan ne varsa ondan bir çeşit şikâyeti var. Çok renkli, çok ışıklı, çok hızlı bu zaman kimseye tatmin duygusunu tam olarak yaşatmıyor. Hemen hemen bütün farklı lig ve formatlarda yaşam sürdüren insanların ortak kümesini bu tatminsizlik temsil ediyor. Her meclisin iki konusundan birini geçmişin özlemi ve geleceğin derin kaygısı oluşturuyor. İnsanın ihtiyaçlarını sınırsız olarak tespit ettiğimiz günden beri zaten bir gözü aç olan insanı daha da doyumsuz hale getirdik. Bugün her türlü dünyadan insanın şikâyetçi olduğu nesil, zaman, mekân aslında insanın kendi benliğinden şikâyetinin yansıtılmış halidir.
İhtiyaçlar eğrisinden, modern teorilerin birçoğuna varana kadar insana ait tespitlerin hepsi bir birini tekzip eder hale geldi. Çıkışlarında parıltılı birer ışık gösterseler de zamanla bu hızlı değişimin gerisinde kalmışlardır. Beşerin şaşkınlığı giderek alıklığa dönmektedir. Adeta yürüdüğü yolu, geçirdiği tecrübeyi hızla yok etmeye çalışırken hafızasını da aynı oranda silmeye ve boş bir levhaya dönüştürmeye çalışmaktadır. Çünkü fazla bir şey taşımak istemiyor. Bu birikimin ayağına bağ olmasını hızını kesmesini istemiyor. Ancak “retro” diye tabir edilen yeni bir kavram ile o hafızayı yeni durumuna uygun bir şekilde yeniden üretmek, tasarlamak ve kullanılabilir, tüketilebilir yeni bir forma kavuşturuyor.
Eşyalarda, insanda ve dolayısı ile mekânda gördüğü değişiklikleri zamana ve zamanın getirdiklerine bağlayan insanoğlu bu değişim ve dönüşümde kendi payına düşen bölüme hiç bakmak istemiyor. Kitle imha silahlarının askeri amaçlar için kullanılan kimyasal silahlardan daha çok insanın benliğine, algısına ve içsel yapısına doğru yönlendirilmiş her türlü kitlesel iletişim araçlarına da rahatlıkla diyebiliriz. Nitekim bugünü, yarını şekillendiren her ne varsa bu silahları kullanarak şekillendirilmek isteniyor. Aslında bugünün insanı için zindana gerek yok çünkü yakaladığı her yerde bir ağa bağlanıyor. Bağlandıkça, bağımlılaşarak kendi zindanını kendi kuruyor. İnsan kendisi için seçtiği bu zindanda yaşamayı öğrenmeye mecbur oluyor. Ördüğü sistem bu zindandan insanın çıkabileceğini düşünmesini önleyici birçok şeyi icat ediyor. Bundan dolayı hayatın ara tonlarına “retro yaşam” kırıntıları serpiştiriyor. İnsanın rüyası bitti. Çünkü uykuları bile kurgu.
İnsanoğlunun tarihi bir çeşit “Budalalık”lardan ibarettir. Geçmişte ve bugünde böyleyken yarında kuvvetle muhtemel böyle olacaktır. Ancak insanoğlunun bilincine dair zenginliğine doğru bir sondaj yapılabilirse bu zengin hazine insanın var olma, olma gayretine etki edebilir. İnsanı çepe çevre kuşatan bu zindanda çıkmasına yardımcı olabilir. İdrak kanallarını tıkayan bütün görüntülerden kurtulabilir. Bu bakımdan bütün mesele insan olma yolundaki adımları atmak ve mızmız bu hayatı yaşamaktan vazgeçmek gerekiyor ki sahici bir arayış başlayabilsin. Zindanı, kaygıları ve kurguları ortadan kaldıracak şey nostalji’ye ve umutsuzluğa düşmeden sebat ederek adım adım yürüyebilmek gerekiyor. Yoksa bu ağın dışına çıkabilmek zor görünüyor. Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
“Dudakların, bir namlu ağzı;
karanlık ve ıslak
Bilmezsin, en ağır silahtır aslında sessizlik.”
(Dilek Kartal/ Sıfır Kalibrede Ölüm)
Not: Bu hafta hakkın rahmetine kavuşan MükerremKemertaş’tan, “Dün Gece Yar Hanesinde Yastığım Bir Taş İdi”yi dinliyoruz. Allah rahmet eylesin. “Bir dağ ne kadar yüce olsa / Dağ kenarı olur” diyor. “Huma kuşu” da bir sonraki durak olabilir.
Bize Kadar:
1- Fahriddüni Attar, “Kendi ayıbını görebilenlerin ruhlarında bir kuvvet belirir” der.
2- Firdevsi, “Yeryüzünde bütün ızdıraplar, aza kanaat etmemekten doğar” der.
3- Mâlik bin Dinar, “Dünya sevgisi, insanın kalbinden imanın tadını çıkarır” der.
4- Oscar Wilde, “Davranışlar, kelimelerden daha fazla konuşur, daha çok şey ifade eder” der.
5- Dostoyevski “Sevdiğimiz insanın her yalanında bir doğru, sevmediğimiz insanın her doğrusunda bir yalan ararız” der.
Dağarcık
“Bizim modern ölüm tecrübemizi etkileyen önemli değişikliklerden biri ölümün ‘toplumdan kurumlara taşınmış olmasıdır.’ Artık evde değil hastanede ölüyoruz, sevdiklerimizin dua ve sevecenliğiyle değil doktorların umutsuz bakışları altında öte âleme uğurlanıyoruz.”
(Kemal Sayar’dan tadımlık)
TEKKE
İnsanları birbirinden ayıran şu üç şeyden ibarettir:
1- Ne oldukları
2- Neye sahip oldukları
3- Neyi temsil ettikleri (Schopenhauer)
Bir Lahza
“‘Sigara öldürür’ yazıyor. İçersen ölebilirsin. Sana kalmış. Her şeyde böyle uyarı olduğunu düşünün. ‘Onla çıkma. Hayatını mahvedebilir’ veya ‘O işe girme. Mutlu olmayabilirsin’ veya ‘Arkadaş seçerken dikkatli ol. Puşt çıkabilirler.’ İnsanları uyarsalar iyi olur.” (7 Años’dan / 2016)