TRENLERİN son durağının Haydarpaşa olduğu günlerde,

Anadolu dan trene binen bir dedemiz İstanbul a iki kişilik bilet alır ve

kız-oğlan ve torunların el sallamalarıyla kendi şehrinden ayrılır.

Kırk yıllık hanımı vefat ettikten sonra yeni hanımıyla

gelir İstanbul daki çocuklarının yanına.

İstanbul a geldik diye gece saat üçte inerler. Tren

hareket edince anlar indikleri yerin yanlış olduğunu.

Orada gezinen birine sorar Burası Haydarpaşa mı der.

Adam, Hayır baba burası Bostancı diye cevap verince

babanın içinden neler geçtiğini kimsenin tahmin etmesi mümkün değil ama babanın

iki elini iki dizine vuruşunu gören gece kuşlarından biri anlamış onun iç

durumunu.

Yanına gelmiş, Üzülme baba, nereye gideceksin demiş ve

Avrupa yakasındaki adresi öğrenince ticari taksilerden birini çağırmış ve Bu

babayı elindeki adrese bırak gel ve paranı benden al der.

Bana bu olayı babanın kendisi anlattı.

Komşum yaşlı bir kadın vardı-Allah rahmet eylesin-

evimizin karşısında yaşlı dermansız bir kadının çamaşırlarını yıkar, her gün

bir kap da yemek verirdi.

Yaşlı kadın o kadar geçimsiz ve sinirli ki, yıkanan

elbiseleri ütüsüz veya ütüsü kötü yapılmışsa bizim komşunun başına çarpar,

çorbayı beğenmezse döküverir. Para almadan iyilik yapan benim komşum, buna

rağmen biraz bizim yanımızda söylenir ama yine de yazık kimsesi yok diyerek

aynı yardımı yapmaya devam ederdi.

Yeni duydum, o komşularımızdan bir hanım bu günlerde

ameliyat olmuş ve hastanede kaldığı sürece yanında refakatçi olarak eski

komşularımızdan bir hanımın kızı kalıvermiş.

Genelde bizler eski dönemlerde yapılan ve yazıya geçen

iyilikleri anlattığımızda, bazıları Neredeeee o eski günler derler.

Halbuki dikkatle bakıverse çevresinde aynı iyilikleri

yapmaya devam eden insanlar vardır.

Vakıfların ve derneklerin yanında kimseye haber vermeden

öğrencilere burs veren insanlarımızı unutuyoruz.

Asya da, Afrika da, Amerika da mağdur ve mazlumlara el

uzatan dernek ve vakıfların gerisinde birlerce isimsiz hayırseverin elleri,

gönülleri ve malları vardır.

Dünyanın güzelliklerini bir defa olsun görmeyen, anadan

doğma kör olduğu halde Boğaziçi Üniversitesi ni bitiren, bir kitap da yazan bir

dostum anlattı: Biz, körler yardım istemeden bize yardım etmemelerini

istiyoruz dedi ve bir olayı anlattı: Bir yemekli toplantıda masanın

başındakilerden biri de körmüş. Yanında oturan köre iyilik olsun diye ayranını

açıvermiş ama açtığını köre söylememiş. Kör, yemeğini biraz yedikten sonra ayranı

içmek istemiş ve eline aldıktan sonra çalkalamak için bir sallar, arka

masadakilerin başına sıçrar, öne doğru sallayınca da masanın karşısındakileri

ayranla ıslatır diyor ve biz, yardım istemedikçe yardım etmesinler diyor.

Annenizin, babanızın, yakınlarınızın yardımlarını

göremezsiniz, çünkü o yardımları görerek büyüdüğünüzden tabii halleri olmuştur.

Onların değerini, batıya gittiğinizde, batılının soğuk,

bencil yüzünü gördüğünüzde anlarsınız Müslüman halkımızın iyilikseverliğini.

Allah, bizi iyilerden ve iyilikseverlerden yapsın ve iyiler arasında iyilik

yaparak iyi bir hayat yaşayanlardan etsin.